ORGANİK TECRÜBE

Abone Ol

Gün geçmiyor ki televizyonlarda organik gıda gösterisi yapılmasın. Hayretle izliyorum. Duyduğum rahatsızlığı bu satırlara aktarırken bile geriliyorum…

Tarifler veriliyor. Sofralardan tabaklar kaldırılıyor. Yerlerine yeni tabaklar koyuluyor. Porsiyonlar değiştiriliyor…

Geleneksel sofralarımızda görmeye alışkın olmadığımız ne varsa mutlaka her gün tüketmemiz gerekenler olarak kategorize edilip sunuluyor önümüze! Sofralarımızdan eksik olmayan gıdalar ise her gün ölüme bir adım daha yaklaştırıyormuş bizleri!

Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında tatlı krizlerini atlatmak için tarif edilen Hindistan cevizi yağı ile yapılan köpek yalına benzeyen bir tatlı beni bu milletin frekanslarının kurcalandığı fikrine ikna etti.

Köpek yalına benziyor dedim ya, daha önce deneyeniniz varsa lütfen alınmasın. Bende yazabilmek için tadına bakmak zorunda kaldım bu tarifin.

Bizim Anadolu insanının sofrasında yeri yoktur sizin tariflerinizin!

Biri çıkıyor doğal, organik beslenin. Diğeri çıkıyor aman ha aman ambalajlı ürün tüketin. Biri çıkıyor ot yiyin. Diğeri çıkıyor et yiyin. Biri çıkıyor pişirip yiyin. Diğeri çıkıyor çiğ yiyin…

Allah’tan bizim Anadolu insanı sofrasına düşkün. Anadolu insanının sofrasıyla oynayamazsınız!

İşim gereği gerek arazi araçları ile gerek binek hayvanlarla yaylalara gidiyorum. Sürü sahipleri ile aynı sofrayı paylaşıyoruz zaman zaman. Sohbet ediyoruz. Sofralarında ambalajlı ürünlere şahit olduğumu hatırlamıyorum. Hepsi çakı gibi. Hayvanlarının peşinde koşuyorlar. Bütün gün hareketliler. Öyle yaş ortalamaları da az değil. Merak edip soruyorum.40 diye tahmin ettiğim 60 diyor.60 diye tahmin ettiğim 80 diyor ağzım açık dinliyorum.

Sonra birbirlerinin yaşantısına belki hiç de şahit olamayacak olan şehir merkezlerinde yaşayan eş dost akrabalarımın yaşantısı ile kıyaslamaya başlıyorum yaylacıları. Sofralar farklı. Neredeyse sofralarının tamamı ambalajlı ürünler.

Bir gün aklıma takıldı. Şehir hayatı yaşayan sağlıklı yaşı geçkin tanıdıklarımın yaylada sürülerinin peşinde koşturan insanlarla bir ortak yanı olmalı dedim. Zor olmadı cevabı bulmak. Elbette ortak yanları vardı. Sofralarıbirbirine hiç benzemeyen sağlıklı bu insanların gün içindeki hareketlilikleriydi ortak noktaları…

Şehir hayatının keşmekeşinde spora zaman ayıramasalar bile bu insanlar gün içinde hareket etmenin yollarını bulmuşlardı. Ellerinden geldiği kadar asansör kullanmıyorlardı. Kısa mesafelerde araç kullanmıyorlardı. Çöplerini apartman görevlilerinin almalarını beklemiyorlardı. Ekmeklerini kendileri gidip alıyorlardı…

Ben bana ayrılan naçizane düşüncelerimi yazdığım bu köşede sağlıklı yaşayabilmeniz için yol tarifi, pardon tatlı tarifi vermeyeceğim! Gel gelelim diyetisyen ya da beslenme uzmanı da değilim. Ancak sofralarınızda ne tüketirseniz tüketin gün içindeki hareket alanlarınızı genişletmenizi tavsiye edebilirim. En azından günün herhangi bir vakit namazını herhangi bir camiye yürüyerek gitmekle başlayabilirsiniz.

Bu anlattıklarımı sakın yanlış anlamayın. Diyetisyenlerle beslenme uzmanları ile iletişimde olun tabiki. Uzmanların fikrini alın. Söylemeye çalıştığım şey tüketiminiz tekdüze bir hal almasın. Ne yerseniz yeyin az yeyin. Hareketlilikten asla vazgeçmeyin. Aklınızla dalga geçilmesine asla müsaade etmeyin.

Toprakla buluşmak üzere…