Özledik tozunu da çamurunu da

Abone Ol

Kıymetli hemşerilerim…
Sevgili Malatya!
Sizi çok özledik.
Üç aydır Ankara’dayız.
Malatya’mızın tozunu da, çamurunu da çok özledik, vallahi çok özledik.
Aman, yanlış anlaşılmasın; tozu, çamuru dediğim… İşin, çalışmanın, uğraşmanın kaçılmaz sonucu.
Koca bir, bir değil iki deprem yaşadık.
Canımızdan kopup gidenlerimiz oldu.
Mezarlıklar ölüm günü aynı olan canlarımızın mezarlarıyla doldu.
Öyle ki, tabut sıkıntımız, çeşitli il belediyelerinin gönderdikleriyle giderildi.
Şehir mezarlığındaki tabut yığınları… üzerinde, ‘Giresun Belediyesi’ yazan yeşil tabut gözlerimin önüne gelirken doluyor, yaşarıyor o gözlerim.
Nice ölüş ve kurtuluş hikayeleri okuduk, duyduk, dinledik, videosunu izledik.
Öldük öldük dirildik.
Hepimiz saatin dört on yedisinde binaların içinde, binayla birlikte sallandık, sallandık, ölümle kalım arasında gittik geldik, gittik geldik
Gidip de gelmeyenlerimizin yerleri cennet olsun inşallah; geride kalanlarına sabırlar versin, sağlık versin Allah.
Evlerimiz, işyerlerimiz, okullarımız, camilerimiz, cem evlerimiz yıkıldı, ağır hasarlandı.
O gece, o gece demek yetmez, başka bir adı olmalı onun, aracımızla Caddeyi Fuzuli’deki evimizden, Dilek’teki evimize giderken, kenarından geçtiğimiz, yerle bir olmuş koca binanın enkazında kalanların olabileceği, onların acısı aklımıza bile gelmedi, kendi derdimize, çocuklarımızın, kardeşlerimizin derdine düşmüş bir beyinle geçtik gittik yanlarından.
Ağır hasar alan binalarımızı devletimiz yıktı, enkazını kaldırdı.
Enkaz deyip geçmeyelim.
O garip kornalı, damperli demir kasalı kocaman kamyonların taşıdıklarıyla, enkaz dağları oluştu çeşitli yerlerde.
Devletimiz kocaman kalbi, kocaman gücüyle, sabahın erinde vardı yanlarımıza.
Sıcak çay verdi, çorba verdi, çadır kurdu, su, elektrik, ısınma verdi.
Memleketin her yerindeki yurtları, misafirhaneleri, spor salonlarını depremzedelerine açtı, vatandaşını yerleştirdi, yedirdi, içirdi.
Taşınma parası verdi, kira parası bağladı.
Allah’ımıza şükür, çalışkan Devletimize teşekkür!
Malatya, dağı ovasıyla, merkezi kenarı, kenti kasabasıyla şantiye oldu.
Merkezinde olsun, seksen kilometre ötesinde olsun, atılan temelleri, döşenen demirleri, dökülen betonları, yapılan çatıları, pencereleri, kapıları, banyosu mutfağı, salonu odası, balkonuyla, yolu izi, parkı bahçesiyle, çanak antenleriyle köy evleriyle, şehir evleriyle doldu taştı dağ taş.
Hepsini gezdim gördüm, videolarını, fotoğraflarını çektim paylaştım.
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’miz, ne kadar da büyümüş, ne kadar da gelişmiş, güçlenmiş!” dedim.
7.4 ölçekli, 18 bin vatandaşımızın öldüğü 1999 Marmara Depremi sonrası yazdığım köşe yazısında, Devletin de enkazın altında kalmasıyla, “Milletin kafasındaki Devlet Baba imajı çöktü” demiştim.
O zaman DSP’liydim. Başbakan da çok sevdiğim rahmetli Ecevit’ti.
O yazıda, “Devletler tek başlarına, böyle büyük depremlerin altından kalkamıyor. Bu tür büyük afetlere yardım etmek amaçlı uluslararası kuruluşlar kurulmalı” demiştim.
Bu önerimin tıpatıp aynısını, birkaç gün sonra Türkiye’ye gelen Hollanda Milli Savunma Bakanı! da önermişti.
Ve geldik bu güne…
Devletimiz, tam kırk beş konut yaptı. Hayır 450 konut. Yine olmadı 4500 konut yaptı kuralarını çekti sahiplerini belirledi.
Sadece bina değil, yolu, bahçesi, ağaçları, çiçekleri, çimenleriyle, oto park yerleriyle.
Helal olsun, ne demek: dört bin beş yüz konut!!!  
İnanamıyorum… Yine eksik oldu… Evet yine eksik. Daha fazla… Dile kolay diyeceğim olmuyor, dile de zor…
Tamı tamamına 450.000 konut, işyeri yaptı devletimiz.
Maşallah demek lazım buna.
Bizim de iki konut, bir ofisimiz vardı yapımda.
Merkezde, rezerv alandaydı.
Yapıldı. Kuraları çekildi.
Katı, numarası belli oldu. Eksikler tamamlanıyor.
Merkeze on iki kilometre yakınlıkta, Dilek’te, koyup giden nur içinde yatsın, babadan kalan 27 dönümlük bahçemiz vardı. Hiç aklımızda yokken, Allah aklımıza koydu, 2019’da dört dönümü içine projesi güzel, 2+1, tek katlı bir ev yaptık. Bir yıl sonra da bir ek bina yaptık.
Bir de islim yaptık.
Üçü de beyaz boyalı.
Elazığ depreminde, pandemi sürecinde imdadımıza yetişti, orada yaşadık.
Oğlumuz da imdadımıza yetişti, avukatlığı ona, Avukat Çağrı’ya bıraktım.
Herkes evinden çıkamazken, biz orada su çıkardık. Ağaçlar diktik. Sebzeler yetiştirdik. İlk sene tam yirmi beş çeşit sebze yetiştirmiştim. Kavun, karpuzu avukat arkadaşların bürolarına gönderdim. Fotoğraflarını çekip sosyal medyada paylaşan arkadaşlar oldu.  Ak Parti İl Başkanlığına gönderdim. Önceki dönem milletvekili, o dönem il başkanı şimdi yine milletvekili olan meslektaşım İhsan Koca arayıp, “Senin kavunu yiyoruz. Çok güzel tadı var. Eline sağlık başkanım” dedi, teşekkür etti.
Hanım, pazar arabasıyla, haftada bir iki sefer kabak, salatalık, kavun, karpuz götürüyordu komşulara.
Alanlar, “Ne çabuk yetiştirdiniz. Maşallah. Biz daha yeni diktik.” dediler.
Hanım, mutfağın penceresini gösterip, “Şuradan baktığımda bir yeşil görür müyüm acaba?” demişti. Evimizin dört yanında on pencere var, hangisinden baksa her yeşil değil, yemyeşil.
Hangi tarafta kahvaltı yaparsan yap.
Kayısıların ve dört beş çeşit meyvenin dikimi dışında, bütün işleri, bir tek kişi çalıştırmadan, ellerimle yaptım.
Kazmayla, kürekle, çapa motorumla.
“Eline sağlık” sözündeki elin önemini öğrendim.
Sevgili eşim, onun Allah’ına kurban bana taze sebzelerden güzel yemekler yaptı.
Çayımı, kahvemi yaptı.
Çayı yaparken, bahçede çalışan beni arar, “Çayı demleyeyim mi?”  Yani çayını atayım mı? demeden, “Demle!” veya elimdeki işin ne zaman bitebileceğine bakarak, “On dakika sonra demle” derim.
O da “Tamam” der.
Doğalgaz hattı, evimize üç yüz metre yakınlıkta ama getiremedik.
Kışların soğuğunda, kuzine sobasında yanan odunla ısındık.
Sobanın, hele kuzine sobasının çok güzel olanakları var.
Isıtma görevinden sonraki en faydalı işlevi, fırının marifetleri.
Ekmekleri, yemekleri, kadayıfları çok güzel olur.
Hepsi odun ateşinde pişer, hele çayı bambaşka güzel, çay kokulu olur.
Yakması da zor değil.
Tüpten gelen likit gazın basınçlı yanmasıyla, çabucak tutuşur.
Tek sorun her yerin sıcak olamaması.
Örneğin hanımımın en çok bulunduğu mutfak soğuk olur.
Ama Allah için söylüyorum, şehirli olan eşimin, bundan dolayı, bir şikayetini, Ih! dediğini duymadım.
Geçen yıl nisanda, bu, kış sorunu nedeniyle, çocukların da orada işleri olmasıyla Ankara’da bir ev aldık.
Mamak’ta, geniş, güzel bir daire. Mefruşatını döşedik (tefriş ettik!). Geçen yıl, Kasım ayının 22’sinde geldik Ankara’ya.
Yakınlarımızdan evi burada olanlar da var.
Bundan dolayı burasını seçtik. Çok da yakınız evlerimiz.
O kadar ki, bağırsak sesimiz gider.
Özel yemekler yaptığımızda, soğumadan götürürüz birbirimize
Burada günlerimiz çok şükür güzel geçiyor.
Bir sohbetimizde, yakınlarımızdan biri,
-Malatya hep, çamur, toz demişti de, ona,
-Çamurunu da, tozunu da özledik demiştim.
Daha da giyinmiş kuşanmış olacak ve biz Nisan’ın ortalarında buluşacağız inşallah onunla.
Not. Yazı bitince, “Oh bitti” dedim.
Saate baktım, iftara yarım saat var.
Sevincim iki oldu.
Hayırlı Ramazanlar dileyerek…