Orduzulu deli ömer pehlivan

Abone Ol

 Malatya’nın yetiştirdiği, Sultan Abdülhamid dönemi meşhur pehlivanlardandır.     

01.07.1880 yılında Malatya’nın Orduzu Kasabası’nda doğdu. Osmanlı nüfus kayıtlarında Deliömerzade Bekir Ağa oğlu Ömer Oğlu Deli Ömer Pehlivan olarak geçer.

Hayatta güç yetiremediği tek kişi kendisinden daha iri ve daha güçlü, kuvvetli olan abisi İsmail Pehlivan’dı. Çağın mutasavvıflarından Boranlı Mustafa Baba, İsmail Pehlivandan söz edildiğinde; “benim üç parmağımın kalınlığı onun tek parmağının kalınlığı kadar ancak vardı” diyerek onun heybetini sonraki kuşaklara böyle aktarmışlardır.

 Ömer çocukluğunda ve gençliğinde Beydağı’nın yamaçlarında sürülerini otlatır, onlara çobanlık ederdi. Özel yetiştirdiği tosunlarının boynuzlarından yakalar, onları ileri geri ittirerek güç, kuvvet egzersizleriyle bol bol idmanlarda bulunurdu. Onun antrenmanlarındaki malzemeler tosunları, kaya parçaları, kütükler ve ağaç boğumlarıydı.

Çobanlığı esnasında bazen kulağını toprağa yaslar, dinlemeye koyulur, hangi taraftan davul zurna sesi duyarsa sürüyü arkadaşına emanet ederek o tarafa koşardı. Düğünlerde yapılan pehlivanlık müsabakalarında sırtını kimse yere getiremez, devamlı galip ayrılırdı er meydanından.

Orduzu Pınarbaşı otlağında yayılan koyun sürüsünün başında Ömer pehlivan bulunmaktaydı. O esnada Malatya’nın meşhur çalgıcılarından davulcu Hasan’ın babası zurnacı Muhammet orada geçerken genç Ömer ile karşılaştı. Hal hatırdan sonra aralarında şöyle bir konuşma oldu :

"Ömer ben Gündüzbey’e gidiyorum. Orada variyetli bir ailenin düğünü var. Güreşler tertip edilecek. Haydi sende gel ki er meydanında boyunu göreler"

Ömer : "Gelirim ama sürüyü nereye bırakayım?"

Zurnacı Muhammet :"Hay Allah… Ömerin düşündüğüne bak… Koçu söğüdün dalına bağla. Böylece sürü koçun yanından ayrılmaz"

Söylenenler yapıldı, yola düşüldü. Malatya'da işlerini tamamlamış olan birkaç Gündüzbeyli genç de onlara katıldı. Nihayet Gündüzbey'e kavuştular, düğün evine gittiler. Güreşin yapılacağı sahaya vardıklarında kenarda ağaca bağlı hasi (keçi) ile ağacın dalına asılı içi para dolu keseyi gördüler. Bunlar güreşte birinci gelecek pehlivana verilmek üzere bekletilmekteydi. Davullar zurnalar çalındı, güreş başladı. Oradakilerden birkaç kişi Ömer’e dönerek : "Ey genç , mademki pehlivan olduğunu söylüyorsun er meydanına buyursana" dediler. Ömer soyundu , meydana çıktı. Güreşin başında karşısına çıkan iki pehlivanın sırtlarını kolaylıkla arka arkaya yere getirdi. Üçüncüde kendisinden daha iri, güçlü – kuvvetli, vücudu baştan ayağa kıllı bir pehlivanla karşılaştı. Bidayette birbirlerine dalaşmaya başladıklarında o cüsseli pehlivan , karşısındakinin korkunç gücü karşısında anladı ki bu güreşi kaybedecek.

Fırsattan istifade ani bir hareketle yanı başında bulunan dut ağacının dalına tutunmasıyla başına çıkması bir oldu  ve : "Pes ediyorum .Bu pehlivan benim kapasitemin üstünde. Bununla güreşmek benim harcım değildir" dedi, yenilgisini kabul etti. Ömer pehlivan gücüyle kazandığı keçiyi ve parayı yanına aldı, üç-dört saatin akabinde yeniden Orduzu pınarbaşına döndü .Gördü ki söğüt dalına bağlamış olduğu koç boynundaki ipten kurtulmak için uzun çırpınışlardan mütevellit boğulmuş ölmüştür. Koyun sürüsü ise sağa sola dağılmıştır...

Bir gün annesi, evlerinin avlusunda üzerinde odun yüküyle duran merkebi göstererek oğluna seslendi: “Ömer, odunları hayvanın üzerinden indir, kendini yormayacak şekilde azar azar kucakla da evin damına çıkarıver.”

Annesinin ağzından bu sözleri duyan genç Ömer aniden eğildi, boynunu hayvanın karnının altına soktu. Merkebi üzerindeki odun yüküyle beraber havaya, omuzlarının üzerine kaldırdı ve o vaziyette taş merdivenlere basa basa odun yüklü merkebi dama çıkardı. Bu duruma şahit olan annesi “ilahi Ömer neden böyle yaptın. Canına acımadın mı?” demekten kendini alamadı.

Bu ve buna benzer korkunç kuvvetiyle ortaya koyduğu, akılları şaşırtan daha pek çok hikâyeleri dilden dile anlatılarak Malatya ve yöresinde bugünlere kadar gelmiş, bizlere kadar ulaşmıştır.

Malatya’da bu yiğit sporunun tüm inceliklerini öğrenen ve er meydanlarında başarıyla uygulayan manda kuvvetindeki Ömer Pehlivan, abisi İsmail hariç yöresinde karşısında dayanacak başka bir güç göremeyince genç yaşında iken iyi bir pehlivan olarak İstanbul’a gitti. Orada devrinin ünlü pehlivanlarından birçoğu ile kapıştı. Ne var ki müsabaka yaptığı bu ünlü pehlivanlar kimlerdi, bizce bilinmemektedir. Sadece yaşlılarca bize ulaşan nakillerde Ömer Pehlivan'ın Adalı Halil ile yaptıkları güreşte yenişemedikleri, onunla berabere kaldıkları, ancak Adalı'nın yaşının büyük olmasından dolayı hakemin güreşi Adalı Halil'e verdiği, O'nu galip ilan ettiği anlatıla gelir.

Gurbet dönüşünün akabinde hayatında mağlup edemediği tek varlık olan abisi İsmail Pehlivanı ısrarla kendisiyle güreş tutmaya davet etti. Ne var ki aklıselim açısından kendisinin kat kat fevkinde olan ve de ağırbaşlılık ve kâmillik yönünden temerküz etmiş bulunan İsmail Pehlivan, Ömer’e bahçesindeki bir üzüm hevengini gösterdi, mülâyemetle kardeşine şu teklifte bulundu: “Benim pehlivan kardeşim, hangimiz hangimizi mağlup edeceğimiz hususunda sana bir teklifim var. Bu hevengi sırayla ellerimizle tutacağız ve kendimize doğru çekeceğiz. Hangimiz bu üzüm hevengini yerden söküp çıkarırsa o öbürümüzü yıkmış, belini yere getirmiş sayılacak.” Abisinin bu teklifini cazip görerek kabul eden Deli Ömer bütün gücünü seferber etti, üzüm hevenginin gövdesini iki eliyle yakaladı, şiddetle yerden sökmeye çalıştı. Fakat ne kadar uğraştıysa da muvaffak olamadı. Sıra abisine geldi. İsmail Pehlivan üzüm hevengini tek eliyle tuttu. Tutmasıyla yerinden sökmesi bir oldu. Bu manzara karşısında Ömer Pehlivan hiçbir zaman abisi İsmail Pehlivanı yenemeyeceğine emin oldu. Yenilgisini kabul etti. Ömrünün sonuna kadar bir daha abisine böyle bir söz etmedi, böyle bir teklifte bulunmadı.

Orduzulu Deli Ömer Pehlivan, askerliğini Kafkas Cephesinde yaptı, savaşa katıldı, büyük kahramanlıklar gösterdi. Şiddetli soğuktan ayak parmakları dondu. Bu donmanın vücudun diğer uzuvlarına zarar vermemesi için başparmakları hariç ayaklarının diğer bütün parmaklarını kestiler. Böylece bu parmaklar hayatı boyunca bir daha iyi olmamak üzere tamamen fonksiyonunu yitirdi, sakat bir hale duçar oldu.

Bu halde iken bile yörenin pehlivanları onun insana dehşet veren korkunç kuvveti ve heybeti karşısında temkini elden bırakmazlar, kolay kolay onun karşısına çıkmaya cesaret edemezlerdi. O havalinin pehlivanlarından biri, yarı soyunmuş vaziyette Orduzu’daki Ali Tepesi’nin yanında bulunan bir bahçede Deli Ömer’in de içlerinde bulunduğu topluluğun önünde : “Hepinize meydan okuyorum. Yediden yetmişe yüreği atan varsa karşıma çıksın!” haykırışlarıyla ve de naralar atarak oradakilere meydan okumaya başlamıştı ki güreş meydanlarının eski kurtlarından Ömer Pehlivan birden bire yerinden silkindi. Ayak parmaklarından sakat ve yaşlı olmasına rağmen doğruluyordu ki, halka meydan okuyan, naralar patlatan o saygısız pehlivanın korkudan aniden kenara koyduğu elbiselerini kucaklaması, fırlaması ve yıldırım hızıyla Ali Tepesi’nin başında soluğu alması bir olmuştu. Bazen bu olayı hatırlayan ve anlatan Orduzu’nun bir kısım yaşlıları gülmekten ve dinleyenleri güldürmekten kendilerini alamazlar.

Bundan sonra ömrünün nihayetine kadar Malatya’nın Orduzu Kasabasında ikamet eden ve çiftçilikle meşgul olan bu ünlü pehlivan 03.02.1955 tarihinde 75 yaşında Hakkın rahmetine kavuştu...

Mekanı cennet olsun...

Yine bir değerimizi andık sizlere de hatırlattık...

Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…