Ne mi istiyoruz?

Abone Ol

Aslında çok şey istemiyoruz. Hatta hiçbir şey…

Biraz adalet, biraz ehliyet,

Biraz liyakat, biraz güven,

Biraz insanlık,

Azıcık insanca Yaşam koşulları,

Az biraz da değer,

Vefa da unutulmamalı,

Verilen sözlerin adrese teslimi,

Ve herkesin kendi işini yapmasını,

…..

Çok şey mi istiyoruz; Hayır…

Saydıklarım erdemli bireylerde ve sağlıklı işleyen sosyolojik yaşam koşullarının olmazsa olmazları…

Bunlar olmadan yaşamın idame edilmesi kocaman bir yalan üzerine kurulur en ufak bir sarsıntı da yerle yeksan olur.

Bu duygular içinde ve istekler silsilesinde bulunmak asla ön alma ve haksızlıklara çanak tutma ile eş değer tutulmamalı..!

Bunları istememek toplumsal yaşam alanlarında sarsıntıya sebebiyet verebilir.

Adalet her zaman eşitliğin gölgesinde bir sığıntı gibi duragelmiştir. Adaletin eşitlik olmadığını toplum asla idrak etmemektedir.

Mesela Kahramanmaraş’ta iki kız kardeşin engelli bir çobanı döverek ve alay ederek sopayla döverek medya da paylaşılmasını ve verilen cezanın serbest olmasını  istemiyoruz.

Varsa yoksa eşitlik denilmektedir. Eşitlik kavramı topluma enjekte edilmiş bir virüstür.

Hiçbir şey eşit değildir.

Ehliyet ve liyakat sözcükleri sadece bürokratik uygulamalar için kullanır olmuştur. Bu da en büyük yanlıştır. Yaşamın her alanında vukuu bulmalıdır bu iki kavram…

Çok şey istemiyoruz toplumun her kademesinde insanlara güven telkin edilmesi lüks bir talep değildir.

İnsanlar kendilerine güvenildiğini, kendilerine değer  verildiğinde  ve vefanın ön planda olduğunu gördükleri zaman aşamayacakları engel yoktur. Felsefesi ise;  ‘‘Aşk ile koşan yorulmaz’’. Bir değer vardır o değeri kim red edemez.

İstiklal Marşı’mızın şairi üstad Mehmet Akif Ersoy ;

Mehmet Akif bir gün arkadaşlarından Eşref Edip’le öğle yemeğinde buluşmak için sözleşmişlerdi; Öğleden bir saat evvel oraya gidecekti. O gün öyle bir yağmur vardı ki, her taraf sel oldu. Eşref Edip, Mehmet Akif’in böyle bir yağmurda gelmeyeceğini düşünmüştü.

Bu sebeple hizmetçiye döneceğini söyleyerek, evden çıkıp yakın bir komşuya gitti. Yağmur devam ediyordu. O evden çıktıktan bir süre sonra Mehmet Akif, o yağmura rağmen Eşref Edip’in evine gelmişti. Eşref EDİP, evine döndüğünde onun geldiğini hizmetçiden öğrenmişti.

Akif sırılsıklam bir halde olmasına rağmen içeriye girmemiş, ‘’selam söyle’’ diyerek yağmura aldırmadan gerisin geriye gitmişti. Eşref EDİP ertesi gün kendisini bulmuş durumu anlatarak özür dilemek istemişti. Ama Mehmet Akif bu olaydan dolayı kırılmıştı. Ve Eşref Edip’e şu unutulmayacak cevabı veriyordu. —‘’ Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir’’.

Der.

Verilen sözün yerine getirilmesinin ne kadar kıymetli olduğunun anlatılması için bundan daha güzel bir anektod yoktur.

Ne mi İstiyoruz?

Haksızlık istemiyoruz,

Hırsız olup emek çalmayı mı istiyoruz,

Birlerinin birilerinin sırtına basarak birlerinin bakiyesi ile hak etmediği yere gelmesini istemiyoruz..

Birilerinin hakkına bozuk düzen ve yanlış çarklar yüzünden girmek istemiyoruz veya bu duruma mecbur kalmasına gönlümüz razı değil…

İnsanca bir yaşam ve insanın insan olduğuna inanan bir değer, aksini istemiyoruz.

İşi düştüğünde değil dara düştüğünde vefalı olunan bir toplumsal düzendir insanların arzusu, vefadır mesela…

Geri kalmış toplumların hepsinde olması gereken değerler ve sosyal normlar yerlerdedir.

Selayetlinin arzusuna göre şekillenir her şey.

Toplumların ayakta kalması ve devletlerin varlıklarını sürdürebilmeleri yukarıda sayılan değer, norm ve kuralların hepsinin harfiyen işlemesi ile eşdeğer…

Aksi halde nice tahtlar, saraylar ve makamlar ve hatta imparatorluklar yok olmuşlardır.

Dün geride kaldı, bu gün yaşanılıyor, yarın ise meşhul insanlık, dünde kalanlar ile bugünden yaşadıkların ile yarınını kurtaramazsa  yok olur.

Şimdi başa dönelim çok şey istemiyoruz; hayır,

Biraz adalet, biraz insanca yaşam ve birazda dürüstlük istiyoruz. Çok şey mi istemiş oluyoruz acaba….

Çalan telefona cevap vermemek moda olmuş diyelim ve noktayı koyalım.

Sağlıkla ve insanlıkta kalın…