SEÇİMİ BİZ KAZANACAĞIZ: 1 NİSAN ŞAKASI

Abone Ol

İnanmak başarmanın yarısı derler. Başarısızlıkların temelinde “inanmama” vardır ya da “inandıramama” vardır. İnanmak için çok çalışmak gerekir yeni fikirler üretmek gerekir ve en önemlisi o fikirleri hayata geçirmek gerekir.

2002’deki genel seçimlere bir ay kala Recep Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal’ın katıldığı Siyaset Meydanı’nı halen çok iyi hatırlarım. Daha yeni doğmuş bir partinin liderini ve meclis dışındaki Türkiye’nin ilk partisinin liderini o zamanlar izleyenler şu kanıya varmıştır: Bu iki partinin biri iktidar diğeri muhalefet olur.

Tayyip Erdoğan o programda ben çocukken simit satardım, dediğinde Deniz Baykal da aynı şeyi söyledi. Ertesi günkü manşetlerde “Meğer iki lider de simitçiymiş!” manşeti boy gösterdi. Diğer liderler “simit” üzerinden siyaset yapmaya çalışıyordu o zamanlar!

Kapı kapı gezip gönül alan Ak Parti kadrosunun en temel özelliği klasik siyaseti bırakmasıydı. Rahmetli Erbakan hocadan kalan “her eve gitmeliyiz” şiarını sürekli geliştirerek büyük yol almıştır bu konuda Ak Parti. Ama büyük kalabalıklara hitap ederken “hatipliğin” halen ne kadar etkili olduğunu Ak Parti’den daha iyi kimse bilemez diye düşünüyorum.

Devlet Bahçeli’nin her hangi bir grup toplantısında bile sesi düşüyor konuşma sonunda. Kılıçdaroğlu da Devlet Bahçeli de yüksek sesle konuşurken bağırıyorlar ve etkili olamıyorlar. Sesi yükseltmek ile bağırmak arasındaki farkı bir kavgayı izleyince anlarsın. Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli sürekli kavga ediyormuş havası veriyor.

Tayyip Erdoğan konuşurken dikkat edin… Ses sisteminin kalitesi dahi daha iyi… Mitinglerdeki konuşmalara bakın hemen farkı anlarsınız. Olaya sadece “içerik” olarak değil, hem estetik hem de görsel olarak hazırlanıyorlar. Ak Parti’nin kendi adaylarını tanıtma şovu, diğer partilere ders olacak niteliktedir. Her ilin kısa filmi, büyük bir coşkuyla aday tanıtımı, adayın kısa öz geçmişi gibi…

CHP ise sanki iktidarmış gibi bir rahatlık içinde… Halen aday açıklıyor ve her zamanki gibi kendi içinde bir kavgaya girmiş. Başbakan direkt Sarıgül’ü hedef alan konuşmalar yapıyor ve Başbakan’a yakın kanallar Sarıgül üzerinden kara propagandaya girişmiş durumda ama CHP’nin içindeki eski Türkiyeli kafalar halen Sarıgül’ü tartışıyor.

Eğer bir başbakan kendi konumunun altında bir şahsı eleştiriyorsa, demek ki bir tedirginlik vardır. Ama bunu CHP anlamıyor! Çünkü Sarıgül’ün taktiği aynı Ak Parti taktiğidir ve Başbakan meydanlarda o yüzden konuşuyor.

İnanmak gerekir ve bu inancı destekleyici hareketler yapmak gerekir iktidar olabilmek için. Sadece belli zümrelerin oyu ile hayatta kalmaya çalışmak muhalefeti kanıksamak anlamına gelir. Bakın, Malatya’da iki adayın sesi çok çıkıyor. Biri mevcut belediye başkanı diğeri daha önce belediye başkanlığı yapmış bir aday. İddia ediyorum, televizyondan bir arkadaş eline mikrofonu alsın ve Malatya sokaklarında şu soruyu sorsun: Saadet Partisi Genel Başkanı kim? Erbakan diyen çıkar, Recai Kutan diyen çıkar ama Prof.Dr. Mustafa Kamalak diyen kaç kişi çıkar?

Siyaset zor zanaattır belki biraz da “maya tutma” meselesidir ama inanmanın şartları vardır ve tevekkül en son iştir.

MHP Malatya Kadın Kolları Başkanı Ayşe Gülay Coşkun, SONSÖZ gazetesine verdiği röportajda, “MHP, seçim sonrası Malatya Büyükşehir Belediye Başkanlığını alarak, 1 Nisan şoku yaşatabilir” demiş. İnanmış bir liderin inanmış seçmenleri olur ve “şok” denilen ifadenin altında aslında “inanmama” yatar.

Siyasetin temelinde “inandırma” vardır ve inanç ile olur. İnanan insanda “şok” falan olmaz!