Aslında gruplaşma bırakın insanoğlunu tüm canlılarda görülen bir vakadır.
Aynı türler arasında birinci dereceden akraba olan aslanlar gruplaşır.
Antiloplar neredeyse yedi kuşak hareket eder. Kabile halinde vahşi doğada yaşarlar.
Çakallar mesela…
Çekirdek aile düzeyinde hareket ederler ama gruplardır.
Domuzlar dahi grup olarak hareket eder.
İlkbaharda çıkın doğaya, Beydağı’na mesela…
Yeni açan çiçeklere bakın…
Aynı tür çiçekler grup olarak açar. Grup olarak etrafı renklendirir. Belli bir bölgede beyaz renk hâkim olurken hemen yanında kırmızı renk hâkim olur.
Mesela meyve bahçeleri…
Kayısı ağaçlarının içinde “yemelik” tek tük elma ağaçları veya armut ağaçları görülebilir ama hâkim grup kayısı ağacıdır.
Ya da domates bitkisinin bulunduğu bölgeye patlıcan bitkisi ekilmez. Aynı sırada yer almaz.
İşte insanoğlu da yaratılışından gruplaşmıştır.
Tüm canlılar gibi…
Aynı iş yerinde herkesin bir grubu olabilir.
Herkes aynı düzeyde çalışma arkadaşlarını sevmeyebilir; bu doğaldır.
Her insan, kendine yakın hissettiği ve genellikle aynı karaktere yakın insanlarla gruplaşır.
Bu gruplaşmanın sınıfsal bir ayrımı yoktur. Çağdaşlıkla da bir alakası yoktur.
Koç Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı’nın da bir grubu vardır, MOTAŞ’ta yılların otobüs şoförü abimizin de bir grubu vardır.
(Sorun olarak belki bu yüzyılda paranın etkisiyle aynı karakterlerde olsa dahi gruplaşmalarda zamanla kopmalar olur. Aynı mahallede gruplaşan gençler para durumuna göre farklı gruplara ayrılması bu yüzyılın sorunudur. Ama konumuz bu değil.)
Askerde ilk soru aslında gruplaşma içindir;
Nerelisin?
İlk soru adın değildir. İlk soru aynı aslanların kendi bölgesini bulması/belirlemesi için idrar ile belli etmesi gibi senin yabancı yerde grubunu bulman için nereli olduğunu söylemen gerekir. O yabancı yerde bir “gruba” girmen için şifre doğduğun yeri söylemendir.
Ya da yurtdışında doğduğun yerel bölge değil ülken sorulur gruplaşman için…
Bizi diğer canlılardan ayıran özelliğimiz zekâmızdır. Çoğu zaman içgüdüsel davransak da zekâ bizi bütün diğer canlılardan farklı kılar.
Hiçbir aslan grubu diğer aslan grubunu yok etmek için çaba harcamaz. Vahşi doğada dahi yaratılıştan gelen kurallar vardır.
Ama bizim ta Antik çağda Platon’un “Devlet” anlayışından beri kurallarımız ve yasalarımız var.
Toplu yaşama ile ilgili belki de 4 bin yıllık tecrübemiz var.
Aynı türlerin birbirini yok etmesi için çaba harcaması yaratılıştan değildir!
Bir “grubun” başka bir grubu yok etmesi/aşağı çekmesi/pasivize etmesi gibi durumlar “zekâmız” olduğu halde sadece insanoğluna hastır.
Bir “grubun” yükselmesi veya basamak atlaması için diğer grubu alt basamağa çekmeye gerek yoktur.
İki kere ikinin nasıl dört ettiğini saatlerce tartışabiliriz ama sonuç her zaman dört’tür.
Sonucu bildiğimiz halde farklı içgüdüsel olmayan yollara sapmamız insanlığın bir sorunu olabilir ama bu sorun bizi insanlığımızdan uzaklaştırıyor.
Ve maalesef bu milenyum çağda bu sorun genlerimizde var sanılıyor.
Sonucun dört olduğu gibi bu sorunun sonucu genlerimiz değildir. Sorun yanlış evrimleşmemizde…
Para-makam ikileminde sıkışıp kalmışız ve o ikilimdeki diğer tüm durumlar teferruat.
Mesele makam ise gerisi teferruat!