Pazarlama sanatı

Abone Ol

Pazarlamayı sanat olarak görmek belki de son on beş yılın anlayışı idi.

Her geçen gün yeni fikirlerin havada uçuştuğu ve bu fikirlerin hayata geçirilmesi eskisi gibi çok uzun sürmüyor.

Son yıllarda pazarlamaya sanat olarak bakmayan çok insan var.

Pazarlamayı bir "bilim" olarak ele alınmasını ve bilimin dünyayı şekillendirdiği gibi pazarlamayı da şekillendirdiği konusunda görüş birliği var çoğu insanda.

Aslında bilimin pazarlamaya etkisi, Messi'nin Barcelona'ya etkisi gibidir. Bilim her zaman pazarlama dediğimiz kavrama şekil vermiştir.

Fakat pazarlama sanatı diye adlandırılan ve ilhamın bilim ile buluşması olamaz mı?

Açıkçası ben her iki fikrin de doğru olduğunu düşünüyorum.

Sanata bilimsellik katmak hem daha estetik hem de daha bilimsel olur.

Sanattan yoksun ve sadece bilimsel pazarlamacı algısı hem bu dijital çağda daha soğuk gelir hem de motomot bir yapıya dönüşür.

Sanat, olaya ruh katmaktır. Dokunmaktır...

Hissetmektir...

Pazarlama, sanattır.

Bu sanatı icra eden pazarlamacının bilimden yararlanması onu sanattan uzaklaştırmaz.

Bir örnek vereyim...

Telefonun başında müşteri hizmetlerini arayan birinin cansız sesi duyması yani daha önce kaydedilmiş sesi duyması, bilimseldir.

Fakat, o cansız sesten sonra canlı ses arayışı ve sabırsız bekleyiş aslında sanatsaldır.

Birinin amacı, çabuk halledilecek bir işi insan kaynağı olmadan otomatik yönlendirme ile halletmektir ve bu uygulama beklemeyi azaltacağı için bilimsel bir yaklaşımdır.

Diğerinin amacı, otomatik olan bu yönlendirme sesinin işe yaramayacağı durumlar içindir. O sesin canlı olduğunu, sana özel olduğunu hissettirmek ve senin o sorununu çözebilmek sanatsal bir yaklaşımdır.

Herkes sanatçı olamaz ve herkes pazarlamayı sanatsal düzeyde yapamaz.

O yaptığın iş her ne ise, o işe kendinden bir şeyler katabiliyorsan bu senin sanatsal özelliğindendir.