ÖMÜR DEDİĞİN…

İnsanın en kıymetli varlığı ‘ömrü’dür, vaktidir. Onun içindir ki Sevgili Peygamberimiz kıyamet gününde insana şu soru sorulmadan hiçbir yere ayrılamayacaktır;

Abone Ol

İnsanın en kıymetli varlığı ‘ömrü’dür, vaktidir. Onun içindir ki Sevgili Peygamberimiz kıyamet gününde insana şu soru sorulmadan hiçbir yere ayrılamayacaktır;

-Ömrünü nasıl geçirdin ?

Sahiden ömrümüzü en önemli hazinemizi nasıl geçiriyoruz ?

Kaybettiğimiz herşeyin telafisi olabilir, ancak ömrümüzün ve vaktimizin telafisi asla mümkün değildir. Geçen tek bir dakikayı dahi geri getiremiyoruz, belki de o dakikalar ebedi bir hayatın kurtuluş nedeni olabilirdi.

En büyük sermayemizdir ömür. Boşa harcadığın her dakika, saniye sermayenden tükeniyor, aslında sen tükeniyorsun.

Bir insan parasını kaybetse günlerce hatta yıllarca onu arar, söyler ve onun için hayıflanır, üzülür.

Peki gençliğini, ömrünü kaybeden de üzülüyor mu ?

Belki de ömrümüzün en temel espirisi ‘ bir başlangıcı ve sonun olmasıdır’ ve o sonun ne zaman geleceğini de hiç kimse kestiremez, en ölümcül noktada budur aslında.

Kendisinden kaçtığınız ölüm ansızın karşınıza çıkacaktır’. Cuma, 8. Diyor Rabbimiz.

Senin yarın için planların, projelerin, programların vardı, çocuğunu evlendirecektin, kızını gelin edecektin, işini büyütecektin, akademik kariyerini tamamlayacaktın, yarım kalmış işlerin ve daha nice uğraşların….

Ne mi oldu, sen bunları tamamlamadan ölüm seni yakalayıverdi, aldı senden en kıymetli varlığını, ömrünü, film bitti, artık yaşadığın bu ömre göre önünde iki yol var : Cennet veya Cehennem.

Evet, bu kadarmış hayat, çok değer verdiğimiz o bedenlerimiz, üzerine titrediğimiz evlatlarımız, evlerimiz, araçlarımız, makamlarımız, kariyerlerimiz, malımız, bankadaki hesaplarımız, sahip olduğumuz herşey, herşey geride kaldı. Şimdi artık bir sen varsın bir de o ‘ömrün’ hesabı.

İkiye ayrılır insanlar: Ömrünü heba edenler ve ömürlerinin kıymetini bilenler.

Ömrün en büyük fırsat olduğunun şuuruna varanlar.

Aslında ömrünü heba edenler dahi ölüm anı geldiğinde hayatlarını iyi değerlendirmedikleri için pişman oluyorlar, hatta Rabbimiz onların pişmanlıktan, hasretten parmaklarını ısırdıklarını söylüyor. Allah’tan kendilerini tekrar bir fırsat vermelerini istiyorlar ama heyhaaaat.

Onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: Ey Rabbim ne olur bana tekrar hayat ver, yapmadığım salih amelleri yapayım. Muminun, 99.

Başka bir ayette de ‘ Ne olur Rabbim bana az bir zaman(ömür) ver ki sadaka vereyim. Münafikun, 10.

Feridüdin Attar Mantık et-Tayr isimli kitabında şu hakikati dile getirir:

‘Ömrün kıymetini ancak ve ancak ölenler bilir’

Rabbimiz Cehennemdekilerin ömür fırsatını boşa heba ettiklerinden dolayı tekrar kendisine bir ömür fırsatı vermelerini şu şekilde anlatır:

Ve onlar orada, ‘’Rabbimiz ! Bizi çıkar da yapmış olduklarımızdan tamamen başka, iyi işler yapalım” diye feryat ederler. Size düşünecek kimsenin düşüneceği kadar bir “ÖMÜR” vermedik mi ? Üstelik size uyarıcı da gelmişti. Şimdi tadın bakalım ! Zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur ! Fatır, 37.

Boşa harcanmış bir “ÖMRÜN” cehennemle biten hazin sonu !

Aslında ömrümüzü nasıl değerlendirdiğimiz hayata bakış açımıza bağlıdır bir anlamda.

Materyalist, maddeci bir bakış açımız varsa peşinen “ömrümüzü” heba etmişiz.

Batı kültürü maddecidir, dünyalık hazza dayalıdır, batı bir kabuk medeniyetidir, işin hakikatine, özüne inmemiştir, iç yolculuğunu yapamamıştır, onun için de yüz yıllık kısa bir süre içinde kendisini tüketmiştir, kendi insanına mutluluk veremediği gibi tüm insanlığa da hep acılar yaşatmıştır.

Batı medeniyeti sadece tene dokunabilmiştir, aynada kendisini gördüğü kadardır, cana, ruha dokunamamıştır.

Halbuki Yunus’un dediği gibi; ölürse ten ölür canlar ölesi değil.

İslam medeniyeti düalistir( çift dünyalı) bunun için de ‘ÖMRE’ daha farklı bir anlam yüklemiştir.

Rabbimiz ‘ÖMRÜMÜZÜN’ çok değerli olduğunu ve boşa geçimemiz gerektiğini bizlere hep hatırlatmaktadır, hatta bu hakikati daha da kavramak için Kur’anda bazı surelerin ismi; Fecr, Duha, Asr, Leyl gibi zamanın belli kesitleriyle isimlendirilmiş ki bu hakikat hep gözümüzün önünde olsun.

İman eden kullarıma söyle: Alım satımın bulunmadığı, dostluğun fayda vermediği o gün gelmeden önce namazlarını dosdoğru kılsınlar, onlara verdiğimiz rızıklardan Allah rızası için gizli açık harcasınlar. İbrahim, 31.

Rabbimiz bizlere adeta ÖMRÜNÜN değerini ve koymetini bilsinler diyor.

Belki bazılarımızın yüreğine dokunur, ciddi bir pişmanlık gösterip geçmişini telafi eder niyetiyle şu soruları önce kendime yönelteğim sonra da siz kardeşlerime.

Çünkü hala hayattaysak nefes alabiliyorsak demekki çok büyük bir fırsatımız, şansımız var demektir.

Ömrünle ne yaptın ?

Namazlarını güzel bir şekilde kılabildin mi ?

Kuran’dan ne kadar nasipdar oldun, bu büyük bereket kaynağından ?

Nafile ibadetlerini güzel bir şekilde yapbiliyor musun, Allah’ın sevgisini nafilelerle kazanacaksın ?

Katıldığın bir sohbet meclisi, ilim halkası var mı, oradan azık alacaksın ahiretine ?

Yeryüzündeki mazlum ve mağdur kardeşlerin için bir gayretin var mı ?

‘Benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm Allah içindir’ diyebiliyor musun ?

Allah için olabilmek ne kadar güzel bir hayat felsefesi.

Şu kısacık hayatta kinleri, düşmanlıkları, hasedi, kibri, kendini beğenmişliği, nefsini bir tarafa bırakabilmek !

Ömrüm Allah için olacak diyebilmek.

İyiliğe niyet edene Allah iyilik verir, iyilik yollarını gösterir hatta ona iyiliği kolaylaştırır.

Nezih bir hayat, bereketli bir ÖMÜR, imanlı bir ölüm, rızai İlâhi, rahmetle yâd olunmak.

İşte bütün mesele bundan ibarettir.