Dünkü yazımın devamıdır…
Davul zurna eşliğinde yapılan şehir turundan sonra oğlan evine gelinir ve gelin eve girerken bir koç kurban edilirdi. Ayrıca kaynanasından korkması için de bir küp kırılırdı. Daha sonra leblebi şekeri, renk renk şekerler içine bozuk para konulup gelin ve damadın üstüne serpilir ve çocuklarda bunları toplamak için birbirleriyle yarışırlardı.
Oğlan evine gelindikten sonra mevlit başlar
akabinde yemekler dağıtılmaya başlardı. Dönemin en ünlü mevlit okuyanı mevlithan Sami Canatan idi. Yemek dağıtma görevi genç mahallelilere ve genç akrabalara düşerdi. Uzunca bir köşe masa-ya da çocuklara yer yapılır gülüşük içinde düğün yemeği yenirdi. Hocanın yapacağı yemek duasından sonra misafirler, damadın yakınlarını tebrik edip ayrılırlardı. Erkekler takı takma işine karışmaz o işi kadınlar hallederdi.
İçki içilen düğünler de yine bahçelerde yapılırdı. Düğün güneş battıktan sonra başlar gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürerdi. Üç gün süren düğünler bile olurdu.
İsterseniz o yıllara gidip o ortamı bir an da olsa yaşayalım.
Güneş batmak üzere, gençler hummalı bir çalışma içinde, dikkat edin profesyonel garson yok hizmet mahallenin gençleri tarafından zevkle yapılıyor. Masa ve sandalyeler yerleştirilmiş, üzeri ambalaj kâğıdıyla raptiyelenmiş, masa üzeri meyveyle ve karışık çerez tabaklarıyla ve rakı için çay bardaklarıyla donatılmış, rakılar masalara dağıtılmış, elektrik kabloları insan boyundan biraz daha yüksekte, bahçeye bir kaç tur attırılıp, üç beş metre arayla altmış mumluk ampüller takılmış, bir tarafta ciğerler, etler pişiriliyor, düğünün olmazsa olmazı çalgıcılar yeni yeni gelmeye başlamış, kadınların erkekler görmeden rahat rahat oynasınlar diye kadınların olduğu bölüme çarşaflar çekilmiş, İşte böyle bir ortam.
Bu tür düğünlerin en aranan çalgıcısı kimdi derseniz, tek kelimeyle kemancı Arakir ve defci Sıddı derim. Çünkü Arakir kör, defcide kadın olduğu için kadınların arasında olmaları bir sorun değildi. Daha sonra gelenler, her zaman briyantinli saçlarıyla hatırladığımız Muhlis, kemancı Kalender, kemancı Mamoş, kemancı Talip, Bay kardeşlerden, Mahmut Bay, Ömer Bay ve Topal Bedo( Bedri Karahan) idi.
Düğüne gelenler, düğün sahibinin yükünü hafifletmek adına birer ufak rakı alarak gelirlerdi düğüne.
Güneş batınca düğün başlar, yenilir içilir, çalgı eşliğinde oyunlar oynanır, halay çekmek için ileleyen saatlerde Zurnacı Vahap ile kardeşi davulcu Saim, “zurnada peşrev olmaz” sözünü yalanlarca-sına Segâh peşrevle meydana gelir, sonra halaylar çekilir gülüşügünen düğün savılır (bitirilir) dı.
İşin enteresan yanı, bu düğünlerde hiç bir olay olmazdı.
Tüm şehrin yükünü çeken bu sanatçılarımızın hepsine rahmet diliyorum.
O düğünleri yaşatabildim mi?
Bilmiyorum ama ben o düğünlerin daha eğlenceli olduğunu düşünenlerdenim.
Sizce?
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...