Salondaki tek çiçek

Abone Ol

Partiye hep gelen, çalışmalara katılan bir ağabeyimin bana söylediği sözü hiç unutamam ki içime dert olmuştur hakikaten;

Başkanım seni eşinizden çok seviyorum dedi. Sonra da, sanki içine dammış gibi,

Başkanım bizi bırakmayasın ha! demişti.

Ne yaparsın, önce ‘gel gel’ diyenler, sonra ‘git, git’ demiş ve o güzel ağabeyin kaygısı gerçek olmuştu.

Bu, ‘git git’lerin sebebi, doğru düzgün çalışmamız, sevilip sayılmamızdı.

Çalışmalarım sürecinde tek bir sefer parti binasında basın toplantısı yaptım.

O da Kanlı Darbe Girişimi Süreci kısıntısı nedeniyle.

Hep sahadaydım.

İlk gittiğimiz, sorun yerinde basınımıza,

-Nerede bir sorun varsa biz, cankurtaran hızıyla orada olacağız dedim.

Biz buraya siyaset yapmaya gelmedik, vatandaşımızın derdine çare olmaya, çare bulmaya geldik dedim.

Hatta önceki dönem milletvekilimiz sosyal medyada bana,

Başkan, siyaset yapmaya gitmediysen, neye gittin? dedi.

Açıkladım. ‘Siyaset’ kavramını, doğru anlamıyla hayata geçirmeye çalışmaktan söz ettim.

İkna oldu tabii.

Tespit ettiğimiz sorunu, çözüm yolunu da göstererek, ilgili kuruma, dava dilekçesi yazar gibi yazıp sayı, tarih alarak iletiyor, gelen yanıtları basınla paylaşıyorum.

Her Allah’ın günü, şekil değil, üç boyutlu, içi dolu olay ve olgularla basındayız.

Parti binası dolup taşıyor.

Herkes, İl Binası burası olsun demeye başlıyor.

Yönetim kurulu üyesi arkadaşlarla, can cana, kalp kalbe çalışıyoruz.

Bazen köylerde, cami önünden geçerken, kazaya bırakmamak için vakit namazını kılıyorum. Alevi arkadaşlar,

Başkanım, siz en sonunda bizi camiye sokacaksınız diye şaka yapıyordu.

Ramazanda, parti çalışanına,

Ramazandan önce burası nasılsa, öyle olacak dedim.

Arkadaşlar, eşimle benim için bir iftar programı hazırlamışlardı.

Her şey sevgi, saygı içinde, güzel amaçlar yolunda ilerliyordu.

Bu durum, kötücüllerin harekete geçmesine yetmiş, Yönetimdeki bazı kişilerden, ufak ufak mantıksız, anlamsız itirazlar gelmeye başlamıştı.

Mesela, Çalışan Gazeteciler gününde,

-Sağcı televizyonları ziyarete gidiyorsunuz, solcu Güneş televizyonuna niye gitmiyorsunuz diyordu bir arkadaş.

-Güneş televizyonu çoktan kapandı. Dün ziyaretine gittiğimiz Söz Gazetesinin ortağı olan arkadaş da bu televizyonun sahibiydi diye bilgi veriyorum.

Bazı arkadaşlar böyle ‘hassas’ konular üzerinden konuşmaya, en saygılı kişiler bile farklı davranmaya başlamıştı.

Bu durumları, yetkili ama perde arkasındaki fail kişiye sözlü ve SMS olarak bildiriyor,

-Durum çok kötü bilesin! diyordum.

Tabii, bildirdiğim kişi bazı özel kişilikleri, bu durumlarda kullanmak için yönetime sokmuştu.

Artık midem bulanır hale gelmiştim.

Referanduma bir ay vardı ve ben istifa etmeye karar verdim.

Vicdanımın rahat olması, üzerime aldığım görevin hakkını vermiş olmak için, son dakikaya kadar “Hayır” için canla başla çalıştım; çarşıyı pazarı, hanı hamamı dolaştım.

Vatandaşlara, “Karar sizin, Türkiye hepimizin!’ dedim.

Referandum günü, erkenden il binasına gittim, çalışmalara katıldım.

Akşama doğru da ilçe binasında yönetimden arkadaşlarla oturduk.

Baklava ikramında bulundum.

Bu bir son toplantıydı.

Sandıkların kapanmasına on dakika kala, yani saat dörde on kala İlçeden çıktık, arkadaşlar İl’e, ben evime gittim.

Kısa istifa dilekçemi yazdım.

Dördü yirmi geçe, sandıkların açılmasına kırk dakika kala, yani ‘o kazandı’, ‘bu kaybetti’ denemeden, istifa gerekçem seçim sonucuyla ilişkilendirilmeden, İl Başkanımıza, Milletvekilimize, basınımıza ve sosyal medyaya attım.

Telefonum adeta kilitlendi.

-Geri al deniyor,

-“Hayır, ok yaydan çıktı” diyorum. Basınımız arıyor,

-Röportaj deniyor,

-Sonra diyorum…

İstifamdan bir sene önce, Ankara’da, Nazım Hikmet Spor Salonunda, CHP İl ve İlçe Başkanlarının, milletvekillerinin, en aza üç bin kişinin katıldığı genişletilmiş danışma toplantısı yapılmıştı.

Koca salonda bir tek çelenk vardı ve onun üzerinde, “Av. Selahattin Sarıoğlu Malatya Battalgazi İlçe Başkanı” yazıyordu…

Referandum akabinde, bütün Türkiye’de, CHP’den istifa eden tek başkan bendim.

İstifama, yerel basınımız en geniş şekilde yer verdiği gibi, haber yapmayan tek ulusal medya kuruluşumuz da yoktu.

Tek Çiçek… Tek İstifa…

İkisi de ilginçti!