Nurettin Soykan (III)

Abone Ol

Geçen haftadan devam:
Şampiyonluk kolay kazanılan bir olgu değildir. Herkesin fedakarlığı gerekir. Yönetimin cansiperane çalışmasının yanında, Soykan’ın hiç bir maçta takımı yalnız bırakmaması ve bunun futbolculara verdiği güven neticesinde böyle tarihe geçecek bir sonuç çıkmıştır.
Erzurumspor maçı için takım Erzurum’a gitmiştir. Soykan’ın Gölbaşı’ndaki işleri gece saat ikiye kadar sürmüş, iş bitince yalnız başına arabaya atlamış ve Erzurum’a doğru yola çıkmıştır. Sabaha karşı, doğan güneş ve bastıran uykusuzluk neticesinde bir koyun sürüsünün içine dalıp, bir kaç koyunun telef olmasına neden olur. Tabi arabanın tamponu da dağılır ama hareket etmede bir sorun yoktur.
Arabadan inen Soykan, çobanın yanına gider, her zamanki yumuşaklığıyla;
“Yavrum, oldu bir kaza, çok şükür canımıza bir şey olmadı. Koyunların bedeli neyse vereyim de gideyim” der, çoban;
“Beyim sen iyi birine benziyorsun, bir kazadır oldu, hakkım helal olsun, sen istesen kaçar giderdin” diyerek Anadolu insanının ne kadar tok gözlü olduğunu gösteren bir tavır sergiler. Fakat Soykan yine de çobana parasını verir ve yola devam eder.
Maçın sonucu mu?
İhsan’ın attığı iki golle, Malatyaspor 2 Erzurumspor 0
Soykan’ın büyüklüğünü anlatacak bir olay daha anlatayım size:
Yıl 1985, Kayserispor’un kaptanı Gıyasi Tokoğlu jübile yapmak için Malatyaspor’u davet eder. Yapılan anlaşma gereği, Malatyaspor’un tüm masrafları Gıyasi tarafından karşılanacaktır.
Soğuk bir Kayseri kışında maç için takımımız Kayseri’ye gider. Her zaman olduğu gibi Nurettin Soykan’da maçtadır. Havanın soğukluğundan olsa gerek, Kayseri seyircisi, kaptanlarına vefasızlık edip, maça ilgi göstermemişlerdir.
Maç başlar, bir süre sonra kaptan Gıyasi Tokoğlu arkadaşlarının omuzunda sahayı terk eder. Eder etmesine de, bu masrafları nasıl karşılayacaktır. Soyunma odasına giderken, duş alıp üzerini giyerken bile hep bunu düşünmektedir. Bu hasılatla bu masrafları ödemesi mümkün değildir. Oysa ne umutlarla jübile yapmış, sonucunda da elinde bir miktar para kalmasını ummuştur.
Maç bitiminde ne yapacağını kendi bile bilmeden, ağlamaklı bir halde, Malatyaspor’un kaldığı otele gider. Hiç olmazsa hesabın kaç lira olduğunu öğreneyim diye resepsiyona hesabı sorar. Aldığı cevapla şok olur.
Hesap ödendi.
Gıyasi’nin bu çaresizliğini fark eden Soykan hesabı kendi ödemiş Gıyasi’yi büyük bir dertten kurtarmıştır.
Bitti mi? Bitmedi.
Bundan sonrasını Gıyasi Tokoğlu’nun ağzından dinleyelim:
“Hesabımı ödeyen Nurettin abiye teşekkür etmek için, gözlerimden yaşlar akarak, yanına gittiğimde, güler yüzüyle karşıladıktan sonra, koluma girip otelin tenha bir köşesine götürdü. Şaşırmıştım.”
“Nurettin abi, beni utandırdınız, size minnettarım”
“Evladım sen, biraz para kazanayım diye düşünürken, üstelik zarar ettin, önemi yok”
“Bunları söyledikten sonra elini cebine attı bir demet para çıkarıp cebime koydu. ‘Yapma abi’ diyebildim sadece. Gülümseyerek oradan uzaklaştı.”
Soykan böyle gönlü zengin biriydi. Soykan Malatyaspor macerasından sonra işinin başına dönmüş, fakat iyi niyetli oluşu, ticaretin kurallarına uymadığı için ekonomik darbeler yemiş ve işleri bozulmuştur.
Tek oğlu Sezar Soykan’ın ölümü onu derinden sarsmıştır. Tam bu acıya alışmışken, hayat arkadaşı Şahende Hanım hayata veda etmiştir. Oğlu ve eşi kendi istekleri olduğu için İstanbul’a defnedilmişlerdir.
Bir süre sonra Nurettin Soykan da bu hayata veda etmiştir. Cenazesi kendi isteğiyle (İstanbul’da beni kim bilir, kim tanır, burada mezarımı gören belki bir Fatiha okur, beni şehrime gömün, vasiyeti gereği) Malatya’ya defnedilmiştir.
Başlı başına bir kitap yazılabilecek Nurettin Soykan’ı böyle bir kaç sayfayla anlatmak imkansız. Dilim döndüğünce ve kısaca ancak bu kadar anlatabildim.
Tanımakla onur duyduğum ender insanlardandı. Örnek alınacak biriydi.
Biz Malatyalılar olarak onun kıymetini bildik mi acaba?
Masraflarını kendi üstlenip yaptırdığı “Soykan Parkı”nın ismini bile değiştirmedik mi? Mekanı cennet olsun...
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...