Neresinden başlasak (1)?

Herkes biliyor ki Türkiye’de birçok alanda ilerleme kat edildi lakin eğitim alanında ne yazık ki istenen kaliteye bir türlü ulaşılamadı. Bunu, Sayın Cumhurbaşkanımız da birkaç kez dile getirdi.

Abone Ol

Herkes biliyor ki Türkiye’de birçok alanda ilerleme kat edildi lakin eğitim alanında ne yazık ki istenen kaliteye bir türlü ulaşılamadı. Bunu, Sayın Cumhurbaşkanımız da birkaç kez dile getirdi.

Hakkını vermek gerek:

Son yirmi yılda, Cumhuriyet tarihinde rekor denecek kadar okul ve derslik yapıldı. Yine öğretmen sayısı, ihtiyaca göre artırılıp çocuklarımızın, gençlerimizin daha iyi yetişmesi hedeflendi.

Aynı şekilde yıllardan beri üniversitelerde ve kamuda kangren haline gelen başörtüsü problemi, lise ve ortaokullarda bile ortadan kaldırıldı. Hizmet içi eğitim etkinlikleriyle öğretmen ve idarecilerin bilgi ve becerileri yükseltildi. Mesleki eğitim teşvik edilerek ülkenin ara eleman ihtiyacı büyük oranda karşılandı.

Çocukluk ve gençlik yıllarımızda, öğretmenlerimizin yazdırdığı ders kitaplarını bulmak için kitapçıdan kitapçıya koşturmaca; bulamayınca da başka illerden tanıdık arayıp oralardan sipariş etme veya bir üst sınıfa geçen akrabaların çocukları varsa ve onların kitapları ile senin aradıkların aynıysa parasıyla rica minnet alma dönemi bitirildi şükürler olsun. Şimdi ilk, orta, lise, hangi kademede olursa olsun; çocuklarımız okula gittikleri ilk gün masalarında bütün kitaplarını hazır bulmaktalar. Bu yetmezmiş gibi yardımcı kitaplar ve tabletler de onların eğitim hizmetine sunulmuş birer pırlanta gibi durmaktalar.

Evet, eğitim alanında atılan bu güzel hamleleri elbette göz ardı edemeyiz lakin bütün bunlar, nitelikli eğitim için yeterli değil. Yeterli olamadığı da hem sayısal verilerden hem de genel izlenimlerden açıkça anlaşılmaktadır. İsterseniz bu incelemeye akademik başarıdan başlayalım. ÖSYM’nin açıkladığı üniversite sınavı istatistiklerine göre:

Bu yıl barajın kaldırılmasının ardından TYT’de puanı hesaplanan ve 100 ile üstü puan alan aday sayısı 2 milyon 911 bin 511 olurken; 96 bin 518 aday da 100 puan altında kalarak TYT’den ‘sıfır çekti.

“2022-TYT’de doğru cevap sayısı ortalamaları:Türkçe (40 soru) testinde 17,7, sosyal bilimler (20 soru) testinde 7,9, temel matematik (40 soru) testinde 6,9 ve fen bilimleri (20 soru) testinde 3,2.

AYT matematik (40 soru) testinin ortalaması 7,2, AYT fen bilimleri testinin ortalamaları; fizik (14 soru) alt testinde 2, kimya (13 soru) alt testinde 1,5 ve biyoloji (13 soru) alt testinde 2.

AYT Türk dili ve edebiyatı-sosyal bilimler-1 testinin ortalamaları; Türk dili ve edebiyatı (24 soru) alt testinde 6,6, tarih-1 (10 soru) alt testinde 2,6, coğrafya-1 (6 soru) alt testinde 2,9, AYT sosyal bilimler-2 testinin ortalamaları; tarih-2 (11 soru) alt testinde 1,9, coğrafya-2 (11 soru) alt testinde 3,6, felsefe grubu (12 soru) alt testinde 2,1, (DKAB) din kültürü ve ahlak bilgisi/ek felsefe grubu (6 soru) alt testinde 1,4 oldu.

Bu, 2022 TYT-AYT sınavlarındaki akademik başarının(!) sadece bir kısmı. 100 bine yakın lise mezunu gencimiz,girdiği üniversite sınavından sıfır puan alıyor. Temel matematik demek, liseyi bitiren her insana günlük hayatında gereken matematik demek… Yani sayılar, dört işlem, problemler. Yani günlük alışverişlerde olmazsa olmaz temel bilgiler demek. İşte bu kadar hayati bir dersin 40 sorudaki başarı ortalaması 7 bile değil. TYT’de çıkan Türkçe sorularının dörtte üçünden fazlası okuduğunu anlama ve yorumlama ile ilgili. Yani bir kelimenin, kelime grubunun veya cümlenin, kullanıldığı yerde ne anlama geldiğini bilecek 18 yaşındaki gencimiz. Okuduğu beş on satırlık bir paragrafı yorumlayıp o paragrafın içine gizlenen cevabı bulup çıkaracak. Ama ne yazık ki 40 soruda başarı ortalaması, yani doğru sayısı 17. Bu senin ana dilin yahu! En azından günlük konuşma dilin… Diğer bilimle ilgili dersleri teker teker analiz etmemize gerek yok sanırım…

Pekala, bu öğretim kısmıydı. İsterseniz biraz da eğitim bölümüne bakalım:

1970-1981 arasındaki ilk, orta ve lise tahsil hayatımı düşünüyorum. İlkokulda yaramazlık yaptığım için öğretmenimden cetvelle bir güzel dayak yemiştim. Nazlı büyütülmenin verdiği şımarıklık ile babamın eve döneceği saatte,güzel bir rol yapıp hüngür hüngür ağlamıştım ki babam gelip öğretmenimden hesap sorsun. Ağlama sebebimi soran babama durumu anlatınca babam, hiçbir şey sormadan suratıma okkalı bir tokat patlatmış ve: “Demek benim oğlum, öğretmenden dayak yiyecek kadar yaramazlık yapmış, kuralları çiğnemiş ha!” diyerek bir de güzelce azarlamıştı beni. Aslında o tokat bana; hayat disiplinini, kurallara uymayı, toplumda kargaşa çıkarmamayı, büyüğe özellikle de öğretmene saygıyı, kendimden küçüklere zarar vermeyip onları kollayıp gözetmeyi bir çırpıda öğretmişti bana…

Şimdiki neslin bırakın öğretmene, anne ve babasına olan saygısına bakıyorum da heyhat! Aslında ailede öğretilmeyen saygı, bir müddet sonra sadece öğretmene veya topluma saygısızlık olarak değil, en başta anne babaya saygısızlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonra da anne, baba ve öğretmenler olarak başlarız şikâyete… Bütün suç her zaman başkalarınındır bize göre. Çocuğumuzu hep kötü arkadaşlar ve internet bu hale getirmiştir. Nedense bizim yetiştir(eme)diğimiz çocuğumuzun belki de iyi çocukları olumsuz etkilediğini aklımıza bile getirmeyiz.

Beni en çok üzen ve düşündüren noktalardan biri de “imanlı, dürüst, ahlaklı nesil yetişsin” diye sayıları arttırılan imam hatip liselerinde öğrenim gören gençlerimizin ne yazık ki en az yarısının, amaçlanan hayat tarzına oldukça zıt bir hayat yaşamalarıdır. Buna, imam hatip liselerinde uzun yıllar vazife yapan bir öğretmen olarak bizzat ben şahidim.

Değerli Dostlar,

Bu hafta, buraya kadar yazdıklarım, eğitim gibi en can alıcı noktamızın aksaklıklarından sadece birkaçı. Bu yazı serisine birkaç hafta devam ederek sadece problemleri ortaya koymak değil, çözüm önerilerini de gözler önüne sermek istiyorum. Haftaya görüşmek temennisiyle şimdilik hoşça kalın, güzelliklerle kalın.