Orası Konya da burası Kenya mı?

Abone Ol

Trene bindim de tren salladı

Zalim doktor ciğerimi elledi

İyi olursun diye köye yolladı

Söyleyin anama anam ağlasın…

Mayısın 12’sinde, eşimle birlikte sabah saat 08:10’da, Konya’ya gitmek için, yolumuzun ilk treni, Bölgesel Malatya-Sivas (yavaş) trenimize binip Sivas’a, orada 12:55’te YHT’ye, Yüksek Hızlı Trene bindik Ankara’ya, Ankara’da iki saat kadar bekleyip, 18:10 YHT’ye bindik, saat 20:00’de Konya’ya indik.

Aynı yoldan da döndük.

Aksaklıklar bizi Sivas’a götüren ve Sivas’tan Malatya’ya getiren trende oldu.

Ne de olsa yavaş tren!

Eskinin kalıntılarını içinde taşıyor.

Malatyalının, Sivaslının trenine binebilmesi için dört saat çile çekmesi lazım..

YHT gül gibi.

İnsana, zamana saygı var onda.

Aynen rayda uçan tayyare!

***

Konya’ya niye gittik?

Arkadaşlarımızla buluşmaya.

Yatılı okuduğumuz Erzurum Atatürk Yapı Meslek Lisesi ve İnşaat Teknisyen okulunda bir zamanlar günde 24 saat birlikte olup, 17-18 yaşlarında ayrıldığımız arkadaşlarımızla, yeni yaşlarımızla, yeni yüzlerimizle buluşup, sarılıp, kucaklaşıp eskiyi anmak, hasret gidermek, dertlerimizi, mutluluklarımızı bölüşmek, birlikte yemek yemek, gezmek, dolaşmak için.

Her şeyi bozan Deprem olmasaydı, 2023’te Malatya’da buluşacaktık.

***

Arkadaşlarımızın çok büyük çoğunluğu mühendis, mimar. 

İş adamı, bürokrat, Öğretim Üyesi, STK yöneticisi olan arkadaşlarımız da var.

Birbirimize, öğrenciliğimizde nasılsak öyle oluyoruz.

Aynı tutum, aynı sevgi, aynı samimiyet.

Buluşmalarımıza hocalarımızdan da katılım olması ayrı bir mutluluk kaynağımız.

***

Konya’ya gelince…

Trene bindim de başım selamet

Keskine gelmeden koptu kıyamet

Gelin Hatice’m de sana emanet

Söyleyin anama anam ağlasın…

Bizim güzel insanımız boşuna, “Gez dünyayı, gör Konya’yı.” dememiş!

Hani, Karadeniz köylerinde dolaşır da, için dışın yeşile boyanmış olarak varırsın ya şehre!

Konya’da dolaşırsan da, için dışın tarihle, ecdatla, mukaddesatla, maneviyatla dolu olarak dönersin oteline, memleketine.

Biz hukukçu olarak, “İnsanlar ancak ve ancak Adaletle doyar.” dersek, ince ve derin düşünürsek, diyebilirim ki insan ne ekmekle, ne yemekle doyar; insan ancak maneviyatla doyar.

Yani bedeniyle değil, ruhuyla mutluluğa ulaşır.

En kötü olasılıkla beden eşittir ruh.

Bedenin tokluğundaki eksiklikle mutlu olunabilir ama ruhun açlığıyla mutlu olunamaz diyebilirim.

Hani, “Bir kişi üç gün yemeksiz kalabilir ama 48 saat şiirsiz kalamaz!” derler ya!...

Konya insanları maneviyatla tepeleme dolu.

Konya’da, Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkentliği var.

Konya’da, Hz. Mevlana var.

Bir de Konya’ya akan devlet parası var.

Yine Konya’da, birbirini çekemeyen insanlar değil, Konya için el birliği, gönül birliği eden Konyalılar var.

***

1077-1308 arası Anadolu’yu yöneten Türkiye Selçuklu Devleti, 12’si sultan 17 Hanedanının, Alaeddin Camii avlusundaki türbelerinden çıkarılan naaş kalıntıları, onlarca kişiden oluşan, bilim insanlarınca incelenmiş, belirlenen DNA’ları ve anatomik özelliklerine uygun olarak kafatasları ve yüzleri yüzde 95 oranında ortaya çıkarılmış.

Kafataslarına kaslandırma ve dokulandırma yapılmış. Silikon dökümlere saç, sakal, kaş, bıyık ekilmiş. Kıyafetler gerçeğe uygun özel olarak dikilmiş. Boy, ten, yüz ifadeleri oluşturulmuş. Takılar, silahlar gerçek neyse öyle.

Tam altı yıl sürmüş bu süreç.

Ve bu heykeller Dar-ül Mülk Sergi Sarayında ziyarete açılmış.

İl defa böyle bir heykel gördüm k,i olağanüstü insani.

Hz. Mevlana Müzesine gittik.

Kendisinin, ilk hocası babasının ve çelebilerin mezarları. Daha geride oğlunun mezarı. Babasının mezarı, ayakta duruyormuş gibi yüksek yapılmış.

El yazması ünlü Mesnevi orada.

Konya Kültür Merkezi Salonunda semazenler bizim için sema şöleni sundular ki muhteşemdi.

Semazenlerin her kıyafetinin, her duruşunun, her hareketinin bir manası var.

Alkışlamamak ve ışıklı fotoğraf çekmemek hususunda önceden uyarıldık.

O alanda bir de açık hava gösterim sahnesi yapılmıştı.

Bir de Tropikal Kelebek Bahçesi yapılmış.

Bahçe deniyor ama üstü kapalı.

Yukarıdan bakıldığında kelebek şeklinde olduğu görülen çok güzel bir yapının içinde.

Türkiye’de tek, Avrupa’da en büyük kelebek bahçesiymiş.

Kelebeklerin ömrünün bir gün değil türüne göre bir hafta ile bir yıl arası olduğunu da öğrendik.

Kelebekler yurt dışından getiriliyor, çürük meyve ile besleniyormuş.

Orada portakal, elma çürüklerinin olduğunu dünya güzeli kelebeklerin beslendiklerini gördük. Bir de sessiz papağan vardı. Cam binanın içi inanılmaz güzellik ve zenginlikte çeşitli bitkilerle, onların çiçekleriyle renkler içindeydi.

Bina içi sürekli yüzde seksen nemli, sıcaklık da hep 25 dereceymiş.

Mevlana Meydanı yeniden düzenlenmiş.

Mimar Sinan eseri Sultan Selim Camii muhteşemdi.

Meydan çevresindeki çarşı baştan sona iki katlı olarak yenilenmiş ve 495 dükkan yapılmış.

Çok emek, çok harcamayla çevreye, tarihe, geleneğe uygun mimariyle uygun taşlarla yeni olduğu hiç belli olmayan harika bir çarşı yapılmış.

Eski Kültür Müdürünün söylediğine göre, bu tarihsel dokuya uygun çarşı yapımına, ne Bakanlığın, ne belediyenin bir kuruş katkısı olmuş.

Tamamını Halk Bankası yaptırmış.

***

İki satır da Malatya yazayım.

Bizim de İnönü ve Özal Cumhurbaşkanlarımız, Battalgazi’miz var.

Orası Selçuklu’nun başkentiyse Malatya da kayısının başkenti.

Onların başkentliği 717 sene önce bitmiş, bizimki Allah vergisi devam ediyor.

2013’te, basınımız aracılığıyla önerdim; 43 dönümlük Tekel Tütün Fabrikası yeri Turistik Kayısı Bahçesi olsun! Burada çekirdekten fidana, fidandan meyveye, hasada, ambalaja, pazarlamaya… her aşama yurt dışından, yurt içinden gelenler tarafından gezilsin, görülsün, izlensin! Malatya’nın, dolayısıyla kayısının tanıtımı yapılsın dedim.

O ufuk, o devrimcilik olmadığı için konuşulmakta kaldı.

Oysa, şehirler böyle ufuk açan yatırımlarla önünü açar, büyür.

Elin adamı Artistik Kelebek Bahçesi yapıyor, biz ekmek parası için bir Turistik Kayısı Bahçesi yapamıyoruz.

Öyle ya! Onlar Konyalı, biz Kenyalıyız!