Sazcı Cafer Bakır

Abone Ol

1960’lı yılların henüz başı;
Bir gün, Cafer Ustanın Kışla Caddesindeki küçük dükkanında karşılıklı çaylarını yudumlarlarken,
-“Usta benim sesim güzel” deyiverdi birden.
Yılların güngörmüş ustası hemen bağlamasını aldı ve
-“Hadi görelim o zaman” diyerek sazı tıngırdatmaya başladı.
Minik bir konserden sonra Cafer Usta bu gençteki yeteneği gördü ve ilgilenmeye karar verdi.
Günler geçti, Cafer Usta çaldı Fahri söyledi. Her gün yeni bir şey öğreniyor ve Kendine güveni artıyordu. Artık bir grup kurmak zamanı gelmişti. Bu isteğini Cafer Ustaya anlatınca Cafer Usta elinden gelen yardımı yapacağını belirtti. Bir süre sonra bir kişi ile başlayan çalışmalar önce 15 daha sonra 30 kişiye kadar çıktı. Malatya Halk Müziği Konservatuarı görevi gören dükkan dar gelmeye başlamıştı.
Kimler yoktur ki bu musiki çalışmalarında;
Rahmetli İlhan Kızılay, Mehmet Engin, Fahri Özyıldırım, Mehmet Yumrutepe, Mehmet Furun, Doğan Özkan, Hasan Çağlar, Hüseyin Kapıkıran, Bilgi Şimşeker, Hasan Meşeli, Talip Özak, Yaşar Tutar...

“Son Postnişin”
“Ocak Dedesi”
“Saz Ustası”
Malatya’da Halk Musikisi, saz yapım ustası ve sanatçı yetiştiren üstat denince akla gelen ilk isim, aynı zamanda bir Alevi dedesi de olan Cafer Bakır dedeyi genç kuşaklara tanıtmak istiyorum.
Cafer Bakır, Sivas’ın Kangal ilçesinin Davulbaz köyünde, 1904 yılında dünyaya geldi. Babası Hüseyin Ağa, annesi Hatice Anadır. Cafer, iki erkek kardeşin büyüğüdür. Daha okul yıllarında iken birinci Dünya savaşı (1914) başladı ve Baba Hüseyin Ağa silah altına alındı. 1919 yılı 12 Mayıs’ta Erzurum’da şehit düştüğü haberi geldi.
Küçük Cafer, bir gün dedesi Mustafa Ağanın kendine özel bir saz yapımı sırasında onu izlerken, değişik duygulara kapıldı. Dedesine bakarken on yıl sonrasının Cafer Ustasını görüyordu sanki. Bunun üzerine, dedesini saz yaparken daha dikkatlice izlemeye başladı. Ama dedesi buna izin vermedi. Sen medreseye gidip okuyacaksın, böyle şeylerle uğraşmana izin veremem deyip izlemesini yasakladı ama o, bu defa çocuk merakıyla gizli gizli kapı aralıklarından dedesini izlemeyi sürdürdü. 7 yaşında iken dedesi öldü. Küçük Cafer’in hayalini dedesi gibi güzel sazlar yapmak süslüyordu artık.
Dedesinin dediğini yaptı. 12 yıl süren uzun bir medrese eğitiminden sonra hafız olarak mezun oldu.
Bir süre amcasıyla marangoz olarak çalıştı.
Yıl 1928, harf devrimi yılları...
Atatürk’ün emriyle iyi eğitim almış gençleri muhtelif yerlerde toplayıp latin harfleri eğitimi verilmesi seferberliği başlamıştı. Bu seferberliğe gönüllü olarak yazıldı. Latin harfleri eğitimini kısa sürede başarıyla tamamlayıp latin harflerini insanlara öğretecek “Eğitmenlik” hayatına başladı. Daha sonra Milli Eğitim kadrolarında öğretmenlik teklifi geldi ama kabul etmedi. Kendi tabiriyle, içindeki saz yapma aşkını hayata geçirmek için uygun zamanı bekleyecekti.
Daha sonra, Devlet Demir Yollarında yol-köprü ustası olarak işe başladı. Sivas Malatya Elazığ Diyarbakır arası bütün köprü, istasyon binaları, yol çalışmalarında yani Cumhuriyetin yeniliklerinde, inşasında hep emeği geçti.
Devlet Demir Yollarındaki çalışmaya devam ettiği günlerde artık çok partili sisteme de geçilmişti. Cafer Usta da ufak ufak siyasete merak sarmıştı. CHP saflarında, genel seçimlerde siyasetin önde gelenleri ile oy toplamak için köy köy gezmeye başladı. Ama DDY’nın bir çalışanı olduğu için bu davranışı hoş karşılanmadı. O da sanki bunu bekliyormuşcasına istifasını vererek DDY’larından ayrıldı ve çocukluk hayali olan saz yapım işine adım attı.
Mevlit adında bir arkadaşı ile ortak, Akpınarda bir iş hanında küçük bir dükkan tuttu. Daha sonra da tek başına Saman pazarında çok küçük bir dükkan kiralayıp saz yapımına başladı. O yıllarda büyük bağlama virtüözü Mehmet Yumrutepe ile tanıştı ve Mehmet Yumrutepe erken yaşta rahmetli oluncaya kadar, aralarında çok güçlü bir dostluk bağı kuruldu ve bu bağ hiç kopmadı, hiç ayrılmadılar. Ta ki Mehmet Yumrutepe hain bir kurşunla öldürülene kadar.
Cafer Bakır, okumayı ve okutmayı çok severdi. Köylerinde okuma imkânı olmayan gençleri Malatya ya getirir onların tüm masraflarını üstlenir mezun oluncaya kadar kol kanat gererdi. Vatani görevlerini yapan erleri harçlıksız bırakmaz memleketine gidenlerin yol masraflarını üstlenirdi. Yanında yetişen onlarca çırağının arasında yetiştirme yurdunda kalan kimsesiz çocuklar da vardı, bedensel engelliler de!. Onlara yatacak yer temin eder, ellerinden tutardı. Ramazan aylarında misafirsiz iftar yapmak onun kitabında yazmazdı, sokağa çıkar oradan kim geçtiyse, mutlaka iftara davet eder, misafirsiz sofraya oturmaktan hiç hoşlanmazdı.
Kur’an-ı Kerim’i Arapça olarak okurdu ve anlardı. Aynı zamanda çok bilgili bir Alevi dedesi olduğundan, dini bir konuda bir konuşma, tartışma olduğunda, ilgili ayeti önce Arapça olarak ezbere okur, sonra Türkçesini açıklar, tartışmayı sonlandırırdı.
Şehir dışından gelen ünlü Ozanlar ses sanatçıları mutlaka O’nun o küçücük dükkânına uğrar, onun sohbetinden feyz alırlardı. Yüksel Özkasap, Aşık Nesimi, Muhlis Akarsu, , Mahsuni Şerif, Ali Ekber Çiçek, Mahmut Erdal, Yıldıray Çınar, Dilaver Uyanık, Hakkı Coşkun, Sami Kasap, Aliseydi Adıgüzel, Derdiyoklar ve daha niceleri.
Çok sık görüşmediği insanları hatırlamakta zorlanan Cafer Usta, bu özelliğini hiç sevmez ve şikayet ederdi.
Kendi ağzından dinleyelim;
Kışla caddesindeki dükkandayken, kapının menteşesi bozulmuştu. Bozuk menteşeyi aldım elime, çarşıya iniyorum ki, hırdavatçıda tamir ettireyim. Bir de baktım yanımda bir adam; o da benimle aşağı doğru beraber yürüyoruz. “Cafer usta işlerin nasıl, sen nasılsın” diye samimi sorular soruyor. İşte böyle sohbet ede ede indik çarşıya. Adamı görmüşüm bir yerden tanıyorum ama bir türlü çıkaramadım. Cadde kenarına siyah büyük bir araba yanaştı kapıyı açtılar, buyrun sayın valim dediler, tokalaştık, ayrıldık!. Tanıyamadığım kişi Malatya’nın efsane Valisi Cezmi Kartaymış…
Yine bir gün Mahsuni Şerif bir konser için Malatya’ya gelmiş. Ustayı ziyaret etmeden gitmek istememiş. Kışla Caddesindeki küçük dükkana gelmiş. Usta yemek yiyormuş. Mahzuni merhaba demiş ve duvardan bir saz alıp çalmaya başlamış. Ustanın yemeği, Mahsuni’nin de çalması bitince, Mahzuni sazı duvara asıp beni tanıdın mı dedem demiş. Usta da tanımadım ama çalışın Mahsuni’ye benziyor…

Hamido olaylarında dükkanı tamamen yakılan Cafer usta olayların akabinde zorunlu olarak şehri terk edip kızı Seval’in yanına İzmire gitti.
Olaylarının ertesi günü, dükkanı kontrol etmeye giden usta eve bir tek kerpetenle dönmüş ve eşine, gülerek “sadece bu kalmış, önce yağmalamışlar sonra da yakmışlar”. Diyerek bir kara mizah örneği sunmuştu.
Büyük bir saz üstadı olmasına rağmen, saz çalan ustalara saygısından ötürü;
“Ben sazı yapan ustayım, çalan usta değilim” diyerek toplum huzurunda onların yanında saz çalmayacak kadar yüce gönüllü bir kişilikti.
Kışla Caddesindeki dükkanı, komşularının ve tüm Malatya ‘lıların anılarında, dışarıya yayılan taze oyulmuş dut ağacı talaşının kokusu ve içeriden gelen hafif musiki nağmeleriyle hatırlanır. Komşu esnaflar, aralarında ticari bir anlaşmazlık olduğunda Cafer Usta’nın hakemliğine baş vururlar, o da insanı rahatlatan ses tonuyla ve tasavvufi felsefeden verdiği örneklerle komşularını teselli edip aralarında hakemlik yapardı.
“O, Saz Değil, Gönül Yapan, bir gönül adamıydı”

Her zaman ben nisan ayında öleceğim diyen usta 2 Nisan 1997 tarihinde aramızdan ayrıldı. Dedemize rahmet diliyorum…
Malatya musikisinin temel taşlarından, “Son Postnişin, Ocak Dedesi, Saz Ustası” Cafer Bakır Dede’yi dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.
Yine bir değerimizi andık sizlere de hatırlattık.