Şahin’le gittim audi’yle döndüm

Dün, 28 Nlsan 2023 günü, cuma namazına, biraz geç kaldığımdan, ezan da bir dakika erken okunduğundan adeta koşar adım giderken, yanımda halden anlayan biri aracıyla durdu. Beni aldı. Sağolsun. Yetiştim.

Abone Ol

Dün, 28 Nlsan 2023 günü, cuma namazına, biraz geç kaldığımdan, ezan da bir dakika erken okunduğundan adeta koşar adım giderken, yanımda halden anlayan biri aracıyla durdu. Beni aldı. Sağolsun. Yetiştim.

Namazımı huşu ile kıldım.

Hutbeyi dinledim.

Hutbenin başında, hoca her hutbede olduğu üzere, işlenecek konuyla ilgili ayet ve hadisi Arapça olarak okudu ve ardından Türkçe tefsirini yaptı.

Okunan ayetlerin, Necm Sûresi (39-41) olduğunu söyleyerek tefsirini yaptı. Ben hutbedeki Diyanet tefsirini tam olarak anlayamadığım için, araştırdım ve benim hissettiğime, benim anladığıma en uygun tefsiri buldum. İlginç ki, her iki tefsir de Diyanet’indi: “İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.

Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.

Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir.”

Hoca ardından da, okuduğu hadiste Sevgili Peygamberimizin, "Allah Teala, birinizin yaptığı işi en güzel şekilde yapmasından memnun kalır." dediğini belirtti.

Sonra da, memurun da amirin de, işçinin de işverenin de, müşterinin de satıcının da görevini, sorumluluğunu bilmesi, tam ona göre davranması, ahlaklı, dürüst olması gerektiği konusunu işledi.

Ne güzel bilgiler, ne güzel uyarılardı.

İnönü Üniversitesi yakınındaki güzel caminin kapısında yazan, “İçeride kazandığınızı dışarıda harcamayın!” yazısı aklıma geldi.

Ne kadar doğru.

Çocukluğumda, her Müslüman Türk çocuğu gibi hocaya gittim.

Hatta, annem Malatya’nın yerlisi, Malatya’ya teyzemgile, dayımgile gittiğimizde, bana hep, “Hoca” derler, “Şu duayı oku!?”, “İslamın şartlarını say!” gibi sevgilerinden sözler söyler, sorular sorar, beni konuşturur, dinlerlerdi.

Ben de terbiyeli, ağır başlı bir çocuktum. Köylüler beni belirtirken, “Fadime ablanın akıllı oğlu” derlerdi.

Gazetemiz Busabah’ta paylaşmıştım,  annem yatılı okuduğum Erzurum İnşaat Teknisyen Okuluna göderdiği mektupta, bana öğüt verirken, yer yer, “Bemim akıllı yavrum” diye hitap ederdi.

Dilek’te çocukluğumda, sabah namazına, vaktinde camiye giderdim. Ramazan’da, hemen her yatsı (Malatya’da yastı) ezanından önce, eski minaremizin dışından dolanan merdiveninden çıkar,  yanık sesimle, “Adın Ahmed, özün Mahmud/ Şefaat Ya Resul Allah!” diye sela verirdim.

İlkokul bitirme sınavında, ki bu sınavlar sırasında, her gün bir öğrenci ailesi öğretmenlere yemek yapar, okula getirirdi, öğretmenlerim o mezuniyet sınavında, Dindersinde bana ezan okuttular.

Dahası ortaokulda, lisede de bitirme sınavları vardı.

Lise birde, Tunceli Yapı Enstitüsü’nde yatılı okurken, Dindersi hocamız, -o zaman Dindersine istemeyenler girmezdi- derste beni tahtaya kaldırarak, “Orucu bozmayan şeylerin neler olduğunu say!” diye sormuştu. Ben de düşündüm, düşündüm, “Hocam orucu bozan şeylerin dışındaki şeyler orucu bozmaz.” diye yanıtlamıştım.

Hocam nasıl karşıladı hiç hatırlamıyorum.

Belki o cevabmın heyacanıyla hocanın ne dediğini dinlemedim bile.

Tabii bunlar, orucu bozabilir diye düşünülüp, aslında bozmayan istisnai şeylerdi herhalde.

Sonraki yıllarda, ülkemize, halkımıza hizmet edebilmek, halkımızı fakirlikten, ülkemizi dışa bağımlılıktan, emperyalizme bağımlılıktan kurtarmak, bunun için devrim yapmak, kapitalizmin iler kötü hali oligarşik düzeni yıkmak için, tamı tamına bu kalple, tamı tamına bu inançla solculuk yaptım.

Şimdiki mücadelem de aynı, şimdiki mücadelem de aynı mücadelenin yeni ve dop dolu içerikli, anlamlı hali.

Rize İmam Hatip Lisesinde öğretmendim, ayrıca Rize Yapı Meslek Lisesi ve Teknik Lise’nin tüm Tarih, Coğrafya derslerine girdiğim gibi, bazı sınıfların da Dindersine giriyordum.

Çok uzun zamandır, cuma ve teravih namazlarını hep kıldım. Teravih namazlarını, her gün yürüyerek gittiğim farklı bir cami de kılardım.

İftardan hemen sonra eşim çayımı kavuşturur, iki bardağa birden doldururdu ki,  biraz soğusun da dört beş bardak içebileydim. Çünkü hemen kalkıp iki üç kilometre ötedeki camiye yürüyerek gidecektim.

Cuma ve teravih namazlarından, beş vakit namaz kılmaya da, Allah razı olsun, sevgili eşimin teşvikiyle, on sene önce, bir öğle namazıyla başladım.

Namazı kıldım, içime bir huzur, bir mutluluk, bir hafiflik, bir coşku bir hoşluk doğdu ve doldu ki, kalktım geldim, “ Vallahi faydasını şimdiden görmeye başladım” dedim evdekilere.

Neyse, başa döneyim…

Dün, cuma namazından çıktım. Bir çok kişiyle tokalaştık, birbirimize,  “Allah kabul etsin!”  dedik, hoş beş ettik, konuştuk.

Bir tanıdık, “Sizi götüreyim” diyerek elimden çekip arabasının başına götürdü.

Ben aslında yürümeyi seviyorum. Kıramadım. Araba, lüks Audi’ydi.

Buna göre, ben cuma namazına, Şahin’le gitmiş, Audi’yle dönmüştüm.

Buna, “Namaz kılmanın bir faydası” denebilir mi…