Geçtiğimiz hafta içerisinde Malatya Su ve Kanalizasyon İdaresi Abone İşleri Daire Başkanı Mehmet Çolak’ın görevden alınması sonrası ortaya atılan dedikodularla ilgili Yeşilyurt Belediye Başkanı Hacı Uğur Polat yapılması gerekeni yapmış, çıkıp konuşmuş.
En güzelini ve en doğrusunu yapmış Başkan Polat… Yoksa bu iddialar konuşula konuşula şehir efsanesi olup, birilerinin üzerine çamur gibi yapışacaktı.
Hacı Başkan’ın BUSABAH gazetesine yaptığı açıklamaları okudum… Kayda değer, bir o kadar da üzerinde uzun uzadıya düşünülmesi gereken sözler sarf etmiş. Bu açıklama ışığında ben de birkaç araştırma yaptım bu konuyla ilgili, bakın işin ucu nerelere dayandı…
Hacı Uğur Başkan’ın da ifade ettiği gibi, ortada su kaçağından dolayı ne herhangi bir tutanak, ne de belge var.
Peki, bu asılsız iddiaları ortalığa pompalayan ya da pompalayanlar kim?
Hacı Uğur Polat, Belediye Başkanlığı görevine başladığı günden beri, yaptığı işler-verdiği mesajlar-olaylara karşı takındığı tutumlarla halka dokunmayı başardı bence.
Seversin- sevmezsin; iyiye iyi, kötüye kötü demeyi bileceksin. Başkan’ın da kendimize göre yanlış gördüğümüz işlerini bazen bu sayfalardan yeriyor, iyi gördüklerimizi ise övüyoruz.
Bu görevden alma olayında tamamen ihaleyi Başkan Hacı Uğur’da bırakma düşüncesi vardı bana göre.
Şimdi konuyu açalım biraz…
Belediye’nin çeşitli daire başkanlıklarına son dönemlerde ardı ardına atamalar yapıldı. Atamalar liyakate göre mi yapıldı, yoksa farklı bir amaç mı güdüldü, isterseniz bunu önümüzdeki günlerde tartışalım, konuşalım.
İşte bu dışarıdan atamamalar, Belediye içerisindeki mevcut müdürleri-daire başkanlarını rahatsız etti…”Biz varken neden dışarıdan atama yapılıyor!” dediler doğal olarak.
Ve kalktılar işe henüz yeni başlamış, tecrübesiz sayaç kontrol ekiplerini belli adreslere gönderdiler. O belli adreslerden birisi de Yeşilyurt Belediye Başkanı Hacı Uğur Polat’ın eviydi… Bir diğeri ise Malatya Adliyesi’nde görevli bir savcının…
Niye yaptılar sizce bunu?
Çok basit, tamamen algı operasyonu… Yeni atanmış daire başkanlarını itibarsızlaştırıp, geldikleri gibi yollamak!
Tabi bu pis oyunun kokusu Belediye içerisinde yayıldı kısa sürede.
Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır da bu tezgâhı kendince bozmaya çalıştı.
Su ve Kanalizasyon İdaresi Abone İşleri Daire Başkanı Mehmet Çolak’ın görevden alınması da bu tezgâhın bozulmasına yönelik bir hamleydi.
Ancak o kadar yanlış bir isim seçildi ki, gerçek tezgâhçıların ekmelerine yağ sürüldü.
Mehmet Çolak, işini yapan ve bulunduğu makamı kesinlikle yanlışa alet edecek birisi değil.
Başkaları Çolak’ı kurban seçti ve bunda da başarılı oldular.
Aslında işin en hayati noktası ne biliyor musunuz?
Bu kirli tezgâhın arakasında, cemaat - parti kavgasının olduğunun iddia ediliyor olması!
Bu tezgâhın, geçmişte belediye içerisine girmiş ve etkili-yetkili yerlere gelmiş cemaate mensup kişilerin huzursuzluk yaratıp, Malatya Büyükşehir Belediyesi’ni daire başkanlıklarından başlayıp, en alt kademelerine kadar kaotik bir ortama sokma operasyonunun ilk emareleri olduğu öne sürülüyor!
Başkan Çakır bir temizlik operasyonunun işaret fişeğini attı… Eğer bundan sonrakihamlelerini de doğru yapmaz ise önümüzdeki günlerde Belediye ile ilgili çarşaf çarşaf, belge-bilgi yayılabilir… Benden uyarması.
DÖNMEK YOK BU YOLDAN!
Bazen okuduğun bir şiirin eksik olduğunu hissedersin ama yine de sevgiliye en güzel duygularını o şiirle anlatırsın ya…
İşte Yeni Malatyaspor’un oynadığı oyun da tıpkı sevgiliye okunmuş, ama duygu yanı biraz hafif kalmış bir şiir gibi.
Kafiye yönünden sıkıntı yok… Bazen Aydın, bazen Eren, bazen de Hüseyin Kar rakip savunmayı gergef gergef işliyor.
Hatta bazen öyle bir akıcı oluyor kikelimeler arası geçiş, tıpkı Sezai Karakoç’un Mona Roza’sını okurken ki tat çıkıyor ortaya:
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadi kirik kus merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller
Hele yıllanmış şarap gibi değerini arttırmaya devam eden Emre Toraman’ın zamana meydan okuyan düzgün fiziğiyle, genç oyuncular karşısında bir matador gibi korkusuzca mücadelesine ne demeli?
Necip Fazıl Kısakürek’in “Kaldırımlar” şiirinde söylediği gibi:
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Şiir her zaman kulağa hoş gelmeyecek elbette, bazen de yakacak yüreğin en derin noktasını… Ali Sakal ile Koray’ın tekmeye kafa sokup, bir de üstüne “bana bir şey olmaz” edasıyla mücadeleye devam etmesi, üstat Mehmet Akif Ersoy’u hatırlattı bana… Ne güzel demiş Akif:
Nasihatım sana: Her şeyle iştigali bırak;
Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak.
Adam mısın: Ebediyyen cihanda hürsün, gez;
Yular takıp seni bir kimsecikler sürükleyemez.
Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere;
Küfür savurma boyun kestiğim semercilere.
Dedim ya, sevgiliye söylenecek en güzel şiir aslında Yeni Malatyaspor… Duyguyu da verecektir elbette zamanla.
Zirveye ulaşmak zordur ama orada kalmak daha zordur… Şimdi işimiz daha zor.
Yalnız şunu bir kez daha gururla söylemek isterim ki; o iş tamam!
Sahadaki futbolcular, tribündeki taraftarlar, protokoldeki başkan, kale arkasında fotoğraf çeken basın mensubu… Herkes inanmış!
Bu tabloyu en son, büyük bir mucizeye imza atıp Süper Lig’de kaldığımız sezon görmüştüm.
Dönmek yok bu yoldan!
Aynı şekilde devam Emre Toraman… Devam Amigo Kaplan… İyi gidiyorsunuz Adil Başkan’ım… İşte bu, meslektaşım Ferdi!