Bu yazının ne anlam ifade edeceğine maalesef karar vermekte çok zorlandım. Hüzün mü? Teşekkür mü? Sitem mi? Vefa mı? Karar veremedim bir türlü. On beş günlük bir söylentiydi benim için Prof. Dr. Ramazan Özdemir’in gideceği. Hiç ama hiç ihtimal vermedim, belki de inanmak istemedim. Ancak pazartesi günü 27 yılını verdiği Turgut Özal Tıp Merkezi’nde kendisi için düzenlenen veda töreninin görüntülerini izledikten sonra emin oldum bazı şeylerden.
İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ramazan Özdemir, 27 yıllık geçmişine gözyaşlarıyla veda etti. Mesai arkadaşları, öğrencileri, hastaları herkes oradaydı ve o törende gözü dolu doluydu. Ancak öyle bir veda vardı ki yüreğimize ‘cıs’ dedi. En az Ramazan hoca kadar başarılı, en az Ramazan hoca kadar vefalı ve en az Ramazan hoca kadar mütevazi bir isim olan Karaciğer Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sezai Yılmaz konuşurken boğazı düğüm düğüm oldu ve iki harika insan acıya, tatlıya ve geçen onca yıla sıcacık bir sarılma ve akan gözyaşları ile veda etti.
Zordur aslında gidenin arkasından konuşmak. Hele de bu isim Ramazan Özdemir ise. Kendisini 2005 yılında kameraman Erdal Akbuğa ile röportaj için gittiğimde tanıdım ve hayran kaldım. Giderken dizlerim titriyordu. Bu kadar başarılı bir isimle röportaj yapacaktım of ne büyük adımdı benim için. Ama sakinleştim kendisiyle tanışınca, sıcaklığını görünce.
Sonra hangi taşı kaldırsak altından hep o isimle karşılaştım ve hep kaliteli işlerin altında imzası olduğunu gördüm. Sonra bu yakınlık git gide büyüdü. Bana bir abi, bir aile büyüğüm gibi oldu. Hep bir telefon uzağımda oldu. Düğünüme gelerek beni ilk tebrik eden insan o oldu. Büyük başarılara ve marka olmuş bir isme rağmen kibir, kapris hiç Ramazan hocanın yanından bile geçmedi. Koskoca hastanede bir onun kapısının önü kalabalıktır, odası misafirhane gibidir, hastalarla her fırsatta sohbet eder, milyonlarca hastasını tanır ve hiç unutmaz buda yetmezmiş gibi hasta yakınlarını da es geçmezdi.
Bir hasta için huzur veren güven veren bir ses tonu ve gözleri vardı. Hasta olacaksın hem de kalp hastası korku had safhada elbette ama doktorunuz Prof. Dr. Özdemir ise siz kendinizi hep özel hissedersiniz.
Kendisi dedi ya son konuşmasında, “Malatya’da duasını almadığımız ev kalmadı” diye. Biz işte o evlerden biriyiz. Benim annem yıllardır kalp hastasıdır ve bazen olur ki uzun bir dönemi hastanede geçirir. Ancak Ramazan hoca her daim, gece gündüz demeden yanı başımızdadır ve telefonun ucundadır. Her görmesinde “kız napıyorsun” der ve iyice bir hal hatır sorar, sıcacık bir karşılama yapar. Zira eşi eczacı Ferhan abla yine aynı şekilde. Pütürgeli Ramazan hoca hiçbir zaman nereden geldiğini, nasıl bir aileden geldiğini ve hangi şartlarda okuyup bu durumlara geldiğini inkar etmedi. Zordur bu zamanda böyle bir insan olmak, zordur bu zamanda 7’den 70’e insanın sevgisini kazanmak, zordur bu zamanda giderken arkasından gözü yaşlı insanlar bırakmak. Ama bu Malatya’nın Ramazan hocası, zoru başarmak onun işi. Teşekkür ederim Ramazan hocam varlığın için, Malatya’ya, Turgut Özal Tıp Merkezine kattıkların için, milyonlarca kişiye şifa olduğun için, herkese yüreğini açtığın için, bize gösterdiğin yakınlık için, hafızalarda hep güzel anılar bıraktığın için, illet bir hastalığı sevimli bir hale getirdiğin için. Şimdi ne şanslısın İstanbul… Ne şanslısın Bezmi Alem Üniversitesi… Kıymetini bilin Ramazan hocamızın, incitmeyin ve en önemlisi ona memleketini aratmayın.
Gidişinin arkasında bize bıraktığı tek teselli yıllarını verdiği öğrencileri. Belki günün birinde onların içinden bir Ramazan Özdemir daha çıkabilir. Tabi eğer Ramazan hocanın suyundan içtiyse, onun yüreğini gördüyse…