O darağacını gördüm görmez olaydım

Abone Ol

Ankara’da, Ulucanlar Cezaevi Müzesinde geçen, acı, zehir gibi dakikaların izlerini gördüm.

Dizilmişti güzel güzel… Yenice, Gelincik, Tekel 2000, 2001, Yeni Harman, Maltepe, Boğaziçi, Birinci sigaraları.

Birinci paketine, “… zamanla siyasi bir misyon yüklenen Birinci, ‘… Deniz Gezmiş’in içtiği sigara olarak ün yapmış…’ diyerek özel açıklama yapılmış.

Muhtar çakmağı denen çakmaklar ki benzinle, pamukla, çakmak taşıyla yanan çakmaklar, tütün tabakaları, kibrit kapları sergilenmiş. 

Siyasi mahkumların kullandıkları tesbih gibi eşyalar ve okudukları Kur’an-ı Kerim ve rahlesi sergilenmiş.

Demir kapılı, demir parmaklıklı Mescit de vardı kıbleye bakan namazlıklar serili.

Ve daha neler…

NAZIM HİKMET’iN EŞİNE MEKTUBU

Karıcığım,

Bir haftadır sana mektup gönderemedim. Çünkü “Ha bugün hapishaneye gideceğiz, ha yarın,” derken günler geçti. Nihayet dün “Ankara Cezaevi”ne nakledildik. Burada yerim rahat. Bakalım ne olacak? Aftan istifade imkanları var. Bu kadar boş ve haksız yere on beş sene yedikten sonra, böyle bir “adli hataya” kurban gittikten sonra eğer aftan da istifade edemezsem çok tuhaf olur. Aftan istifade edersem beş on güne kadar senin yanındayım. Karanlıktan aydınlığa, senin ışığına kavuşacağım ve harap kemiklerimi ısıtacağım. Eğer şimdilik aftan istifade edemezsek Sinop’a filan nakledilmek ihtimali mevcut. Bundan dolayı sen mektubu alır almaz bana hemen o gün cevap ver ki elime değsin. Şimdilik adresim: Nazım Hikmet/İkinci kulede/Cezaevi/Cebeci-Ankara-14 Haziran 1938

Bir hafta sonra ikinci mektup:

Sevgili karıcığım,

Gerek askeri cezaevine gerekse buraya gönderdiğin mektupları aldım. Hemen son mektubuna cevap veremeyişim onu cumartesi günü aldığım ve pazar günü mektup yollayamayacağım içindi. Bir iki gündür hafif bir grip geçirmekteyim. Bugün iyileştim zannedersem. Bugün yahut yarın filan İstanbul’a nakledilmem kabil. Böyle bir rivayet var. Belki oradaki mahkemem için. Pekiyi bilmiyorum. İstanbul’a gelir gelmez sana telgraf çekmeye çalışırım. Hiç olmazsa demirlerin arkasından olsun birbirimizi görmüş oluruz. Seviniyorum. Seni öyle göresim geldi ki, tatlı ve hazin bir ışık gözlerimde, nefis bir koku gibi burnumda tütüyorsun. Aftan istifade etmem lazım. Ama belli olmaz. Bu altı ay içinde öyle garabetler ve öyle kanunsuzlarla karşılaştım ki lehte, mantıki en ufak bir ihtimale, bir ümide kapılmamalıyım. Gelirse şöyle nir gülümsemeyle taşımak lazım. Çocuklar burnumda tütüyor. Burnumda öyle kokular var ki zaten… Seni hasretle kucaklarım biriciğim.

21 Haziran 1938 Nazım Hikmet

MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN MEKTUBU

-Anama Mektup:

       Bugün sekiz mayıs “Anneler günü”. Hatırlanıp kucaklanıyormuş anne ve sevgi(!). Kalplerde şefkatle tam koca bir gün(!) hatırlanıp kucaklanıyormuş anne ve sevgi(!).

       Ben seni bugün hatırlamadım anne, sana karşı sevgim aynıydı yine. Bemim sevgim sığmaz ki böyle bir güne. Bir ömür de olsa doymam sevgine.

        Her an ruhumu ısıtır sıcaklığın, seni düşünmek bile doyumsuz bir zevk, ızdırabı tarifsiz senden uzaklığın, sendin benim dünyama ışık ve renk…

        Özledim ışıl ışıl sevgi dolu gözlerini. Ne güzeldi göğsüne yaslanıp öyle ağlamak!

 Ellerimle yırtardım o hül yüzlerini, zevk verirdi nasırlı ellerinde hırpalanmak…

        Yine arıyorum dostluk dolu o yüzün, hep ben muhtaçtım sana yine muhtacım. Aşkımı, sevgimi gösteremedim birgün, saçlarım ağarsa da hep sana muhtacım.

        Yollarım açılsa bağrıma bassam, sımsıcak göğsünde öyle ağlasam. Doyumsuz sevgimi tekrar yaşasam; hıçkırık, naz yapıp, “Ana” diyerek.

        Anamsın sen bu bir gerçek. Sen olmasan ben olmazdım. Sensin gönlümdeki en güzel çiçek. İncinip, koparılsan, yapamazdım.

        Hasretin unutturdu beni bana, sevgine karşılık veremiyorum. Adet olsun diye olsa da sana, layık bir hediye bulamıyorum.

        Maddi değerleri tek tek arasam; hazırlasam güzel bir buket sana, zümrütten, yakuttan, saraylar alsam. Değeri ölçülmez yanında Anam.

Muhsin Yazıcıoğlu

ALİ BÜLENT ORKAN 1957-1982

Ali Bülent Orkan 1957 yılında Bolu Mudurnu’da dünyaya gelmiştir. İncirli Lisesinde gece öğrencisiyken 1980 öncesinde bazı olaylar sebebiyle yargılandığı 12 Eylül Sıkıyönetim Mahkemelerinde idam cezasına çarptırılmıştır. Mamak Askeri Cezaevi’ndeki ölüm hücresinden 13 Ağustos 1982 Cuma günü sabaha karşı alınarak götürüldüğü Ulucanlar Cezaevinin infaz bahçesinde idam edilmiştir.

ERDAL EREN (1961-1980)

Erdal Eren 25 Eylül 1961’de Giresun’nun Şebinkarahisar ilçesinde doğmuştur. Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencisi Sinan Suner, 30 Ocak 1980’de Milliyetçi Hareket Partili Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Özendemir tarafından vurularak öldürülmüştür. Erdal Eren Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisiyken, Suner’in öldürülmesini protesto etmek için 2 Şubat 1980 günü düzenlenen gösteride 22 kişiyle birlikte gözaltına alınmıştır. Gösteri sırasında çıkan çatışmada er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Erdal Eren Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Asketi Mahkemesi tarafından yargılanarak, 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkum edilmiştir. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Milli Güvenlik Konseyinde onaylanan karar eylemine uygun TCK’nın 450/9. maddesi gereğince ölüm cezasıyla cezalandırılmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.

    Bu karardan sonra Erdal Eren’in avukatları kararı temyiz etmiş ve dosya Askeri Yargıtay’a gönderilmiştir. Dosyada: “Erdal Eren’in fizyolojik yapısı itibariyle 18 yaşından küçük olduğu, bu nedenle gerçek yaşının tespiti için kemik grafilerinin çekilerek tıbbi tetkik yapılmasının gerekli olduğu” yazılmıştır.  (Askeri Yargıtay’ın 1980/111 Esas ve Karar sayılı dosyasında yer alan bilgilere göre; “Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Erdal Eren’in doğum tarihinde bir ihtilaf olmadığı” gerekçesiyle bu iddiayı kabul etmeyip idam cezasını onaylamıştır. 12 Eylül 1980 darbesiyle kurulan Milli Güvenlik Konseyinde Erdal Eren’in cezasının infaz edilmesi onaylanarak, karar 13 Aralık 1980’de Ulucanlar Cezaevinde infaz edilmiştir.

NECDET ADALI (1958-1980)

Necdet Adalı 1958 yılında Ankara’da doğmuştur. 1977 yılında Ankara’da Yıldırım Bayezit Lisesinde öğrenci iken, İsmet Paşa’da bir kahvenin taranması olayıyla ilgili olarak yargılanmış ve Ulucanlar Cezaevinin 9. Koğuşunda tutuklanmıştır. Bu sırada gerçekleştirilen bir firar eylemine “nasıl olsa suçsuzluğunun anlaşılacağını” ileri sürerek katılmamıştır. 12 Eylül rejiminin idam ettiği ilk kişidir. Adalı 8 Ekim 1980 tarihinde Ulucanlar Cezaevinde asılarak idam edilmiştir. Şair Nevzat Çelik’in yazdığı ve daha sonra Ahmet Kaya tarafından bestelenen “Şafak Türküsü” şiiri onun için yazılmıştır.

Necdet Adalı idam edildiğinde 22 yaşındaydı.

Not: Bilgiler Müzeden alınmadır.

Bu dizeler de benden konsun buraya, Şair Nevzat Çelik’ten alınma.

ŞAFAK TÜRKÜSÜ 
Beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
gözlerim şafak bekledim
uzarken ellerim
Kulağım kirişte
ölümü özledim anne
yaşamak isterken delice…

(Şiir daha çok uzun..s.s.)

Ne diyeyim! Halkımız gibi; “Mezar mezar geze inşallah!” diyeyim, milletimizin idealist, vatansever, güzel gençlerini Ülkücü, Devrimci düşünceleri üzerinden  birbirini öldürecek denli acımasızlaştıran emperyalist düşmanlarımız, onlara hizmet eden sütü, kanı bozuklarımız, satılmışlarımız ve de görevini tam yapmayıp evlatlarını koruyamayan devlet büyüklerimiz…