Güzel yurdumuz, ana baba, ata dede yurdumuz vatanımız Türkiye biraz tehdit altında mı ne?
Her daim tehdit altında ama şimdi biraz sıcak gibi.
İsrail denen kendini bilmez, Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz, uluslararası kurumlara aldırmaz bir küçük, bir şımarık, bir tutma devlet var.
İş birliği, dış birliği sağlayamamış, bağımsızlaşamamış, kendi kendini yönetememiş Müslüman devletler var.
Onları darmadağın etti. Çoluk çocuk, ana bacı demedi katletti.
Gazze’yi öldürdü öldürdü...
Daha da ne planlar güdüyor.
Bazı haber kanallarımız büyük harflerle başlık atıyor ekranına: İsrail’in hedefi Türkiye mi?
Ben böyle yazmalara kızıyorum.
Sanki dışarıya destek, içeriye çekinme yüklüyorlar…
Ne yani, İsrail’den korkuyor muyuz?
Biz ne Suriye’yiz, ne Irak’ız, ne Libya’yız ne de İran.
Biz Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetiyiz.
İstiklal Savaşımızda, “Geldikleri gibi giderler!” demiştik.
Şimdi, “Gelirlerse gidemezler” diyoruz.
Kendi topraklarına da gömebiliriz onları.
Onlar bilirler. Allah’tan korkmazlar ama Türkiye’den korkarlar.
Tarihte 22 milyon Km.2 toprağı yönetmiş bir milletin torunları olduğumuzu cümle alem bilir.
Ve Türkiye’miz ve Devletimiz her türlü saldırı olasılığına karşı tedbirlerini alacak, gereğini yapıp, yerinde kurutacak milli olanaklara ve tecrübeye ve de kahramanlığa sahip.
En kötü ihtimalleri dahi düşünecek, öngörecek ufka sahip.
Geçen Cuma Dilek’te, kahvenin bahçesinde çay içip, sohbet ederken,
-İsrail Türkiye’ye saldırma cesaretini gösteremez. Allah’a şükür her şeyimiz var dedim. Bir köylümüz, -Seladdin Bey, yirmi sene önce olsaydı yapardı dedi.
-Evet, olabilirdi dedim.
Büyük 2015’ten beri her siyasi adımını takip ettiğim büyük devlet adamı, Devlet Bahçeli’ye, insafsız, vicdansız kalplerden ve çapsız, ufuksuz beyinlerden çok ağır
hakaretler yapılıyor.
Koca koca insanlar orada, burada medyada bu iftiralarını tekrarlayıp duruyorlar.
Demiş ki, Öcalan gelsin Mecliste konuşsun.
Yahu kardeşim, sevgili kardeşim, canım, ciğerim…
Olmaz da, bir an için geldi konuştu diyelim.
Apo’nun gelip Mecliste konuşması mı daha kötü, yoksa PKK’nın varlığı, askerimizi, polisimizi şehit etmesi mi?
Hangisi daha kötü? Dağlara kaçırılıp ABD’ye peşkeş çekilen, mağaralarda yaşatılan, her türlü kötülüğe maruz bırakılan Kürt çocuklarının analarının feryadı, figanı mı?
Atalarımız ne güzel söylemiş: Kanı kanla değil, kanı suyla yumak gerek.
Devlet yönetiminde, iş yaşamında duygusallık mı yoksa ussallık mı, yani akılcılık mı geçerlidir?
Azcık kafamızı çalıştıralım.
Azıcık saksıyı işletelim.
Türk’le Kürt iç içe geçmiş, kaynaşmış değil mi?
Hangi Türk’ün anası veya babası, veya yengesi, veya eniştesi Kürt değil.
Aynı şekilde, Kürt’ün de Türk değil mi?
Dağdaki çoban vatandaşım bile, o bölücü Prof.tan, romantikten, kandırılmış kuştan daha akıllı, daha gerçekçi.
Baro Hizmetkarı iken, Adli Yıl açılış töreninde,
-Kürt vatandaşımız, salt Kürt olduğu için, hangi kamusal alanda, hangi sorunla karşılaşıyorsa, tespit edilsin ve derhal çözümlensin dedim.
Cumhurbaşkanımız da, Diyarbakır’da, mealen,
-Kürt kardeşim, Kürt olduğu için nerede bir meseleyle karşılaşıyorsa, söylesin beraber mücadele edeyim demişti.
Geçmişte, TBMM’de oluşturulan milletvekili heyeti benzer ülkeleri gezip, incelemişler ve tuttukları raporda,
-Bu ülkelerdeki farklı etnisiteler, bizim gibi değil. Birbirlerinden ruhen, kültüren kopuk demişlerdi.
Rahmetli Sırrı Süreyya Önder Habertürk’te, Mehmet Akif Ersoy’a, defalarca, hem de yeminler ederek, “Kamuoyunun bildiği dışında gizli konuşulan, pazarlığı yapılan bir husus yoktur.” demişti.
Cumhurbaşkanı’mız da Şehit ve Gazi Ailelerine yazdığı mektupta, “Bu sürecin hiçbir noktasında pazarlığa, müzakereye, tavize, gizli ve süflü girişimlere yer verilmemiştir, bundan sonra da verilmeyecektir.” demiştir.
Şehit aileleri,
-Bu barış, niye daha önce yapılmadı. Şehitlerimiz yaşıyor olurdu diyebilirler.
Ben buna,
-Ama o gün, bu gün değildi ki derim.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin, tarihinin en iyi, en güçlü günlerinde yaşadığını düşünmekteyim.
PKK’lı teröristler, ABD’nin kendilerini kullandığını, elli yıldır öldüklerini, öldürdüklerini, Kürt analarını ağlatmaktan başka bir şey yapmadıklarını, bundan sonra da yapamayacaklarını anladılar.
Türkiye de,
-Teslim olun! Bir şey yapmayacağız! dedi.
Kabul edildi.
Al sana barış.
Şekli eksiklikler giderilir, altı doldurulur, teslim, tesellüm, yerleşim hususları tamamlanır
Çok çok bir genel af çıkar.
Bu da o barışa hizmet eder.
Kaygılar, korkular yok değil.
-Suriye’de PKK devletleşirken, Suriye’deki, Irak’taki PKK, İsrail ve ABD’nin kucağında otururken, Suriye’ye dahil olmazken… hangi barıştan söz ediliyor diyenler var.
Evet bunlar önemli hususlar.
Ancak, Devletimizin meselenin bilincinde olduğundan, gerekli önlemleri alacağından, sorunlara aşama aşama yaklaşacağından da eminim.
ARGUVAN’DA TÜRKÜ FESTİVALİ
Arguvan simge bir ilçedir.
Adı büyük, kendi küçük bir diyardır.
Adının büyüklüğü, yürek yakan sımsıcak türkülerinden ve de çok güzel insanlarındandır.
Muharrem Temiz,
Bir günün içinde öldüm bin kere
Çunacağım yoktu, kız çundurdun ele…
Erhan Yılmaz,
Sensiz adım atan dinsiz imansız
Sen gelmesen Arguvan’a gidemem… derse kim sevmez bu içtenliği, bu güzelliği.
Bu seneki Arguvan Türkü Festivalinde bir ara sürprizi yaşandı.
Sahneye çıkma sırası gelen sanatçının geniş çaplı saz takımı, uzunca süre akort yaparken, sunucu bir delikanlının sevdiği kıza sahnede evlenme teklifi yapacağını bildirdi.
Genci sahneye aldı, ardından sevgilisini çağırdı.
Oğlan, elinde mikrofon diz çöküp,
-Benimle evlenir misin? diyerek adet üzere kıza yalvardı.
Kız da, mikrofonu alıp, gözlerinden sevgi ve mutluluk gözyaşları akarken,
Eveeeeetttt!! diyerek ortalığı çınlattı.
İki genç sahnede, yepyeni duygularla ve uzun süre birbirlerine sarılı kaldı. Sonra, mikrofonu alan sunucu hanım, programı izleyen Malatyalı Çankaya Belediye
Başkanının, “Ankara’ya geldiklerinde, gençlerin nikahlarını kıymak istediğini” bildirdi.
Sürpriz tören, yadırganmamış, ilgiyle karşılanmıştı.