Bazı şeyleri, ki bu genelde sanattır, bazı kişiler yüzünden hep yanlış anladık!
Bu kişilerin ortak özelliği, yaşadıkları yerin her koşulda savunulmasını şiar edinmiş seçilmişlerdir.
Bu seçilen ama sanatı sadece kendi çıkarları doğrultusunda anlamaya çalışan demokrasinin güzide(!) insanlarına ithafen yazıyorum bu yazıyı…
Bir filmde bir karakterin karaktersiz oluşu o filmin değerini ne düşürür ne de yükseltir.
Bir filmde bir karakterin karaktersiz hali doğduğu şehrin karakteristik yapısını göstermez.
Bir filmde kötü karakterin yaşadığı veya doğduğu ya da karakteristik olarak baskın şehirli karakteri dahi o şehrin karakter analizini bize yansıtmaz.
Ülkemizden önce dışarıdan bir örnek vermek istiyorum…
Dan Brown’u okur-yazarlar bilir. Dünyaca tanınmış ve hemen hemen her ülkede romanları satış rekorları kırmış ve en az bildiğim kadarıyla üç romanının sinema filmi çekilmiş tanınmış bir yazardır.
The Da Vinci Code (DAVINCI ŞİFRESİ) romanı bestseller olmuştu dünyada. Kitapta tasvir edilen her yer turizm patlaması yaşadı. Paris’in hiç bilinmeyen sokakları, kiliseleri ziyaretçi akınına uğradı.
Sonra filmi çekildi. Hatta kitaptan daha çok ilgi gördü ve inanın filmde geçen her sokağın görülmek istenmesi o yazarın maharetidir.
Fakat anlatmak istediğim şey çok açık…
Paris polis teşkilatının kötü lanse edilmesi ne Parislilerin derdi oldu ne de Paris polis teşkilatının derdi oldu…
Parisli bazı karakterlerin karaktersiz oluşu ne bakanları tedirgin etti ne de milletvekillerini…
Fakat ülkemizde maalesef sonradan türemiş varsaydığım bir algının peşinden savrulup gidiyoruz.
Bir filme bakarken bütün kıstasları değerlendirebilirsin ama karakterlerin karaktersiz hallerini, o hallerin nereli olduğuna bakıp “Niye bu karakter bu şehirli?” gibi bir soru soramazsın!
Sorduğun an olayın özünü kaçırmış olursun!
Filmi yapanların derdi, o karakterleri canlandıranların derdi bu değil, bu kesin bilgidir!
Dert başkadır ama dert aslında bilinmesine rağmen “seçilmişlerin” dertlerinin bambaşka olduğu için bu tür konuşmalar yaptırımlar yapılmak isteniyor.
Malatya’da geçen bir hikâyeyi anlatan Dedemin Fişi filminde sahtekâr “Kayserili Enişte” karakteri var.
Malatyalı ailenin eniştesi ama çok sahtekâr bir figür…
Bu karakter yüzünden filmi incelemeye aldılar; Kayserililer kötü gösteriliyor diye…
Soru çok açık: Bu karakterden ülkenin her vilayetinde rastlamamız normal mi?
Normal, diyenleri duyabiliyorum çünkü eğer muntazam bir şekilde ajansları kaçırmıyorsanız ya da gazete okuyorsanız her ilde karaktersizlerden tutun da kansız insanların olduğunu idrak etmeniz için il il gezmenize gerek yoktur!
Öyle haberler okuyoruz ki bu “Kayserili enişte” karakteri o tür adamların yanında çok saf kalır.
Ayrıca bazı tiplerin kansız oluşu yaşadığı ili lekelemez ve aslında yaşadığı ile de bakılmaz.
Sayın seçilmişler, bazı “şehirli tiplerin” hallerini genelleme olarak algılarsanız ve bunu deklare edip olayı yargı boyutuna taşımak istemeniz o “şehirli karakterin” vermediği algıyı siz vermiş olursunuz.
Anlatmak istediğiniz şeyin algısını bu tür hareketlerle siz veriyorsunuz!
Lütfen yirmi-otuz yıl önce çekilmiş Kemal Sunal filmlerine bakınız.