Sahipsizliğin duyulan sesi: Malatya’da deprem mi oldu?

Abone Ol

Geçtiğimiz cuma günü, günübirlik İstanbul’a gittim ve döndüm. Oradaki işlerimiz için bulunduğum bir ortamda birkaç kişiyle tanıştım ve nereli olduğumuzu vs. konuştuk, memleketlerimizden bahsettik.

Eskişehir, Balıkesir, Malatya… Laf arasında Eskişehirli arkadaşa, 6 Şubat depremlerinden hemen sonra, tanıdığım birçok Malatyalının bir süre Eskişehir’de ağırlandığını ve gerekli tüm destekleri almalarından dolayı şehirden çok memnun ayrıldıklarını söyledim. Bu yüzden Eskişehir’in en azından benim gözümde çok farklı olduğunu ifade ettim.

Eskişehirli arkadaş bana ne derse beğenirsiniz: “Nasıl yani, orada deprem mi oldu? Malatya da mı 6 Şubat’ta yıkım yaşadı?” “Hatay, Kahramanmaraş, Adana’yı biliyordum ama Malatya’yı ilk kez duyuyorum.”

İçimden kocaaman bir “Allah onları bildiği gibi yapsın” dedim. Böyle dolu dolu! İçimden gele gele, nefes alır gibi bir ihtiyaçla söyledim içimden.

Hatırlarsınız belki o süreçte Malatya’nın sahipsiz kalmasına, hiç sorun yokmuş gibi algılanmasına neden olan kişileri…

Bugün halen “Malatya da mı depremden etkilemiş?” sorusuyla karşılaşmamızın nedeni işte onlardır.

Açıkçası gücüme de gidiyor. Yıllardır bu şehirde neler çektiğimizi biz biliyoruz. Tozu, dumanı, asbesti, iş makineleri, şehrin tüm anıları ve geçmişiyle birlikte yok olması, elektriksiz, susuz, internetsiz geçen aylar hatta yıllar, yıkımı, enkaz dağları, kapalı yolları, trafiği; hele hele de kaybettiğimiz 1400 kişi… Yani ben daha neler sayarım neler… Ve tüm bunları sanki hiç yaşamamışız gibi, sanki gül gibi yaşayıp gidiyormuşuz gibi halen karşımıza acayip acayip yorumlar çıkıyor. Halen…

Peki neden? Söylüyorum işte nedenini: Adamlar oturdular sıcak koltuklarına, açıkladılar “Hiçbir şeyimiz yok” diye.

Hiç unutmuyorum, Malatya bir türlü yaşadığı yıkımı anlatamıyor. Yerel medya yetersiz kalıyor. Sosyal medya zaten seçimin derdine düşmüş. Biçare kalmış bir şehir. Kapkaranlık, her anlamda karanlık.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin gelmişti Temmuz 2023’te ve çok şaşırdığını ifade ederek şöyle demişti:

“Ankara’da bunlar gözükmüyor. Burada yaşananları görüp ondan sonra yorum yapmak gerekiyor.”

Bakan gittikten sonra bir şeyler sanki ciddiye alındı. Bence Malatya’nın o süreçten sonra en büyük şansı, gazetecilik kimliğim dışında bir Malatyalı olarak söylüyorum, Murat Kurum’du. Hatta gazetecilik kimliğimle de söylüyorum, Murat Kurum bu şehrin kara bahtını görmezden gelmedi. Özhaseki’nin birkaç aylık bakanlık sürecinde şehirde yaşanan kaosu hatırlıyorum, Malatyalı vekillerin gelip bir kapıyı dahi çalmadıklarını hatırlıyorum; onu bırak Malatya’ya bile gelmiyorlardı bunlar.

Hatta Fulya Öztürk Malatya’ya gelmişti ve biz BUSABAH ekibi olarak gidip sokakta yakalayıp röportaj yapmıştık. Şöyle demişti:

“Malatyalılar beni affetsin, bu kadar kötü manzara ile karşılaşacağımı beklemiyordum.”

Sonrasında Öztürk, canlı yayınlarda Malatya’daki yıkımın boyutunu sık sık dile getirmişti ve bir şeyler hareketlenmişti.

Bu noktada Vali Seddar Yavuz’un etkisini görmezden gelmek asla olmaz. Malatya bu Vali’ye de bence çok şey borçlu.

Neyse, o Eskişehirli arkadaşa ben Malatya’da yaklaşık 40 bin yapının yıkıldığını, yaklaşık 1400 kişinin hayatını kaybettiği ve şehrin yeniden inşa edildiğini anlattım. Şok içerisinde dinledi.

Bir şey daha ekledim: 6 Şubat depremlerinde Hatay, Kahramanmaraş’tan sonra en ağır hasar alan şehir Malatya’ydı. İnanamadı bu söylediğime.

Burada aslında sorgulanması gereken bir nokta daha var: Adana’yı duyan bu arkadaş Malatya’yı duymamıştı. Ki Adana Malatya’dan çok çok daha az hasar aldı ama bize acı yarıştırmak yakışmaz. Onların neler yaşadığını en iyi biz biliriz ve yazabileceğim herhangi bir şeyin hiçbir depremzedeye dokunmasını istemem. Bahsettiğim şey, Adana’ya sahip çıkan vardı, Malatya’ya sahip çıkan yoktu.

Dediğim gibi, Allah bildiği gibi yapsın.