Mizahın kabuklaşmış kibri: Leman Dergisi ve kutsallara dokunma cesareti ( ! )

Abone Ol

NE MİZAH, NE CESARET: SADECE KÖRLEŞMİŞ BİR PROVOKASYON

Leman dergisinin son sayısında yayımlanan ve Hz. Muhammed’e yönelik olduğu anlaşılan karikatür, yalnızca bir “ifade özgürlüğü” tartışmasını değil; mizah kisvesi altında yıllardır sürdürülen bir zihinsel sömürünün de geldiği noktayı gözler önüne serdi. Derginin savunusu ise oldukça tanıdık bir ezberden ibaret: “Amacımız İslam’ı değil, zulmü eleştirmekti.” Ne var ki çizilen figür, seçilen imge, kullanılan dil ve zamanlama, bu savunmayı gülünçleştirmenin ötesinde, içindeki sinsiliği ayan beyan ortaya koydu.

Kabul edelim: Türkiye’de bazı kesimler yıllardır İslam’a karşı “sanat, eleştiri, özgürlük” gibi kavramları kalkan yaparak bilinçli bir saldırı yürütüyor. Bu saldırıların merkezinde ise çoğu zaman Leman gibi sözde sol-entel mizah dergileri yer alıyor. Bu dergiler, laiklik kisvesiyle kutsalları aşağılarken; bir inancın milyonlarca mensubunun hislerini paçavraya çevirmenin adını “eleştirel cesaret” koyuyorlar. Oysa ortada ne bir cesaret var, ne de bir sanat. Sadece ilkesizlik, sorumsuzluk ve İslam düşmanlığının mizah ambalajında servis edilmesi var.

BASIN YAZAR-ÇİZERLİĞİ BİR SORUMLULUKTUR, BİR ÜSTÜNLÜK VEYA HAK DEĞİLDİR

Bizler kalemi eline almış ve fikirlerini kamuya açık mecralarda paylaşanlar olarak, dil, din, ırk ve kimlik farkı gözetmeksizin tüm insanlara karşı sorumluluk taşıyoruz. Hiç kimseyi ötekileştirmek, aşağılamak ya da provoke etmek bizim yolumuz olamaz. Hele ki dinî hassasiyetler gibi toplumsal barışın temel harcını oluşturan değerlere ilişkin meselelerde, çok daha dikkatli, çok daha özenli ve çok daha vicdanlı olmalıyız. Söz, kalemden çıkar ama vicdandan geçmeden yazıldığında fitneye, kırgınlığa ve kaosa yol açar.

Basın ve ifade özgürlüğü, insan onurunu koruyarak yaşatılmalıdır. Basın özgürlüğü demek, her şeyi yazmak veya çizmek değil; doğruyu ve adaleti önceleyerek yazmaktır. Bu yüzden özellikle insanların inançlarına, kutsal değerlerine ve özellikle de o inancın önderi olan kişilere yönelik tutumlarımızda sınır bilmek zorundayız. Çünkü toplumu bir arada tutan şey sadece hukuk değil; ahlaki sınırlar, ortak değerler ve vicdani duyarlılıklardır. Eleştiri hakkımızı ahlak zemininde kullandığımız sürece, bu toplumda kalıcı bir adalet sesi olabiliriz. Ama mizahı maskeye, hakareti özgürlüğe dönüştürürsek, yazarlık değil, kışkırtıcılık hatta düşmanlık yapmış oluruz.

GİZLİ BİR DÜŞMANLIK, AÇIK BİR KİBİR

Leman dergisi yıllardır “dokunulmazlık” zırhı giymiş bir söylemle hareket ediyor: Her şeye güleriz, her şeyi eleştiririz, ama biz masumuz. Bu sahte masumiyet, özellikle İslam’a dair yapılan her karikatür, her yazı ve her göndermede kendini ele verir. Çünkü bu güya eleştirel mizah; bir tek Batı’nın “ifade özgürlüğü” sınırlarını aşmaya çalışan Müslümanlar için geçerli değildir. Paris’te bir kiliseye, Londra’da bir sinagoga dil uzatamazlar; ama İstanbul’da bir camiyle, Kâbe’yle, Peygamberle alay etmeyi “ilericilik” sayarlar.

Leman’ın son karikatürü de bu kibirli çizginin ürünüdür. Hiç kimse Hz. Muhammed’i doğrudan karikatürize etmeye niyet etmediğini söylese de, karikatürdeki simgelerle verilen mesaj çok açıktır: İnancın en kutsal noktasına sarkmak, onunla doğrudan alay etmese de ona kinayeli biçimde saldırmaktır. Mizahı bilinçli olarak “siyasal bir hakaret” formuna çeviren Leman ve benzerleri, aslında yıllardır dindar halkı aşağılamayı “aydın olmanın” bir gereği zannediyor.

LEMAN BİR KEZ DAHA SINIFTA KALDI

Bu olay özelinde Leman’ın yaptığı açıklama, ne bir özürdür ne de samimi bir özeleştiridir. Tam tersine, “yanlış anlaşıldık” diyerek sorumluluğu okuyucunun algısına atan, “siz kötü niyetlisiniz” diyerek tepkileri itibarsızlaştıran bir kibir bildirgesidir. Üstelik açıklamada “Müslümanların haklılığına vurgu yaptık” diyerek çizilen karikatürün doğrudan peygamberi hedef almadığı iddiası dile getiriliyor. Fakat milyonlarca insanın vicdanı bu açıklamaya ikna olmuş değildir. Çünkü ortada sadece kötü bir çizim değil, çok daha kötü bir niyet vardır.

Leman gibi yayın organlarının hâlâ bu ülkede “özgür basın” adı altında destek görmesi, medya dünyasında etik ve sorumluluk kavramlarının ne kadar zedelendiğini de göstermektedir. Bir milletin peygamberi, dini ve mukaddesatı üzerinden prim yapmak, hangi basın etiğine, hangi insanlık vicdanına sığar? Özgürlük dediğiniz şey, bir başkasının en değerli varlığını aşağılamaya mı dayanır? Bir Yahudi peygamberi hakkında böyle bir çizim yapılsa kıyamet kopar; ama söz konusu Hz. Muhammed olduğunda hâlâ “mizah” kalkanı arkasına saklanılmak isteniyor.

İNANCA KARŞI ÖZGÜRLÜK DEĞİL, AHLAKSIZLIK DİKTASI

Bu tartışma artık sadece bir dergiyle sınırlı değildir. Bu, Türkiye’nin geleceğine, toplumsal barışına ve ahlaki istikametine dair derin bir kırılmadır. Eğer “ifade özgürlüğü” adı altında Hz. Muhammed karikatürize ediliyorsa; eğer bu çizimin karşısında sadece birkaç satırlık “yanlış anlaşıldık” cümlesiyle geçiştiriliyorsa; bu, İslam’a ve Müslümanlara karşı organize bir tahkir kampanyasının varlığını gösterir.

Devletin burada sadece hukukla değil, aynı zamanda akılla, adaletle ve ferasetle hareket etmesi gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi boşuna yazılmamıştır. Bu madde, kamu barışını bozmaya elverişli dini aşağılama fiillerini cezalandırır. Derginin çizimi de, açıklaması da, geçmiş sicili de bu maddenin ihlali niteliğindedir. Leman, sadece karikatür çizmemiştir; toplumsal barışı tahrik etmiştir.

Toplum da artık bu gibi olaylarda pasif ve edilgen bir pozisyonda kalmamalıdır. “İncindik ama susalım” dönemi bitmiştir. Ancak bu tepki, şiddetle değil; hukuk, fikir ve vicdan üzerinden yükselmelidir. Hz. Peygamber’e dil uzatanlara en güzel cevap, onun ahlakına sığınarak verilir. Çünkü o, kendisine hakaret edenleri affetmiş ama mukaddesata saldıranlara karşı da ümmetini uyarmıştır. Tepki, nefsimizle değil imanımızla verilmelidir.

Ve son olarak medya dünyasına seslenmek gerekir: Kaleminizden dökülen mürekkep, halkın inancını kanatıyorsa; siz artık gazeteci değil, provokatörsünüz. Eleştiri kisvesi altında işlenen bu ahlaksızlıklar, halkı özgürlüğe değil, çatışmaya sürüklemektedir. Basın, bu milletin vicdanı olmak yerine nefretini köpürten bir mekanizmaya dönüşürse, bunun bedelini sadece Müslümanlar değil; toplumun tüm kesimleri öder.

UNUTMAYIN,

Özgürlük adına kutsalları çiğneyen, önce ahlâkını, sonra da insanlığını kaybeder.

SAYGILARIMLA!