Ne hoş olmuş buralar

Abone Ol

Kıymetli ildaşlarım, gardaşlarım, arkadaşlarım merhaba!

İyisiniz inşallah?

Bizi soracak olursanız iyiyiz, sizi gördük daha iyi olduk.

Önceki gün vatanımıza döndük.

Ankara’daydık, beş ay kaldık memleketimizin başşehrinde.

Hiç bu kadar ayrı kalmamıştık dünya güzeli(ili)mizden.

İnsan, tozunu, toprağını, çamurunu da özlüyor vallahi.

Sokağını caddesini, bağını bahçesini özlüyor.

Mezarını özlüyor anasının, babasının.

Atasının dedesinin…

Vardık gecenin yarısında.

Kalktık sabahın erinde.

Bulutlar hala akıyordu.

Yedi kardeş bahçeleri içindeki evimizin on penceresinin tülünü tülbentini açıp, yerlerdeki, dallardaki yeşilliğe, yemyeşilliğe ve de vişne, kiraz, armut, şeftali… çiçeklerine birlikte bakıp;

-Hanım, cennet vatanına hoş geldin dedim gözleri ışıl ışıl eşime.

Yeşil değil, sarı olsa da, kahverengi olsa da her yer, orası bizim ana baba ocağı değil mi, kucağı anılarla dolu değil mi!!!

Adam, asker arkadaşının, askerlik boyunca her gün, her saat “vatanım… vatanım…” diyerek hasret dökmesi, kendisinde ister istemez, “Nasıl bir yermiş burası?” merakı uyandırmış ve tezkereden sonra ilk fırsatta, arkadaşının “vatanım” dediği köyünü görmeye gitmiş.

Bakmış ki, köy keskin bir yamaç üzerinde, göğünde kartallar, atmacalar uçan, taşlık, kayalık bir yer.

Arkadaşını sormuş köylülere.

Bahçede olduğunu söylemişler, tarif üzere gitmiş.

Gitmiş ki, ne gide!

Tepe aşağı ufak bir bahçe.

Arkadaşı, belinde bir ip bağlı, aşağılarda çalışıyor. Karısı da yukarıda, kocası yuvarlanıp yamaç aşağı gitmesin diye ipi tutuyor.

Gördüğü manzara karşısında hayretlere düşüyor ve dayanamayıp,

-Senin vatanını da, ip tutanını da! Bu ne ya! diyerek söyleniyor.

Anası, babası, bacısı gardaşı güzel de, çirkin de olsa insan nasıl severse memleket de öyle.

Konuyu büyütelim.

Bir de ülken vardır. Bütün milletin ortak malı olan.

Hele bizimki…

Üç yanı denizle çevrili, dört mevsimli, bir dünya güzeli…

Kim söylemişti, düşündüm bulamadım...

İsrail’e ve diğerlerine sesleniyor;

-Kim diyor ki, Türkiye bir ülke? Hayır! Türkiye bir ülke değil, Türkiye bir vatan, Türkiye bir vatan! diyordu.

Bu sözler ne kadar güzel...

Ankara’da, Altındağ’da, çok defa ziyaret ettiğim, Sultan Alaaddin Camii bahçesinde bulunan, küçük, iki katlı, ahşap evinde, o Şanlı Milletinin, Şanlı İstiklal Marşı’nı yazan büyük şair ve büyük vatansever Mehmet Akif Ersoy ne diyor İstiklal Marşı’mızın dizelerinde:

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır atanı:

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Ya Mehmet Akif’in, siyasi görüşleri bir olmasa da yakın arkadaşı olan ve kendisi hakkında, “Mehmet Akif Ersoy: Hayatı, Seciyesi, Sanatı” adlı kitabı yazan, ünlü yazar, şair, hukukçu Mithat Cemal Kuntay ne diyor herkesin dilindeki o ünlü dizelerinde:

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır…

Ülke, coğrafi, fiziki, maddi bir ad. Vatan ise maddiden çok manevi bir addır.

Ben de diyeyim ki vatan bir candır. Türk Milletinin her bir bireyinin canıdır.

Mete Yarar’ın dediği gibi, “Bu millet öğle yemeğine gider gibi savaşa gider.”

Hemşerimiz Ahmet Kaya’nın yıllar önce İsrail ile ilgili sözlerini içeren videosu sosyal medyada dolaşır.

“İsrail demiş ki, Filistin’den sonra beklesin sıra Türkiye’ye gelecek. Gel bakalım. Bak oğlum, biz evde gazı ocağa bağlarken çakmakla kaçak olup olmadığını kontrol eden bir milletiz. Senden mi korkacağız? Senin altına bir gaz bağlarız, ona bir çakmak koyarız. Dünyada İsrail diye bir devlet kalmaz. Akıllı ol lan! Kimle uğraştığını bil.”

Hemşerimiz nur içinde yatsın, tam Malatyalı olarak konuşmuş.

Çok şükür, şimdi topumuz, tankımız, füzemiz, uçağımız, denizaltımız, İHA’mız, SİHA’mız, daha neler nelerimiz var. Dünya’ya silah ihraç ediyoruz. En çok silah satan ülkeler sıralamasında ilk 11’deyiz.

Dünyada eşi benzeri olmayan, iki buçuk milyon Mehmetçiğimiz var. Savunma Sanayimiz eşi benzeri olmayan silahlar üretiyor. Ama biz, “Yurtta sulh, cihanda sulh!” diyoruz.

Evet biz, Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü” verdiği törende dediği gibi, “Cumhuriyet’imizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten miras kalan “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini (…) dış politikamızın odağında tutmayı sürdürüyoruz.”

Vatanımız söz konusu olduğunda da, Atatürk’ün yaptığını yaparız, Mete Yarar’ın, Ahmet Kaya’nın dediğini yaparız ve de Recep Tayyip Erdoğan’ın ardından gideriz.

Vetan, Vatan dedikten sonra, memleketimiz, kayısıyla, iki cumhurbaşkanı, sanatçıları, türküleriyle nam salmış, kendisine,

Malatya Malatya bulunmaz eşin

Gönülleri doldurur ayla güneşin…

dedirtmiş Malatya’ya indirgeyeyim yazımı.

Beş aylık ayrılıktan sonra, geçtiğimiz Pazar günü Malatya’yı gezdim.

Niyazi Mısri Camiinin orada Dilek’ten gelen Belediye Otobüsünden indim.

Büyük Kayısı Anıtına doğru yürüdüm.

Anıtın önüne, köşeye geldim, soluma baktım, karşıma baktım, sağıma baktım her taraf, her yer muazzam planlı, görüntülü, boşluklu, muhteşem binalarla doluydu.

Yukarıya doğru, yani Emeksiz Caddesinin alt devamı dediğimiz Turgut Temelli Caddesine doğru baktım, baktım… iki taraftaki güzel, yanılmıyorsam beş katlı binaların arasında bir cadde değil, abartmıyorum bir futbol sahası genişliği var.

Yol trafiğe kapalı.

Ortam yağmur, yaş.

Görmediğim, acayip iş makinaları çalışıyor. İş giysileriyle görevliler oraya buraya koşuşturuyor.

Cadde bir an önce trafiğe açılmaya çalışılıyor.

Yukarıya, İnönü Caddesine çıktım.

Orası da aynı öyle.

Binalara son dokunuşlar yapılıyor.

Sivas Kültür Varlıkları Koruma Kurulu Müdürlüğünde kayıtlı olan Hükümet Binamız deprem sonrası yeniden aslına yüzde yüz uygun olarak yapıldı. Önündeki 15 Temmuz Meydanı, benim yirmi beş sene önce yazılarımla önerdiğim güzel çok güzel şekilde düzenlendi, ağaçlandı, ışıklandı, oturma gruplarıyla donatıldı.

Bu bina Malatya’nın tarihini yaşatan tek bina olarak kalplerde yerini aldı.

Şair Fuzuli Caddesine döndüm. Burası da aynen, özellikle alt başları Temelli Caddesi gibi, futbol sahası genişliğinde.

Caddenin iki yanı çok güzel binalarla donatılı.

Üstlendiği görevi en iyi şekilde yaparak, aldığı aylığın hakkını vererek, Malatya’mıza emek çeken Ankara’dan, Malatya’ya yöneticilerimizden Allah razı olsun.

Altta, eski belediye yerinde Söğütlü Cami yükseliyor.

Yeri değişti ama şimdiki yeri eskisinden iyi, açık alanda.

Teze Cami dediğimiz Yeni Cami de yeniden yapılıyor.

Kanal boyunda yürürken, eski hali bozulmuş olsa da, kendi kendime, “Var mı Ankara’da, başka şehirde böyle güzel, böyle huzur verici bir yer?” dedim, gurur duydum ilimden.

Burada şunu önemle söylemek isterim, Kernek Parkı çevresinde yeni çalışma yapılmamalı ve ayrıca bu Kanal Boyu akşam vakitlerinde araç trafiğine kapatılmalı.

Atatürk-Kışla Caddemizin yeni haline bir baktım, bir daha baktım, durdum bakakaldım.

Olursa bu kadar güzel olur.

Caddenin alt başında, yeni tarafta durup bakarken, yanımdan kol kola geçen karı kocadan, kadının eşine,

-Ne hoş olmuş buralar dediğini duydum…