ŞEHİDİN ÇAĞRISI

Abone Ol

Bir pazar sabahı uyandığımda yarı hatırladığım rüyayla düştüm Kültür Merkezindeki işimin yoluna.

Kışın soğuk ayaz sabahında bir mutluluk vardı içimde. Sanki her şey, gelecek güzel bir muştunun habercisiydi.

İşe gidip bir saat sebepsiz mutlulukla bekledikten sonra telefonum çaldı. Arayan iş arkadaşım Hakan Aslan’dı. Bana rüyasını anlattı ağlamakla hıçkırık arası; ağabey yüreğinin dayanılmaz sızısıyla…

Hep şehitler için yazmıştım ama hiç onlar tarafından kâle alınacağımı ummamıştım.

Hakan rüyada şehit olan kardeşini görmüş. Şehit kardeşi beni çağırıyormuş. Adımı zikrederek, “O gelecek” demiş.

Bu haber beni çok mutlu etti. Öyle ki baskı ve imkansızlıklar yoluma dizilmişken can kattı canıma. Hemen eşimi aradım Ömür boyu aradığını bulan mecnun gibi anlattım 11 Nisan Salı günü. Eşimle çıktık yola. İnanın bayram yerine giden bir çocuk gibi şendi yüreğimiz. Eşim biraz bulgur ve şeker aldı şehit bizimdi ve bizi çağırmıştı. Hani onca insan arasında bizi… Bu çok güzeldi.

Akçadağ arabasına binip yola koyulduk. Akçadağ’a yaklaştıkça bir sevgi kucakladı bizi. Tarifi imkansız bir sahiplenişle ayak bastık Akçadağ toprağına. Benim onca akraba mezarım var, mezarlığa ziyarete çok da gitmişimdir fakat hiç birinde bir mezarlığı bu kadar sahiplenemedim. Mezarlığa attığımız her adımda güzel bir koku karşıladı bizi. Öyle bir koku ki yüreğiniz bile duyuyor tadını.

Anlatılması imkansız bir güzellikte şehidimiz GÖKHAN ASLAN’ın al bayraklı kabrine geldiğimizde dünyanın hiçbir yerinde tatmadığım huzura kavuşmuştum. Biz GÖKHAN ASLAN’ın misafiriydik. İş arkadaşım bile yabancıydı. Daha önce tanıma şerefine layık olmadığım GÖKHAN ASLAN benim en yakınım olmuştu. Bir gün öncesi şehidin doğum günüymüş. Eşinin özenle diktiği güller güneşte parlar iken bir cennet penceresi gibi yüreğimize güzellikler açtırıyordu. Şehit kabri susarak bile ümmetini irşad eden peygamber gibi duruşuyla İslam’ın kalesi gibi bize HAK aşkını, İslam’ı anlatmaktaydı.

O andan itibaren sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yüreğime doğan GÖKHAN ASLAN dilime yürüdü. Sanki arkadaşım Hakan’a “GÖKHAN’IM” demeye başladım. Her deyişte Hakan’ı üzmekten üzüldüm ama Akçadağ sınırları içindeyken Hakan’a hep “GÖKHAN’IM” dedim elimde olmadan. İnanın GÖKHAN’IN bana seslendiğini, onun misafiri olarak beni buyur ettiğini hissettim.

Bilmiyorum şehit tarafından çağrılmak ne ola ama belki şehitler için yazılarım, üzülmem ve PKK’ya karşı yazmam olabilir sebebi. Şehitlikten ayrılıp şehit annesinin evine ulaştığımızda daha önce hiç görmediğim şehit annesine sarılarak ağlamaya başladım.

Şehit annesi beni evladı gibi kucakladı. Ben annemi yakın zamanda kaybetmiştim, ana kucağına özlemim hat safhadaydı. Sanki gökyüzünde şehidin gölgesinde ben Yeter Anama, o da GÖHKAN’ına sarılmıştı. Biri annesi diğeri de evladı için ağlayan iki yürek buluşmuştu.

Şehitliğin gölgesinde şehidimizin annesi bizi içeri buyur etti. Evladı GÖKHAN gibi davrandı, iyi niyetlerle dolu koca bir gün oldu bize.

Şehit babasının gözlerinde Hz. Yakup gözyaşını gördüm. Gülmeye utanıyor, yaşamaktan sıkılıyor, kimseye derdini açamıyor, gözyaşını baba yüreğinin enginliğine akıtıyordu ve ayakta durmasına tek sebep HAK’ka olan imanlarıydı, bu çok belliydi.

Ben öksüzlüğü iyi biliyorum. İnsanın bir yanı yok gibidir ama o gün şehit anasının yanında öksüzlüğüm gitmişti. Bizi yolcu ederken annem gibiydi ve hala Hakan’a “GÖKHAN’IM” diyordum. Ta ki Akçadağ sınırlarından çıkana kadar.

Cenneti ziyaret etmiş gibi huzurla eve dönerken şehidimizin bütün varlığıyla bizi çağırması ÇOK GÜZELDİ…