(Efsane Başkan Nurettin Soykan’ın ölüm yıl dönümü nedeniyle yazdığım makaleyi ne kadar kısa tutmaya çalışsam da Soykan’ı anlatmak kısa bir yazı ile mümkün olamayacağı için yazım biraz uzun oldu. Onun için her hafta bir bölümünü yayınlamak zorunda kaldım.)
Artvin’den, maddi imkansızlıklar nedeniyle Malatya Doğanşehir, Reşadiye Köyü’ne göç etmek zorunda kalan bir aile.
1927 yılına gelindiğinde, mensucat fabrikasında gece vardiyasında işçi olarak çalışan Musa Efendinin bir erkek çocuğu dünyaya gelir ve adını Nurettin koyarlar.
Başarılı bir öğrenci olan Nurettin, ilk, orta ve liseyi Malatya’da bitirir. Ülkemizin ekonomik sıkıntı çektiği bu günlerden Musa Efendi ve ailesi de nasibini alır. Musa efendinin paltosunu gündüz Nurettin giyer, akşam Musa efendi giyer işe öyle gider. Liseyi bitiren Nurettin, daha sonra üniversite tahsili için İstanbul’a gider ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okuduktan sonra memleket hasreti ağır basar ve Malatya’ya döner.
D.S.İ kurumunda işe başlayan Nurettin, bir müddet çalıştıktan sonra, memuriyetin kendine göre olmadığını anlar ve kalbinin sesini dinleyerek işten ayrılır. O memur olmak için yaratılmamıştır ve sevdiği işi yapmaya karar verir, müteahhitliğe başlamaya karar verir.
Bir süre iş alamaz ama umudunu ve inancını hiç yitirmez. Bu arada İnönü stadı yapılmaya başlamış ve inşaat hızla devam etmektedir. Çevre istinat duvarının, yani şu güne kadar gelen taş duvarın yapım ihalesine girer ve kazanır. İş Nurettin’e verilmiştir. Bu ilk işinden sonra işler birbirini takip eder.
Büyümeye başlamıştır artık. Yurdun her köşesindeki büyük İhalelere girer ve yurt çapında tanınan bir müteahhit olmuştur.
İşler büyümüş ve gelişmiştir artık. Gölbaşındaki kömür ocağını da almış ve “Soykan Gurubu”nun temeli atılmıştır. Genç Nurettin artık Soykan ismiyle anılır olmuştu...
Soykan, yardımsever bir insandı, her kesimden insana yardım ederdi. Bir gün büroda otururken, şoförü Aziz’i çağırıp sorar: “Yav Aziz, bizim kasap..........nerede?”
“Bilmiyorum ağabey”
“Bir kaç aydır gelip şarap parasını almıyor, merak ettim. Sıtmapınarı’na gidip.......bul getir de parasını vereyim.”
Aziz hemen gider ve bir süre sonra döner.
“Ağabey, kasap....... sizlere ömür.”
Bunu duyan Soykan çok üzülmüştür.
Turan Emeksiz Caddesi’nde bulunan, Soykan’ın yazıhanesinin önünde bir taksi durağı vardı. Çalışanı Fahriye Hanıma çeşit çeşit yemekler yaptırıp, şoförleri sık sık yemeğe çağırırdı. Yine şoförleri yemeğe çağırdığı bir gün, şoförler iştahla yemeklerini yerken, o, uzun Maltepe sigarasından bir tane yakıp karşıdan onları seyrediyordu. Dikkatle şoförleri seyreden Soykan’ın gözlerinden iki damla yaş geldi.
“Ağabey sen bunları yemeğe çağırdın ama sen yemiyorsun sadece seyrediyorsun” Cevap:
“Öyle günlerim oldu ki, etli yemek şurada dursun, kuru ekmeği ıslatır yerdim. Şimdi onlar yedikçe ben doyuyor ve mutlu oluyorum.” Devamı haftaya...