Bayramdan önceki günlerde, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’in birinci icraat yılını tamamlaması nedeniyle düzenlediği toplantının ardından, bir yerel tv kanalında, kendisinden önceki döneme yönelik ağır suçlama ve ithamları, kentin gündemini bir anda Sami Er ve selefi Selhattin Gürkan çekişmesine odakladı.
Son dönemde bu konuyla ilgili çok şey yazılıp çizildi; fazlasıyla eleştiri yapıldı. Sami Er de bu tenkitlerden gereken dersi aldı diye düşünüyordum. Ancak özellikle Ak Parti Genel Merkezinden uyarı aldığı yönündeki iddialar ve buna karşı kendisinin sessiz kalması ve yeni bir pozisyon belirlememesi sonrasında böyle bir yazının yazılması gereğini oluşturdu zihnimde.
Eski Belediye Başkanı Selahattin Gürkan hakkında ileri sürdüğü iddialar sadece Gürkan’ı değil, Ak Parti Genel Merkezi’ni de harekete geçirdi. Zira iddialar ciddi: Yolsuzluk, usulsüzlük, yönetim zaafları… Ve bu iddialar, bir yerel televizyon programında deyim yerindeyse “laf arasında” söylenmiş gibi sunuluyor olsa da meselenin öyle olmadığı, hatta Başkan Er’in icraatlarını anlatmaktan çok, asıl olarak geçmiş döneme ilişkin düşüncelerini ifade etmek için programa çıktığı görüntüsü oluştu.
Burada mesele, sadece kimin haklı kimin haksız olduğundan ibaret değil. Mesele, bu şehrin, bu milletin iradesine emanet edilen makamın ciddiyetidir. Eğer Sami Er gerçekten bir yanlış gördüyse ve buna rağmen, iddia edildiği gibi Ak Parti Genel Merkezi kendisine “demogoji yapma, işini yap” demiş ise, işte orada asıl mesele başlar. Zira doğrulukla yola çıkan biri ya susturuluyordur ya da susturulmaya izin veriyordur. Her iki durumda da halk iradesinin kendisine emanet ettiği makamın ciddiyetine layık bir tutum ortaya konulmamış demektir.
Çünkü emaneti taşımak bir şereftir; emaneti kirletmemek ise çok daha büyük bir şereftir.
İktidar partisi Ak Parti’den seçilmiş bir belediye başkanına, eğer gerçekten “yolsuzlukların üstünü ört, bu meseleyi kurcalama, sen sadece işine bak ve hizmetini yap” şeklinde bir telkin veya uyarı geldiyse, Sami Er’in bu partide kalması da, belediye başkanlığında devam etmesi de sürekli tartışma konusu olacaktır.
Bu nedenle, Başkan Sami Er’in önünde iki yol bulunmaktadır: Ya dile getirdiği iddialarını yargıya taşıyıp kurumun saygınlığını korumak zorundadır ya da istifayı gündemine almalıdır.
Aksi takdirde bu hareketsizlik, yapıldığını iddia ettiği yolsuzluğa ortaklık anlamına gelir.
EĞER DOĞRUYU SÖYLÜYORSAN, GEREĞİNİ YAP!
Başkan Sami Er’in dedikleri doğruysa ve Selahattin Gürkan dönemine dair ciddi yolsuzluklar, şaibeler, usulsüz harcamalar söz konusuysa, bunu televizyonlarda söylemekle yetinmek değil, görevini hakkıyla yapmak icap eder.
Yani bu kişi hakkında süratle Cumhuriyet Savcılığı nezdinde suç duyurusunda bulunması gerekir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurur: “Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman 78)
Eğer Sami Er bu kötülükleri sadece “diliyle” söylüyor ama “eliyle” yani hukukla, delille, resmi başvurularla düzeltmeye yanaşmıyorsa o zaman imanının en zayıf derecesiyle bile hareket etmiyor demektir. Bir belediye başkanının, iddia ettiği yolsuzlukları savcılığa taşımaması, görevini ihmal etmesi anlamına gelir. Hakkı söylemek, adaleti aramak, millete karşı en büyük vecibedir. Ve yine Kur’an-ı Kerim’de emredildiği üzere: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun…” (Maide suresi 8. ayet)
O halde Başkan Sami Er’e düşen, bir televizyon mikrofonuna değil, adaletin kapısında konuşmaktır. Eğer bunu yapamıyorsan bu yaptığın çıkışlar, halkın gözünde yalnızca bir “rol icrası” olarak kalır.
YA KONUŞ GEREĞİNİ YAP, YA DA İŞİNE BAK!
Başkan Sami Er, Malatya halkının oylarıyla bir yılı aşkın süre önce Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçildi. O günden bu yana hemen her açıklamasında, her fırsatta bir önceki başkan Selahattin Gürkan dönemine dair ithamlarda bulunuyor. Peki, bir yıldan fazla süredir bu makamda oturan yetkili olarak siz ne yaptınız?
Bu iddiaları her dile getirdiğinizde neden hukuki bir süreç başlatmadınız? Kamuoyunu meşgul edip duruyorsunuz ama hiçbir dosya, hiçbir resmi girişim, hiçbir adli müracaat ortada yok. Sürekli konuşuyorsunuz, ancak bu konuşmaların arkasından hiçbir somut adım atmıyorsunuz. Daha vahimi, her defasında iddialarının arkasında durmak yerine, genel merkezden geldiği iddia edilen en ufak bir uyarıyla susmayı tercih ediyorsunuz. O zaman soralım: Eğer her sözünüzden sonra genel merkezin tepkisiyle geri adım atacaksanız, bu çıkışları neden yapıyorsunuz? Milletin karşısında rol kesmenin, vicdanları suistimal etmenin adı siyaset değildir. Bu millet, artık lafa değil, icraata bakıyor.
Öte yandan Malatya, 6 Şubat depreminin ardından derin bir yıkım yaşadı. Şehir hâlâ toparlanabilmiş değil. Peki siz bu bir yıllık süre zarfında ne yaptınız? Şehri yeniden ayağa kaldıracak hangi projeyi başlattınız? Geçtiğimiz gün yağan yağmurla birlikte Malatya caddeleri göle döndü, altyapı perişan, üstyapı darmadağın. Peki siz bu altyapı sorunlarından ne kadar haberdarsınız? Kriz anlarında halkın yanında mısınız, yoksa sosyal medyada algı yönetimi peşinde misiniz? Bu şehri geçmişin hatalarıyla değil, bugünün çözümleriyle ayağa kaldırmanız gerekiyor. Eğer her eleştirinizi bir iki gün sonra sessizlikle boğacaksanız veya genel merkezden gelen uyarılarla sinecekseniz halkın karşısına geçip bir şeyler anlatmakla zaman harcamayın. Çünkü artık Malatya’nın lafla kaybedecek bir dakikası bile yok.
Sayın Başkan, ‘Yolsuzluk var’ diyorsanız ya gereğini yaparak savcılığa başvuracaksınız; ya susup sadece işinizi yapıp hizmet üreteceksiniz ya da bu görevi yapamadığınızı kabul edip istifayı bile gündeminize almalısınız. Unutmayın, bu milletin yükü lafa değil, liyakate bakar.
ASIL AMACINIZ BECERİKSİZLİĞİ PERDELEMEK Mİ?
Öte yandan eğer bu iddialar asılsızsa ve Sami Er yalnızca kendi yönetim beceriksizliğini örtmek, hizmet üretemeyişini unutturmak, kamuoyu desteğini canlı tutmak için geçmiş dönemi hedef alıyorsa, işte bu durum da sözün bittiği yerdir. Zira iftira; yalnızca kişiye değil, topluma, emanete ve Allah’ın adaletine saldırıdır.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İftira, kul hakkının en ağır biçimidir.” Bir kimse, makamı korumak için başkasının onurunu çiğniyorsa, artık o makamda meşruiyeti kalmaz. Hele ki bu makam, halkın oyuyla alınmış, İslam’ın emanet anlayışıyla bezenmiş bir yönetim koltuğuysa, orada “Ya dürüst ol iddialarını yargıya taşı, ya gereğini yap ve bırak” demek vacip olur. Zira Kur’an’da Rabbimiz buyurur: “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa 58)
YA PADİŞAH OL, YA DA…
Tarih sahnesinden bir örnekle noktayı koyalım: Fatih Sultan Mehmet henüz çocuk yaşta tahta çıktığında, Osmanlı toprakları tehlikeye girer. Bunun üzerine, babası II. Murad’a şu tarihi mektubu yazar:
“Eğer padişah sizseniz, ordunun başına geçin. Yok eğer padişah ben isem, o halde size emrediyorum: Gelin, ordunun başına geçin!” Bu söz, bir makamın başında durmanın ne kadar kararlılık ve irade gerektirdiğini; tahtı boş bırakmanın veya tahtta liyakat ehli olmadan oturmanın ise nasıl büyük bir vebal olduğunu ortaya koymuştur.
Bugün Sami Er’in yaşadığı durum da benzer bir nitelik taşımaktadır. Ya iddialarında haklısındır ve bu milletin hukukunu savunmak için harekete geçersin; ya da iddialarının arkasında durmaz, koltuğu güçsüzlüğüne kalkan yaparsın.
İkisi birden olmaz!
Çünkü bu halk, artık gösteri değil, artık hizmet istiyor.
Ve unutma:
“EMANET, HAKKIN YÜKÜDÜR. YÜKÜ TAŞIMAYAN, HAKKINI DA KAYBEDER.”