Geçmişte insanın doğa olayları ve evrenden duyduğu kaygılarının ölüm ve yok olma korkusuna dönüşmesiyle, insan ruhun ölmezliğine inanmak zorunda kalmıştır.
İnsanı ruhun ölmezliği kavramına rüyaları sürüklemiştir.
İnsanın uykusunda başka yerlere gitmesi ve başka insanlarla tanışmasıyla, zaman zaman uyurken bedeninden görünmeyen bir varlığın çıktığına ve geri döndüğüne inanılmıştır.
İnanışa göre, ruh hayat boyu bedenle birliktedir, beden uyku halindeyken bedenden ayrılıp başka bir dünyaya gider.
Bir ülkede, rüyasında dayak yediğini gören bir kişi, uyandığında kendisine dayak atanı bulup döverdi.
Başka bir ülkede ise, insanlar ruh kaçmasın diye ağızları açık uyumazlar ve uyuyanlar da yavaş yavaş uyandırılırlardı.
Kızılderililer rüya tanrısının varlığına inanırlar ve rüya tanrısının bütün emirlerini yerine getirirler. Kızılderililere göre iki tülü rüya vardı, bireysel ve toplumsal rüyalar.
Rüyasında yıkandığını gören Kızılderili, uyandığında hava şartları ne olursa olsun yıkanmak zorundaydı. Kızılderili toplumsal bir rüya gördüğünde ise, rüya kabile tarafından yorumlanarak gereği yerine getirilirdi.
Rüya yorumlarının ilk defa papirüs üzerinde M.Ö. 1.500 yılında yazıldığını görüyoruz. M.Ö. 625’de rüya konulu kil tabletlerle karşılaşılır. Kil tabletlerde yatağa girerken yapılacak duaya da yer verilmiştir: “Tanrım, iyi rüyalar görmemi sağla”.
Asur ve Mısır’ın rüyaya yaklaşımı, Roma ve kadim Yunan uygarlıklarında benzer biçimde olmuştur.
Ancak, Yunanlıların farklı bir şekilde rüyaları dış etkenlere bağladığını görmekteyiz. Sıcak ve soğuğun rüya görmeyi ve konusunu etkilediği görüşündeydiler.
M.S. 200’de rüya yorumları ve yorumcularıyla ilgili 5 ciltlik kitap yazıldığını görmekteyiz. Bu kitaplarda rüyada deli olmanın iyi haberlere, akan su görmenin kötü geleceğe işaret ettiği yazılıdır.
On sekizinci yüzyılda rüya yorumlarının söz konusu edildiği bir yayına rastlıyoruz. Bu kitabı okuduğumuzda rüyada katır görmenin hastalığa, şeytanla birlikte olmanın kazanca ve suda yıkanmanın dertlerden kurtuluşa vesile olacağı yazılıdır.
Günümüzde rüyaların oluşmasında içeriden ve dışarıdan gelen fiziksel uyaranların etkili olduğu kanaati yaygındır. Hazımsızlık iç uyaranlara, sıcak veya nem dış uyaranlara örnek gösterilebilir.
Freud’un rüyalar konusunda yıllar önce söyledikleri deneylerle doğrulanmaktadır.
Freud ve sonrasında rüyayı etkileyen 4 unsurdan söz edilmektedir;
1.Kaygı ve korkular,
2.Algılanan kişiler, nesneler ve olaylar,
3.Çocukluktan beri gelen anılar,
4.Kişilerin amaç ve beklentileri.
İlk insanlar doğa olayları karşısında kaygı ve korkuya kapılmışlardı. Güneşin batışı, ayın büyüyüp küçülmesi, rüzgâr-fırtına, gök gürültüsü, yıldırım-şimşek, kış, sel ve kuraklık insanları etkilemiştir. İnsanlar korkmuşlardır.
İlk insanların kimi kaçmış, kimi şartlara uymuş, kimi ise bunlarla savaşma yolunu seçmiştir.
Korkan insanlar doğa üstü güçlerin gazabından kurtulmak ve onların desteğini almak amacıyla törenlere, vaz edilen kural ve ilkelere uymaya ve büyüye baş vurmuşlardır.