CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE BİR MİLLETİN SORUMLULUĞU
Dünya, mazlumların çığlıklarına sırtını dönerken, bir lider var ki onların sesi olmaktan bir an bile vazgeçmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, adaletsizliğe karşı dimdik duruşu, mazlumlara kol kanat germesi ve dünya siyasetindeki cesur söylemleriyle yalnızca Türkiye’de değil, tüm İslam coğrafyasında büyük bir sevgi ve saygıyla anılıyor.
Ancak bugün ne acıdır ki, adalet için mücadele eden bir lider varken, ona sahip çıkmayan bir millet gerçeğiyle de karşı karşıyayız. Oysa Allah, adaletle hükmetmemizi ve zulme karşı durmamızı emretmiştir:
“Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için hakkı ayakta tutan adalet şahitleri olun. Zengin de olsa fakir de olsa, Allah onlara daha yakındır. Adaletten saparak hevâ ve hevesinize uymayın!” (Nisa, 4/135)
Bu ayet, Müslümanların her daim adaletin yanında saf tutması gerektiğini açıkça beyan etmektedir.
BİR LİDERİN MERHAMETİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diğer dünya liderlerinden ayıran en büyük özelliklerden biri, onun yalnızca siyaset sahnesinde değil, insanlık sahnesinde de var olmasıdır. O, mazlumların acısını yalnızca diplomatik söylemlerle değil, yüreğinin derinliklerinde hisseden bir liderdir.
12 yaşındaki Filistinli Tesnim’in mektubunda Erdoğan’dan “Sevgili Dedem” diye bahsetmesi, onun Filistin halkı için bir devlet adamından çok daha fazlası olduğunu gösteriyor. O, yetim kalan çocukların gözünde bir baba, yaşlıların dilinde bir dua, umudunu yitirmişlerin gönlünde bir ışık.
Filistin, yıllardır zulmün ve işgalin pençesinde inlerken, Erdoğan en başından beri bu davayı bir devlet politikası değil, bir vicdan meselesi olarak gördü. İsrail’in saldırıları karşısında en sert tepkiyi gösteren liderlerden biri oldu. Bu yüzden Filistinli çocuklar için Erdoğan, sadece bir devlet başkanı değil; kendilerine sahip çıkan, gözyaşlarını gören ve acılarını paylaşan bir aile büyüğü.
“ONE MINUTE” VE “DAHA ADİL BİR DÜNYA” ÇIKIŞI
Bugün dünya siyasetine baktığımızda, adaleti savunmaktan çekinen, zulme karşı sessiz kalan birçok lider görüyoruz. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin davası başta olmak üzere tüm mazlum coğrafyaların sesi olmaktan geri durmadı.
2009 yılında Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e karşı yaptığı “One Minute” çıkışı, dünya siyasetinde bir dönüm noktası oldu. O gece Erdoğan, sadece diplomatik bir tepki vermedi; milyonlarca mazlumun hislerine tercüman oldu. Onun bu dik duruşu, şu hadis-i şerifi akıllara getirdi:
“Zulme sessiz kalan, dilsiz şeytandır.” (Hadis-i Şerif)
Birleşmiş Milletler kürsüsünde “Dünya beşten büyüktür” diyerek küresel adaletsizliğe meydan okuyan Erdoğan, yakın zamanda yaptığı “Daha adil bir dünya mümkün” çağrısıyla da bu duruşunu perçinledi. Dünya, yıllardır süren emperyalist düzenin çarkları arasında ezilen mazlumları unutmuşken, Erdoğan onların sesi oldu. Çünkü O, Allah’ın emrettiği gibi hakkı haykırıyordu:
“Allah, içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir.” (Mücadele, 58/11)
Erdoğan’ın liderliği, sadece Filistin değil, tüm mazlum coğrafyalar için bir umut ışığı oldu. Arakanlı Müslümanlardan Doğu Türkistan’daki zulme, Suriye’den Afrika’daki açlığa kadar birçok meselede daima vicdanın sesi oldu. Ülkesinin tüm imkânlarını seferber ederek milyonlarca sığınmacıya kucak açtı, dünyanın unuttuğu yetim çocukları Türkiye’ye getirtip onlara sıcak bir yuva sundu.
Bugün Filistinli Tesnim’in gözyaşları içinde yazdığı mektup, aslında milyonlarca mazlumun yüreğinde taşıdığı bir duygunun kelimelere dökülmüş hali. O, bir liderden çok daha fazlası. O, zalime karşı kılıç, mazluma karşı şefkat.
BU MİLLETİN SORUMLULUĞU NEDİR?
Bütün bu gerçeklere rağmen, Erdoğan’a sahip çıkmamak, onu yalnız bırakmak ne anlama gelir? Bir Müslüman, hakkı savunan bir lideri desteklemeli midir, yoksa susup bir kenara mı çekilmelidir?
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Birbirine bağlı tuğlalar gibi kenetlenmiş bir bina misali Müslümanlar birbirlerine destek olmalıdır.” (Buhari, Müslim)
O halde, mazlumların umudu olan bir lidere sahip çıkmak, sadece bir siyasi tercih değil, aynı zamanda bir imani sorumluluktur. Unutmayalım ki, Allah zalimlere karşı sessiz kalan bir milleti helak eder. Bugün sahip çıkmazsak, yarın onun yerini zalimler doldurduğunda çok geç olabilir.
Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şu uyarı yapılmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’ın size verdiği nimetlere ihanet etmeyin ve bile bile emanetlerinize hıyanet etmeyin.” (Enfal, 8/27)
Bugün Erdoğan’ı yalnız bırakan, onun mücadelesine destek olmayan bir millet, kendi tarihine ihanet etmektedir. Tarih, Erdoğan’ı mazlumların umudu olarak yazacak. Ancak bu millet, ona sahip çıkmazsa kendi adını nasıl yazdıracağını düşünmelidir.
Mazlumun duası her zaman karşılık bulur. Bugün biz, bu duaların neresinde durduğumuzu sorgulamak zorundayız. Çünkü zulme karşı susmak, zulme ortak olmaktır. Eğer biz bu davaya sırt çevirirsek, Allah da bizim sırtımızı yere getirir.
Son olarak şu ayet, bu milletin sorumluluğunu en güzel şekilde özetlemektedir:
“Şüphesiz Allah, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe, onların durumunu değiştirmez.” (Rad, 13/11)
Bu millet, hakkı savunan liderini yalnız bırakmamalıdır. Çünkü adaletin olmadığı bir dünyada, zulme karşı susmak en büyük suçtur.
Saygılarımla,