Onurlu duruş, şerefli bir ömre bedel

Abone Ol

OMURGA SAHİBİ OLMAK: HER ZAMAN KOLAY DEĞİLDİR

Omurga sahibi olmak, yani bir duruşa sahip olmak, sadece fiziki bir doğruluk meselesi değildir; aynı zamanda ahlaki bir direniştir. İnsan, zamanla para kazanabilir, itibar inşa edebilir, mevki elde edebilir. Fakat karakter bir gecede kurulmaz. Onur, sabırla ve bedel ödeyerek inşa edilir. Hele ki çevremizde liyakatsizliğin meziyet sayıldığı, yalakalığın ödüllendirildiği, susmanın meziyet zannedildiği bir dönemde, hakikatin yanında durmak en zor ama en şerefli iştir.

Birçoğumuzun çocukları, eş dostu bir kurumda çalışabilir; buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak bu yakınlıklar, bizi yanlışlara göz yuman, haksızlıklara sessiz kalan köle ruhlu bireyler hâline getirmemelidir. Kurumlarda tanıdığımızın olması bizi hakikat karşısında eğip bükmemeli, aksine daha çok sorumluluk yüklemelidir. Zira akrabaya gösterilecek en büyük sadakat, onun yanlışına sessiz kalmak değil, onu doğruluğa çağırmaktır.

KÖLECE BAĞLILIKLAR YERİNE DİMDİK İNSANLIK

Bizler; zalimin karşısında eğilmeyen, mazluma omuz veren bir medeniyetin çocuklarıyız. Bizde boyun, sadece secdeye iner. Ancak ne hazindir ki bugünlerde birçok kişi, makam sahiplerine karşı bir ‘el pençe divan’ yarışına girmiş gibi. Bir belediye başkanına, bir kurum müdürüne yaranmak için yapılan onursuz davranışlar, bu şehrin ruhuna, bu milletin asaletine gölge düşürmektedir.

Oysa doğruya “doğru” demek, yanlışa “yanlış” demek bu kadar mı zor? Hayır! Zor olan hakikati söylemek değil; menfaatin tatlı serinliğinde hakikate yüz çevirmemektir. Eğer bir insan, sahip olduğu üç kuruşluk çıkarı kaybeder korkusuyla sesini kısıyorsa, o insan karakterinin altına imzasını atmamış demektir. Kur’an-ı Kerim bize açıkça bildirir:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin.” (Maide Suresi 8. Ayet)

DOĞRUYU SÖYLEMEK: EN BÜYÜK ŞEREFTİR

Her dönemde yalakalık yapanlar, çıkar uğruna eğilip bükülenler olmuştur. Ancak tarih bize göstermiştir ki iz bırakanlar; dalkavuklar değil, hakkı söyleyenler olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v) buyurur: “En faziletli cihad, zalim bir yöneticiye karşı hakkı söylemektir.” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 17)

Bir yöneticinin yanlışını eleştirmek, düşmanlık değildir. Bilakis bu bir kardeşlik görevidir. Onu yanlışta bırakmak, hem onun ahiretini hem bizim vicdanımızı yaralar. Hâl böyleyken, bazı kişilerin yöneticilere övgüler düzmek için kıblesini menfaate çevirmesi, sadece kendi onurlarını değil; toplumun umut damarlarını da kurutmaktadır.

Şehirler; sadece yollarla, binalarla değil; doğru insanlar sayesinde ayakta durur. Eğer bu şehirde yaşayan herkes bir menfaat karşılığında susacaksa, o zaman bu şehir sadece beton yığınlarından ibaret kalır. Ruhunu kaybeder. Bizim ihtiyacımız olan; makamların arkasına gizlenen değil, hakikatin önünde dimdik duran insanlardır.

MAKAMLARIN GÖLGESİNDE DEĞİL, HAKİKATİN IŞIĞINDA YÜRÜMEK

Bir koltuğun, bir makamın, bir imzanın arkasına saklanarak güç devşirmek, aslında karakter zafiyetinin dışavurumudur. İnsan, ne zaman ki gücünü makamdan değil, ilkelerinden alır; işte o zaman gerçek anlamda güçlüdür. Çünkü makam geçicidir, mevki fanidir; ama insanın doğrulukla yoğrulmuş karakteri hem dünyada hem ahirette ona izzet kazandırır. Hakikatin ışığında yürüyen insanlar, yolları dikenli de olsa iz bırakır; çünkü arkalarından gelecek olanlar, o izi takip ederek istikameti bulurlar.

Ne yazık ki günümüzde pek çok kişi, hakikati eğip bükmekte bir beis görmemekte. Yanlışı söylemek bir tehlike, doğruyu savunmak bir bedel gibi algılanmakta. Oysa suskun kalınan her yanlış, aslında meşrulaştırılmış olur. Bir şehrin gelişmişliği yalnızca yollarıyla, binalarıyla ölçülmez; halkının doğruluk ve adalet karşısındaki tavrıyla ölçülür. Bu sebeple, makamın gölgesine sığınmak yerine, hakikatin ışığında yürüyen bir toplum inşa etmek, hepimizin boynunun borcudur.

DURUŞUNUZ KARAKTERİNİZDİR

Bugün Malatya’da, Türkiye’de ya da dünyanın neresinde olursa olsun; bir toplumun onuru, bireylerin duruşlarıyla şekillenir. İnsanlar, bazen küçük menfaatler uğruna büyük değerlerini feda ederler. Ama bilmeleri gerekir ki; bir ömrü onursuz geçirmek, aslında bir ömrü hiç yaşamamak gibidir.

Onurlu bir duruş, bazen yalnız kalmaktır. Ama o yalnızlık, karakterli bir insanın en gür sesidir. Susmak, her zaman erdem değildir. Zira zulme karşı susmak, zalimin tarafında saf tutmaktır. Biz, “Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker” emrini şiar edinmiş bir ümmetiz. Doğruyu söylemekle mükellefiz, yanlışa dur demekle yükümlüyüz.

Bir kurumda çocuğunuzun çalışması, bir yöneticinin dostunuz olması sizi onlara köle yapmamalı. Aksine, daha çok sorumluluk yüklemeli. Çünkü en büyük sadakat, dostunu yanlışta bırakmamakla başlar. Onurlu insanlar, dostlarını utandırmaz; yüzlerine hakkı söyleyerek onları yüceltir.

Ey kıymetli dostlar, ey değerli büyükler… Duruşunuzu bozmayın! Omurganızı eğmeyin! Makamlar geçici, insanlık kalıcıdır. Bugün el etek öptüğünüz kişiler yarın sizi tanımazken, sizin onurunuz sizinle ebedî kalacaktır.

UNUTMAYIN,

Makamlar gelip geçer, menfaatler tükenir; fakat onurlu bir duruş, sahibine hem dünyada haysiyet hem ahirette izzet kazandırır.

SAYGILARIMLA!