Malatya’da düzenlenen “Deprem Sonrası Göçün Psikososyal Etkileri Çalıştayı”nda herkes uzun uzun konuşmuş. Konu önemli, cümleler ciddi, ifadeler derin… Ama işin özüne inince Malatya’nın durumu koca bir göç çarkına sıkışıp kalmış gibi. Başkan Sami Er’in o meşhur tespiti var ya: “Nitelikli göç veriyoruz, niteliksiz göç alıyoruz.” Bunu Malatya’nın kaderi olarak mı kabul etmeliyiz, yoksa burada bir yönetim sorunu mu var?
Şehri yönetenler yıllardır Malatya’nın “nitelikli” insanlarını elinde tutmayı başaramadı. Gençler daha iyi bir yaşam için İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e kaçarken, geride kalanlar kaderine razı oldu. Derken bir de deprem vurdu. Yani zaten valizini toplamaya meyilli olanlar bu sefer hiçbir şey toplamadan kaçtı. Malatya da “niteliksiz” ilan edilenlerle baş başa kaldı. Ama kim bu “niteliksizler?” Göç edenlerin yerine gelenler mi, yoksa geride kalanlar mı?
ŞEHİR FİZİKEN YÜKSELİRKEN… PEKİ, YA RUHEN?
Kent Konseyi Genel Sekreteri Hasan Batar konuşmasında “Şehir fiziken yükselirken, sosyolojik olarak da yükselmek durumunda” demiş. Çok doğru. Ama şehir gerçekten fiziken yükseliyor mu? Şu an Malatya’ya bakınca inşaat alanına dönmüş bir travma merkezi görüyoruz. Konut projeleri var, evler yükseliyor. Ama yükselen sadece binalar mı, yoksa beton duvarların ardına sıkışan sosyal yalnızlık da mı artıyor?
Malatya hayalet şehir deniyor. Doğru. Bir zamanlar cıvıl cıvıl olan sokaklar, bugün eskisi kadar kalabalık değil. Ama mesele sadece fiziksel kayıp mı? Ruhsuz, aidiyetsiz, birbirine yabancı insanların yaşadığı bir yer inşa etmek mi esas mesele? Yani, birileri “planlı şehir yapalım” diyor ama içinde kimlerin yaşayacağını hesaplayan yok.
AKADEMİK TESPİTLER ÇOK AMA ÇÖZÜMLER NEREDE?
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Erdem, “Depremin etkileri halen devam ediyor” demiş. Doğru, ama biz bunu zaten yaşıyoruz hocam! Hâlâ çadırda yaşayan, konteynerde hayata tutunmaya çalışan, işsiz kalan binlerce insan var. Onlara “Bu psikolojik bir süreç” deyip teselli mi vereceğiz, yoksa somut çözümler mi sunacağız?
İnönü Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Tuncel’in önerisi güzel: “Depremle ilgili belgeseller hazırlanmalı.” Tamam, çekelim. Ama belgeseli kim izleyecek? Gidenler mi, kalanlar mı? Belgesel izleyerek şehir ruhunu geri kazanabilir mi? Aidiyet duygusu belgesellerle mi onarılır?
Bir de psikolojik destek kısmı var. Psikoloji Bölümünden Doç. Dr. Zeynep Sağır, “Psikolojik iyileşme sürecine dair farkındalığımızı artırmalıyız” diyor. Tamam, farkındalık artmalı ama farkında olan insanların yaşadığı sorunlar çözülmüyor. Kaygılısınız, depresyondasınız, uyum sorunu yaşıyorsunuz? İşte size farkındalık! Tamam da, adamın derdi “farkındalık” değil, iş, barınma, gelecek kaygısı!
GÖÇ EDENLER NE YAPACAK, KALANLAR NE YAPACAK?
PDRAM Uzmanı Klinik Psikolog Menekşe Baloğlu, “Göç edenlerin geri dönmesi gerek” diyor. Güzel bir temenni. Ama neden dönsünler? Burada onları ne bekliyor? Eski evleri mi? İşleri mi? Sosyal hayatları mı? Yoksa hala oturacakları konteyner mi?
Başkan Sami Er, “Malatya ayağa kalkacak, hiç kimsenin şüphesi olmasın” diyor. Şüphesi olanlar çok Başkanım. Şehrin yeniden inşası elbette zaman alacak ama şehir sadece binalardan ibaret değil. Göç edenlerin neden gittiğini, kalanların neden mutsuz olduğunu sorgulamadan “biz Malatya’yı Malatyalılarla yöneteceğiz” demek sadece bir slogan olarak kalır.
SONUÇ: MALATYA’NIN KADERİ DEĞİŞECEK Mİ?
Deprem öncesinde zaten kan kaybeden Malatya, deprem sonrası kimlik krizi yaşıyor. Göç edenler geri dönmek için bir sebep arıyor, kalanlar ise umutlarını kaybetmemek için bir dayanak. Çalıştaylar, akademik tespitler güzel. Ama en önemlisi, bu konuşmaların gerçekten bir eylem planına dönüşmesi. Yoksa Malatya’ya belgeseller çekilir, çalıştaylar düzenlenir, büyük laflar edilir ama sonunda yine nitelikli göç verilir, niteliksiz göç alınır. Ve biz de bunu her çalıştayda tekrar tekrar konuşuruz…