Küresel mafya düzeni ve devletlerin bağımsızlık mücadelesi

Abone Ol

ULUSLARARASI KAMUOYU DİYE BİR ŞEY YOKTUR!

Günümüz dünyasında “uluslararası kamuoyu” diye bir kavramın aslında sadece büyük güçlerin çıkarlarına hizmet eden bir aldatmaca olduğu artık daha net görülüyor. Devletler arası ilişkiler, sanıldığı gibi ahlaki prensipler veya hukuki bağlayıcılıklar üzerine inşa edilmemiştir. Aksine, küresel düzende kurallar her zaman güçlünün çıkarlarına göre belirlenir ve gerektiğinde yeniden yazılır.

Bugün dünyanın dört bir yanında adaletsizlikler, işgaller ve haksız müdahaleler yaşanırken, uluslararası toplumun sessiz kalması, bu gerçeğin en açık kanıtıdır. ABD’nin Ukrayna politikasında yaşanan son kriz, bu çarpık düzenin bir yansımasıdır. Başkan Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy arasında Beyaz Saray’da yaşanan kriz, küresel diplomasinin gerçekte nasıl işlediğini gözler önüne serdi.

Daha düne kadar ABD, Ukrayna’nın en büyük destekçilerinden biri gibi görünüyordu. Ancak Trump, Zelenskiy’ye “Bu anlaşmayı imzalarsınız ya da biz yokuz. 3. Dünya Savaşı ile kumar oynuyorsunuz” diyerek, Amerika’nın çıkarlarıyla örtüşmeyen hiçbir ittifakın uzun ömürlü olmadığını net bir şekilde ifade etti. Bu olay, emperyal güçlerin politikalarının ne kadar pragmatik ve bencil olduğunu bir kez daha gösterdi.

ULUSLARARASI DÜZENİN GERÇEK YÜZÜ

Dünya, büyük güçlerin kurduğu ve yönettiği bir sistem içinde şekilleniyor. Uluslararası hukuk, ancak güçlülerin çıkarına hizmet ettiği sürece anlam taşıyor. Küçük ve orta ölçekli devletler ise bu düzen içinde sürekli bir hayatta kalma mücadelesi veriyor.

ABD, Avrupa ve Rusya gibi güç odakları, kendi menfaatlerini maksimize etmek adına dünyanın dört bir yanında krizler yaratıyor, savaşları körüklüyor ve ülkeleri birbirine düşürüyor. Ukrayna-Rusya savaşı bunun en açık örneklerinden biri.

ABD, bir yandan Ukrayna’ya destek verdiğini söylerken diğer yandan Zelenskiy’i köşeye sıkıştırıyor. Milyarlarca dolarlık yardımların Ukrayna’ya verilmesi, ancak Amerika’nın çıkarlarına hizmet ettiği sürece devam ediyor. Bugün Zelenskiy’nin Beyaz Saray’da aşağılanması, aslında Ukrayna’nın sadece bir araç olarak kullanıldığını kanıtlıyor.

Aynı senaryoları daha önce Afganistan, Irak, Suriye ve Libya’da da gördük. ABD, çıkarları için bu ülkeleri kullandı ve işleri bittiğinde bir kenara attı.

Bu gerçekler, uluslararası düzenin adalet ve etik değerler üzerine değil, tamamen güç ve çıkarlar üzerine kurulu olduğunu göstermektedir.

TÜRKİYE’NİN STRATEJİSİ VE BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ

Türkiye, 2200 yıllık devlet geleneğine sahip, büyük bir medeniyetin mirasçısıdır. Tarih boyunca bağımsızlığını korumak uğruna ağır bedeller ödemiştir.

Bugün de aynı mücadeleyi vermektedir. Çünkü dünya sisteminde güçlü devletler ancak kendi çıkarlarını korudukları sürece ayakta kalabilirler.

Türkiye’nin izlediği bağımsız dış politika, emperyal güçlerin hoşuna gitmemektedir. Savunma sanayisindeki gelişmeler, enerji politikaları, Suriye, Libya ve Azerbaycan’daki etkinliği, küresel sistemin planlarını bozmaktadır.

Bugün Türkiye, Batı ve Doğu arasında sıkışan bir devlet değil, kendi eksenini oluşturan bağımsız bir güçtür. NATO üyesi olduğu halde Rusya’dan S-400 alabilen, ABD’nin baskılarına rağmen terör örgütlerine karşı operasyonlar düzenleyen, Doğu Akdeniz’de haklarını savunan ve Filistin davasına sahip çıkan bir devlettir. Hele hele özellikle Türkiye’nin son anda geliştirdiği PKK ve türevi terör örgütlerinin fes edilmesine dair atağı karşısında küresel emperyal güçler emin olun sinir ve stresten tırnaklarını yemelerine sebep olmuştur.

Bunun bedelleri elbette olacaktır. Ancak Türkiye, tarih boyunca bedel ödeyerek büyüyen bir devlettir.

GÜÇLÜ OLMAK YETMEZ, GÜÇLÜ KALMAK ZORUNDAYIZ!

Bugün dünyada yaşananlar, güçlü olanın değil, güçsüz olanın yok olduğunu göstermektedir. Türkiye, yalnızca bugünü değil, geleceği de düşünerek adımlar atmalıdır.

Ekonomik bağımsızlık, askeri güç, teknolojik ilerleme ve diplomatik etkinlik, bir devletin ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardır. Türkiye, bu alanlarda atılım yaparak küresel mafya düzenine karşı kendi varlığını sürdürebilmelidir.

Bu yüzden güçlü olmak yetmez, güçlü kalmak zorundayız. Sadece askeri gücümüzü değil, ekonomik bağımsızlığımızı da artırmalıyız. Savunma sanayisinde dışa bağımlılıktan kurtulmalıyız. Eğitimde, bilimde ve teknolojide ilerlemeliyiz.

Unutulmamalıdır ki, dünya yeni bir düzene doğru giderken, Türkiye’nin bu düzenin içinde güçlü bir şekilde yer alması bir zorunluluktur.

GÜÇLÜ OLAN AYAKTA KALIR

Tarih boyunca güçsüz milletler yok olup gitmiştir. Devletler için en büyük tehdit, zayıflık ve bağımlılıktır.

Bugün Türkiye’nin en büyük görevi, tam bağımsız bir ülke olarak varlığını sürdürmektir. Küresel güç dengeleri ne yönde değişirse değişsin, biz kendi yolumuzu çizmek zorundayız.

Unutulmamalıdır ki, dünyada adalet her zaman güçlülerin değil, mücadele edenlerin ellerinde yükselmiştir.

Ve unutmayalım ki: “Güçlü olmak yetmez, güçlü kalmak zorundayız!”

Saygılarımla,