Şehir

Abone Ol

Kaçmak… Ne çok duyar olduk bu kelimeyi. Sanki tüm huzurumuz, bizden bir tren mesafesi, bir yol ayrımı, birkaç bin kilometre öteye saklanmış gibi. Bazen bir şehirden diğerine göçüp duruyoruz, ruhumuzun ağır yüklerini oradan oraya taşıyarak… Hep o özlemini çektiğimiz huzura bir gün ulaşacağımızı umarak.

Kaçıp kurtulmak istediğimiz şeylerden, uzaklaşsak bile kaçamıyoruz. Çünkü aslında bizi ağırlığıyla ezen bu “şehir” değil, kendi iç dünyamızın keşmekeşi. Kavafis’in dizeleri yankılanıyor:

"Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin, bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.

Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;  -bir ceset gibi - gömülü kalbim.

Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?

Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam, kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,

boşuna bunca yılı tükettiğim bu ülkede."

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir.

Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.

Aynı mahallede kocayacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına.

Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.

Başka bir şey umma. Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.

Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir

bütün yeryüzünü de.

"Bu şehir arkandan gelecektir." Sanki her sokak köşesinde, her deniz kenarında, ardımızda bıraktığımızı sandığımız hayat, içten içe bize göz kırpıyor. Ne kadar uzağa gidersek gidelim, sıkıntılarımız, kırgınlıklarımız, yüzleşmeye korktuğumuz yanlarımız bir gölge gibi adım adım peşimizden geliyor.

Başka bir liman bulsak, başka bir denizin karşısında soluklansak bile, içimizde fırtına durmadıkça sahil sessiz kalmıyor.

İçimizde çözüm bulmamış sorularla dolu bir bavul taşıyoruz, ağırlığını anlamadan. Kim bilir, huzursuzluklarımızı eşyalarımıza gizliyoruzdur. Yeni bir şehirde yeni bir yaşam ararken kendimize bile itiraf edemediğimiz bir kaçış içindeyiz.

Gerçek huzur, bir yerden bir yere gitmekle, yaşantımızın şeklini değiştirmekle değil, içsel bir hesaplaşmayla gelecek. Geçmişin zincirlerinden, kaygının gölgelerinden kurtulmadıkça, yeni ufukların da bize eskiyi anımsatmaktan başka bir şey sunmayacağını anlamak gerek.

Bazen kaçışa kapıldığımızda, o sonsuz uzaklıkta aradığımız şeyin aslında kendimizin yansıması olduğunu unuturuz. Gözlerimizi kapattığımızda içimize dolan o tanıdık şehir, bizi sakince kendimizle yüzleşmeye davet eder. Çünkü asıl özgürlük, hiçbir yere gitmeden, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmekte, sorulara gözümüzü açabilmektir.

Belki de huzur arayışımızın sonu bir coğrafyada değil, kendi iç yolculuğumuzun derinliklerinde gizlidir. Nerede olursak olalım, önce kendi kendimizi dinginleştirebilmeliyiz ki, ardımızda bıraktığımız her şehir gerçekten arkada kalabilsin.