Doğduğu kente aidiyet duyan ve bu kente borçlu olduğunu hisseden biri olarak, bu şehri yönetenlere, STK’lara bir ufuk açabilir miyim düşüncesiyle naçizane böyle bir yazı yazma gereği duydum.
Montaigne’in tam kitabın ortasından dedikleri türden ünlü bir sözünü hatırlatayım size
"Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez"
Bu muhteşem sözü çok önemsiyorum,
Bu sözü insan hayatından, kent yönetimine, kent yönetiminden ülke yönetimine birçok alanda uygulayabilirsiniz.
Sözün açılımı:
Öncelikle bir hedefiniz olacak, hedefinizi belirledikten sonra o hedefe adım adım ulaşacaksınız.
Çok geç kalınmasına rağmen kenti yönetenlerin ivedilikle Malatya’nın kimliğini belirleyip nasıl bir kent olacağına karar vermeleri ve Malatya’yı marka şehir yapmak için çalışmalarını ona göre yapmaları gerekir.
Marka Şehir” kavramını, bir kentin var olan kaynaklarını, turizme elverişli olarak pazarlanabilecek kadar değerli hale getirip, bu kaynakları şehrin sembolü olabilecek düzeye gelmesini sağlamak olarak tanımlayabiliriz.
Küreselleşen dünyada, marka şehirlerin oluşması ile “Dünya Şehirleri” kavramı karşımıza çıkmaktadır. Uluslararası arenada; inisiyatif kullanan, etkin politikalar üreten ve kendini iyi tanıtan şehirler ön plana çıkarak ekonomik kazançlar sağlarken, rekabet edemeyen diğer şehirler geride kalmaktadır. Rekabet ortamı, şehirlerin farklılaşmasını ve markalaşmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu bilgiler ışığında şehir markası, bir şehrin sahip olduğu kültürel, tarihsel, doğal vb. özellikleriyle bütünleşerek diğer şehirlerden farklı, kendine özgü olarak uyguladığı bir imaj çalışmasıdır. “Biz kimiz?” ve “Nasıl algılanıyoruz?” soruları bir bütün olarak şehir markasının temelini oluşturmaktadır.
Göreceksiniz, iddia ediyorum bu tür çalışmalar sonucunda kentin girdisi yüzde yüz artacaktır .
Kenti yönetenlerin en önemli görevlerinden biri de kente giren yabancı sermayeyi artırmak, kentin refah düzeyini yükseltmektir.
Çok tekrar bir örnek olacak ama, Beypazarı'nı artık herkes bilir…
Bozkırın ortasında Ankara'nın şirin bir ilçesidir Beypazar’ı… Çok büyük bir özelliği olan bir yer de değildir. Burayı yönetenler, çok değil birkaç küçük dokunuşla, bir “Beypazarı” markası yarattılar.
Hiçbir özelliği olmayan, Beypazarı baklavası, Beypazarı kurusu, Beypazarı reçeli, Beypazarı peyniri, Beypazarı havucu ve havuç ürünleri marka olmuş artık. Bunları almak için insanlar Ankara dan özellikle Beypazarı'na gidiyorlar.
Sadece havucuyla bilinen bir yer bugün turistik bir merkez olma yolunda hızla ilerliyor.
Buraya dikkat buyurun lütfen; Ekonomistler Beypazarı milli gelirinin önceye göre dört misli arttığını tespit etmişler...
İstanbul'da bir çok dostum sabah uçağıyla Gaziantep'e gelip sabah beyran çorbasını içip, öğlen kebabını, tatlısını yiyip, kilolarca baklava ve fıstık alarak binlerce lirayı Gaziantep 'e bırakarak akşam uçağıyla İstanbul'a dönüyorlar.
Konya'ya kültür turizmi yani Mevlana ziyareti, için gidenleriniz iyi bilir yer ayırmadan giderseniz otellerde yer bulmanız imkansızdır.
Bu şehirlere Mardin, Diyarbakır’ı da ilave edebiliriz.
…
Malatya, dünyada en önemli marka değerlerimizden olan kayısı satışında bile geriye düşmüşse, tekstil sektörü bitme noktasına gelmiş, fabrikalar birer birer yurt dışına gitmişse, Aslantepe gibi bir dünya mirasını hala değerlendirememişse, Göbeklitepe’ye yılda bir milyon turist gelip, Aslantepe’ye onbeş bin turist geliyorsa, turizm gelirleri neredeyse hiç yoksa, yabancı sermaye gelmiyorsa, ilçelerimiz ülkenin en geri kalmış yüz ilçesi sıralamasında son yüz içerisine girmişse, tarım arazileri yönünden ülkenin en zengin bölgesi olmamıza rağmen tarımdan yeterli verim alınamıyorsa, alarm zilleri çalıyor ya da çoktan çalmış ama biz duymamazlıktan geliyoruz demektir.
Çok acilen Malatya'nın, hedeflerini belirleyip son hızla o hedefe doğru ilerlemesi elzemdir. Keşke deprem sonrası yapılan toplantıların bir kaçını Malatya’nın hedefleri konusuna ayırıp şehrimize hedeflerimizi koyabilseydik.
Kaysıyı bir an için bir kenara bırakıp;
Şehrimiz bir turizm kenti mi?
Bir tarım kenti mi?
Bir kültür turizmi kenti mi?
Bir gastronomi kenti mi?
Bir sağlık turizmi kenti mi?
Bir sanayi kenti mi?
Bir moda merkezi mi?
Öğrenci ve eğitim kenti mi?
...
...
Nasıl, Konya deyince, Mardin deyince akla kültür turizmi geliyorsa, Gaziantep deyince akla gastronomi geliyorsa, Hamburg deyince sanayi merkezi, Roma deyince turizm merkezi, Paris deyince moda merkezi akla geliyorsa, Malatya deyince de akla o gelmeli diye düşünüyorum.
Bu hedefi koyduğumuz takdirde iddia ediyorum;
Turizm gelirlerinde artış
İhracatta büyüme
Şehir bilinirliğinde yükseliş
Yatırımcı ilgisinde artış olacak, şehrin ekonomisiyle birlikte sosyal hayat canlanacaktır.
Bir an önce kendi dinamiklerimizin farkına varıp, şu algılarla yönetilen dünyada bu algı yönetimini ve reklam gücünü iyi kullanarak, kentimizin ekonomik girdilerini çoğaltıp, laf olsun diye değil, sırf nüfusuyla değil, her yönüyle gerçekten büyüyerek ekonomisiyle büyük şehir olmak dileğiyle...
Sürç-i lisan ettikse affola...
Selam olsun Malatya’yı nicelik olarak değil nitelik olarak büyütenlere ...