Onu bana sorun bana

Abone Ol

Nasreddin Hoca’nın hanımı ölür, öğle namazından sonra defnedilecektir.

Namazdan sonra cami hocası yüksek sesle sorar:

“Merhumeyi nasıl bilirdiniz?”

Cemaat de hep bir ağızdan;

“Allah rahmet eylesin, iyi biliriz.” der.

Ardından da cenaze omuzlara alınıp giderken Nasreddin Hoca bir cemaate, bir de tabutun içindeki cenazeye baktıktan sonra derin bir ah çeker ve sessizce;

“Yahu siz, kimi kimden soruyorsunuz, siz onu bana sorun bana.” der.

Öyle ya! Artık ölüleri bırakın diriler arasında da bilmediğimizi iyi biliyor, tanımadığımızı iyi tanıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde bir cenaze törenine katıldım. İmam ‘nasıl bilirdiniz’ deyince namazdan sonra gümbür gümbür hep bir ağızdan ‘iyi bilirdik’ dedik tüm iştirakçiler.

Bir insanın iyi bilinmesi ve tanınmasında bana göre de sorun yoktur. Nitekim merhumla ilgili her türlü kesimin iyi insan diye bahsettiğine ben de şahitlik etmiştim. Yoksa ağzımı açmam!

İmamın sorduğu ikinci soru biraz kanaat notlarını merhum lehine çevirmeye yönelik oldu:

Merhumun imanına şahitlik yapıyor musunuz?

Bu sefer sustum!

Çünkü bilmiyordum! Adamın sosyal yaşantısı ile ilgili bir fikrim vardı, siyasi düşüncesi ile ilgili de bir fikrim vardı. Ancak imanına şahitlik edebilecek bir veri yoktu elimde.

Defin töreninden sonra aynı zamanda yakın arkadaşım olan merhumun yeğenine baş sağlığı diledim ve ayrıldım kabristandan.

Günler sonra bu arkadaşımla yaptığım bir görüşmede imamın sorularına gelince konu, ‘’vallahi ben de sustum, benim dayım ateizme yakın düşünceleri olan bir insandı, bunu bile bile imanına şahitlik edemezdim’’ dedi.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…