Mehmet Akif Ersoy’u anlamak

Abone Ol

MEHMET AKİF ERSOY KİMDİR?

Mehmet Akif Ersoy, sadece bir şair değil; bir dava adamı, bir mücahit, bir iman ve aksiyon insanıdır. O, kelimeleriyle milletin ruhunu yoğurmuş, mısralarıyla yüzyıllara köprü olmuştur. Hayatı boyunca ilke ve inançlarından taviz vermemiş, kalemi nefsinin değil, milletinin ve ümmetinin hizmetinde kullanmıştır.

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.”

dizeleriyle, inandığı değerler uğruna hiçbir zaman rüzgâra göre yön değiştirmeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Safahat’ta topladığı şiirleri, bir milletin yeniden doğuşunun, imanla şahlanışının destanıdır. O, sadece bir “İstiklal Marşı Şairi” değildir; o, milletinin ta kendisidir.

MEHMET AKİF’İN DAVASI: İMAN, MİLLET VE ADALET

Mehmet Akif’in en büyük davası iman davasıdır. O, Kur’an ahlakını hayatın merkezine almış, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmış bir mü’min olarak yaşamıştır. İmanın sadece gönülde taşınan bir süs olmadığını, hayatı kuşatan bir sorumluluk olduğunu eserleriyle haykırmıştır.

Şu mısralarında olduğu gibi:

“Doğrudan ayrılma sakın, doğrudur kurtuluşun!

Hakkın ipine sarıl, azm-ü cihâdınla kurtul!”

Millet sevgisi de Mehmet Akif’in damarlarında coşan bir nehirdir. Onun için vatan, sadece üzerinde yaşanılan bir toprak parçası değil; uğruna canların feda edildiği bir emanet, korunması gereken bir namustur.

Hayatından bir örnek vermek gerekirse; İstiklal Marşı yarışmasında kendisine vaat edilen para ödülünü reddetmiş, “Ben bu millete para karşılığı şiir yazamam!” diyerek onurunu her şeyin üstünde tutmuştur. Marşını Safahat’a bile koymamış, çünkü “O milletin malıdır” demiştir.

Adalet ise Mehmet Akif’in en hassas olduğu değerlerden biridir. Zulmü, kimden gelirse gelsin reddetmiş, zalimin karşısında susmayı en büyük ihanet saymıştır.

Bir vaazında şöyle seslenir:

“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:

Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!”

Bu sözleriyle, milletin yeniden kendi özüne, adalet ve iman merkezli bir dirilişe çağrıldığını vurgular.

MEHMET AKİF’İN MÜCADELESİ: SÖZLE VE EYLEMLE İSTİKLAL

Mehmet Akif, sadece düşünceleriyle değil, bizzat mücadelesiyle de milletinin istiklal savaşında en ön saflarda yer almıştır. İstanbul’un işgali sırasında vaaz kürsülerinde halkı direnişe çağırmış, Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde verdiği meşhur vaazla Anadolu halkına umut ve cesaret aşılamıştır. O kürsüden haykırmıştı:

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol!

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

Akif’in mücadelesi sadece sözle değil, bedenle, ruhla ve kalple yapılan bir mücadeleydi. Anadolu’nun karanlığa gömülmek üzere olduğu günlerde, o ışık oldu; milletine hem irşad etti hem de iman aşıladı.

MEHMET AKİF’İ ANLAMAK: SADECE ŞİİRLERİNİ EZBERLEMEK DEĞİL, RUHUNU KUŞANMAK

Bugün Mehmet Akif’i anlamak, sadece İstiklal Marşı’nı yüksek sesle okumakla olmaz. Onu anlamak; onun gibi düşünmek, onun gibi hissedebilmek, onun gibi inanmak ve mücadele etmektir.

Şu dizeler, Akif’in ruhunu nasıl kuşanmamız gerektiğini fısıldar:

“Ye’s öyle bataktır ki, düşersen boğulursun,

Ümide sarıl, sımsıkı seyret ne olursun!”

O, yılgınlık ve ümitsizlik tuzağına düşmeyi reddetmiş, her daim ümide sarılarak mücadele azmini canlı tutmuştur. Akif’i anlamak, Kur’an’ın ölçüsünü hayatın her alanına taşımaktır. Akif’i anlamak, adaletin yanında saf tutmak, zalime karşı susmamak, mazlumun yanında olmaktır.

BUGÜN MEHMET AKİF’İ NEDEN YENİDEN OKUMALIYIZ?

Çünkü Mehmet Akif’in mesajları zaman aşımına uğramadı, aksine her geçen gün daha da güncellik kazandı. Bugün de aynı şekilde, milletler istiklaline sahip çıkmak zorunda; bugün de adalet susuyor, zalimler konuşuyor.

Akif’in sesi, zamanları aşan bir çağrıdır:

“İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.”

Onu anlamak demek, Kur’an’ın hayata egemen olması için çalışmak demektir. Onu yeniden okumak demek, sadece bireysel kurtuluş değil; toplumsal bir dirilişi de hedeflemek demektir.

MEHMET AKİF’İ ANLAMAK BİR SORUMLULUKTUR

Onun Davasını Sürdürmek Bizim Görevimizdir

Mehmet Akif Ersoy’u anlamak, geçmişe nostaljik bir özlem duymaktan ibaret değildir. O, bir çağı kapatıp bir çağ açan düşünceleriyle bugün de bize yol göstermektedir. İmanın, çalışkanlığın, adaletin ve millet sevdasının ete kemiğe bürünmüş hali olan Akif, sadece mısralarında değil, yaşayışında da bu değerleri kuşanmıştır. Bu yüzden onu anlamak, onun gibi adanmak, onun gibi inançla ve azimle çalışmak demektir.

Bugün yaşadığımız bireysel ve toplumsal savrulmaların temelinde, Mehmet Akif gibi bir diriliş ruhunu kaybetmemiz yatmaktadır. İstiklal Marşı’nı dillerimize doladık ama ruhunu gönüllerimize nakşetmekte eksik kaldık. Oysa Akif, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” derken, bu sözüyle sadece geçmişi değil, geleceği de işaret ediyordu: Diriliş ancak imanla, çalışmayla ve adaletle mümkündür.

Mehmet Akif Ersoy’u anlamak, bugün de zalimlerin karşısında dimdik durmak, mazlumların yanında saf tutmak, hayatı Kur’an’ın ölçüleriyle inşa etmek demektir. Bizler, Akif’in emaneti olan bu aziz vatanı daha adil, daha özgür ve daha imanlı yarınlara taşımakla yükümlüyüz. Unutmayalım ki, Mehmet Akif’in sesi susmadı; o ses hâlâ yüreklerimize sesleniyor:

“Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez!”

SAYGILARIMLA!