Malatya’da Kış Hazırlıkları

Abone Ol

Temizliğin Arap sabunuyla yapıldığı, çamaşırların çivitle beyazlatıldığı, beyazlatıcı ve yumuşatıcı nedir bilmediğimiz, bulaşık makinesi tuzu diye bir şeyi duymadığımız, “garcı geldi garcı, gar ha gar” diye kar satan satıcıdan ekmek verip kar aldığımız, diş diş olmuş karın üzerine mis gibi pekmez döküp mutlulukla yediğimiz günlerde,  şehrimizde kış hazırlıkları yazın ortalarında başlardı. Bu dönem her evde hummalı bir çalışma başlar, konu komşu birbirine yardım ederek bu hazırlıkları bitirirlerdi.

Havanın durumuna göre insanların öncelik sırası değişirdi. Önce “pendir” (peynir) basılırdı. Pendir, koyun ve inek peyniri olarak iki çeşitti. Koyun pendiri, yağlı olduğu için daha çok tercih edilirdi. Şimdilerde inek pendiri koyun pendir’ine tercih edilir oldu.   

Daha sonra, “tamates eşgisi” denilen domates salçası yapılır, sonra sıra (isot) “biber eşgisi” yani biber salçası yapmaya gelirdi. Yerli domatesten yapılan domates salçası tercih edilirdi. Yapılan eşgiler teştlere konur damlarda güneşlenmeye bırakılırdı. Suyu çekilen eşgiler, cam kavanozlara konulur, sonra sıra “erik eşgisi” yapmaya gelirdi. Sararmış erikler önce kaynatılıp, sonra temiz bez torbalara konup, yüksekçe bir yere asılır ve süzülmesi beklenirdi. Süzülen sıvı da teştlere konup güneşte suyunun çekilmesi beklenirdi.

Malatya’nın kızgın güneşi altında, güneşin tüm faydalı vitaminlerini alan eşgilerin tadına doyum olmazdı.

Güneş’in etkisi kaybolmadan sıra sebze ve meyve kurutmaya gelirdi. Patlıcan, biber( isot), salatalık, kabak içleri oyularak bir ipe dizilir ve güneş gören bir yere asılırdı. Bunlara “küllah” denirdi. Elma, armut, gibi meyveler de güneşe serilerek kurutulur, bunlara da “gağh” (kak) denirdi. Ayrıca günkurusu kayısı ve kara üzüm de kurutularak yenen meyvelerdir.

Güneş etkisini kaybetmeden yapılan işlerden biri de reçel yapımıydı. Başta  gül reçeli olmak üzere, kayısı, vişne, kızılcık, ayva vs reçelleri yapılırdı. Reçeller de yapılıp sağlıklı cam kavanozlara konulduktan sonra, yine güneşte kurutulması gereken sucuk yapımına gelirdi sıra. Sucuğun iç harcı damak tadına göre hazırlanır ve genel olarak bez torbalara konarak kurutulurdu. Bazı evler de şimdiki gibi bağırsak kullanarak sucuk yaparlardı. Sucuklar kururken kargalara dikkat etmek gerekirdi.

Daha sonra, güneşe ihtiyaç duyan tarhana yapımına sıra gelirdi. Bizim tarhana diğer yörelerin tarhanasından farklı şekilde yapılırdı. “Gendime” ile yoğurdun, maya ile birlikteliğinden ortaya çıkan muhteşem bir tattır, bizim tarhana.

Turşu kurulması, “samut, tevek” basılması tarhanadan sonra olurdu. Yine “anuğh” ( nane) kurutulması bu günlerde yapılırdı.

Kış için tere yağı alınıp eritilir, “kef” yapılır, tuzu çıkmış, sade yağ küplere basılırdı. Şimdilerde nostaljik bir eşya haline gelen küp, pendir, yağ, turşu vs saklamak için kullanılan en önemli gereçlerden biriydi. O dönem insan sağlığına verdiği zarar tartışılmaz olan kimyasal plastik bidonlar henüz piyasaya arzı endam etmemişlerdi. Maalesef şimdi küp kullanan daha doğrusu küp yapan insan sayısı yok denecek kadar azaldı.

Güz gelmeden “degirmana gağhmağh” gerekirdi. Evlerde büyük kazanlarda kaynatılan bulgurun küçük bir kısmı “hedik” yapılarak cevizle yenir, diğer kısmı da o yıllar her mahallede bulunan değirmenlerden, gün ve sıra yani “ nöbet” alınarak götürülüp orada bulgur haline getirilirdi, bu işleme değirmene kalkmak denirdi.

 “Gavurma” yapmak için ya canlı hayvan alınıp kestirilir ya da gövde ile et alınıp kavrulurdu. Kavurma yapıldıktan sonra küplere basılırdı. Kavurma yapılırken en sevdiğim şey, pişmeye yakın kazanın içine atılan ekmeklerdi. O yağlı ekmekleri kavurmayla yemek en büyük zevkimizdi.