Malatya’da birlik ve beraberlik diyoruz ya hani

Her fırsatta bu iki kelimeyi ezbere söyler, meydanlarda haykırırız. Ama bir duralım, derin bir nefes alıp etrafımıza bakalım. Gerçekten bir ve beraber miyiz? Aynı sofrada oturduklarımızla, aynı sokakta selamlaştıklarımızla, aynı geçmişi paylaştıklarımızla ne kadar yakınız?

Abone Ol

Her fırsatta bu iki kelimeyi ezbere söyler, meydanlarda haykırırız. Ama bir duralım, derin bir nefes alıp etrafımıza bakalım. Gerçekten bir ve beraber miyiz? Aynı sofrada oturduklarımızla, aynı sokakta selamlaştıklarımızla, aynı geçmişi paylaştıklarımızla ne kadar yakınız?

Oğul babaya dargın… Kardeş kardeşe yabancı… Amca yeğenini tanımaz olmuş, komşular artık birbirinin cenazesine bile utana sıkıla gidiyor. Eskiden dost denilen kişi şimdi düşmandan daha uzak. Çünkü biz küsmeyi öğrendik, ama barışmayı unuttuk. Kırıldığımız yerde kalakaldık. Özür dilemeyi, gönül almayı, affetmeyi gereksiz bir zayıflık gibi gördük. Oysa insan büyüklüğü, kırdığı kalbi onarabilmekte gizlidir.

Ne çabuk unuttuk biz Malatya’nın o eski sıcaklığını… Mahalle aralarında çocuk seslerinin yankılandığı, bir tas çorbanın kapıdan kapıya dolaştığı, bir acının tüm sokağı kenetlediği günleri… Şimdi herkes kendi kabuğunda, kendi derdinde, kendi sessizliğinde. Halbuki biz bir araya gelmeden, aynı duyguda buluşmadan bu şehir yeşermez, bu toprak huzur vermez.

Birlik olmak sadece aynı tribünde bağırmakla, aynı partiye oy vermekle, aynı dertten şikâyet etmekle olmaz. Birlik, bir gönülde buluşabilmektir. Beraberlik, aynı sofraya küsleri oturtabilmektir. Biz ne zaman ki kırılanı onarmayı, küseni barıştırmayı, darılanı anlamayı başardık, işte o zaman gerçek birlik oluruz.

Mehmet der ki; Malatya’nın toprağı bereketlidir ama asıl bereket, gönüller birbirini affettiğinde gelir. Gönül bağları koptuğu sürece ne yol olur ne yön. Şimdi vakit; yeniden birbirimize dönme, kırıkları sarma, uzakları yakın etme vaktidir. Unutmayalım, bir olamayanın çok olması bir anlam ifade etmez.