Nisan ayazıyla yarım kalan umutlar

Abone Ol

Malatya’da yazın geldiğin ağaçlardan anlardık. Kış aylarından beri uyuyan kayısı ağaçları, beyaz çiçeklerle süslendiği vakit bilirdik ki yaz gelmiş memlekete. Yaprakların bu uyanışıyla beraber Malatya’da çoluğundan çocuğuna, esnafından çiftçisine herkes uyanırdı. Kayısı ağaçlarının bembeyaz çiçekleri her ne kadar sessiz sedasız açsa da Malatya için koca bir çan sesi çalardı.

Kayısı herkes için bir meyve olsa da Malatyalı için umuttur, bekleyiştir, gelecek planlarıdır. Evlenecek olanlar bekler dört gözle kayısıyı, ev alacaklar, araba alacaklar… Borçlarından kurtulmak için bekler çiftçi, uzun süren uğraşının ardından verdiği emeklerin adıdır kayısı. Memleketin dört bir tarafından gelen kayısı işçileri için rızık kapısıdır kayısı, sıcak çorbaların, akşam sofralarının, ödenen faturaların aracısıdır kayısı.  Mahallede oynayan çocukların yakıcı güneşten korunduğu şemsiyedir kayısı, altına iki tabure atılıp dertleşilen yerdir kayısı. Herkes için bir meyve olsa da Malatya için çok şeydir kayısı.

Dedelerimiz hep korkardı nisan ayının gece ayazından. Havalar biraz ısınınca derin nefes alırlardı ama bu sene o derin nefesi aldırmadı bize gece ayazı. O ayaz ki kayısı çiçeklerini yakmadı sadece. Malatya’nın umudunu, hayallerini, planlarını da yaktı. Koca bir şehri yakıp geçti. Umudunu kayısıya bağlayan yüzbinlerce insanı yaktı. 

Kayısı yanmamış olsaydı şimdi çocuklar kıyafetlerini yırtma pahasına duvarlara çıkıp, ağaçlara tırmanıp çağla toplama macerasına başlamış olacaklardı. Çiftçi kayısıyı kurutacağı yerin telaşına düşmüştü, köye gitmek için hazırlıklar yapılıyordu. Biraz daha bekleyip dalından toplayacaktık kayısıyı, islim damlarında başını bekleyecektik. Sadece Malatya sınırlarında kalmayacaktı kayısının bu hikayesi. Tırlara doldurup dağıtacaktık memleketin her manavına. Uzaklarda ki sevdiklerimiz için paketler yapacaktık, otogarda elimizde kilolarca kayısı ile otobüs arayacaktık. Sevdiklerimizin, Malatya hasreti taşıyıp da gurbette olan eşimizin, dostumuzun isimlerinin yazdığı kutularda herkesin sofrasında yer alacaktı. Kayısı taşıyan her tır Türkiye’de gezmeyecekti tabi, limanlara gideceklerdi. Almanya’da kahvaltı masalarında, Arap coğrafyasının iftar sofralarında, Japonya’nın market raflarında yer alacaktı.

Kayısının uzun, yorucu ama çok güzel olan bu hikâyesi ne yazık ki 12 Nisan gecesi başlamadan bitti. Bu sene belki biraz zorlanacağız, kırılan hevesimiz, yıkılan umudumuz, zayi olan bunca emeğimiz belki boynumuzu bükecek ama gelecek yıl yine aynı sabırla, aynı telaşla bekleyeceğiz kayısıyı. Yine planlarımızı, umutlarımızı bağlayacağız kayısıya. Yine hepimizin kayısıyla ilgili yeni hikâyeleri olacak. Bir çocuğun hatırasında, bir annenin duasında, yorgun işçinin alnındaki terde tekrar yazılacak kayısının hikâyesi. Bu yüzdendir ki Malatya’da her kayısı, bir meyveden fazlasıdır: Bir hayattır, bir hikâyedir.