KURBAN OLURUM…

Abone Ol

Zifiri karanlık, sanki saat gecenin üçü gibi ama bir saat var gün doğumuna...

Çocukluğumda en erken kalktığım gün sayısı yılda iki defadır.

Yıllarca her Ramazan ve Kurban bayramlarında güneş doğmadan kalkardım.

Her bayram namazından önce evimizde gergin dakikalar yaşardık. Annem hem bayram namazından sonra gelen misafirlere takdim edeceği yemekleri hazırlamayı hem de evi temizlemeyi bir komutan gibi kendisine verilmiş bir emir gibi görürdü.

Annemin gergin hali tüm ev halkını ve o evi bir askeri denetim gibi gergin ve kuralların keskin olduğu bir ev yapardı yıllarca.

Hepimizin hatta babamın dahi komutanıydı annem.

Üç gün öncesinden yemekler hazırlanmaya başlanmış ve son saatinde “yetişmeyecek” kalıbı ile telaşlı bayram sabahları geçirdim.

Annemin “yetişmeyecek” kalıbı aslında onu yıllarca motive eden ve ayakta tutan bir argümandı.

Her seferinde en az on-on beş kişilik yemeği ve temizliği hallederdi.

Bizim köyde bayram namazından sonra sabahın köründe kahvaltı yerine tamamen kırmızı et ağırlıklı yemekler yenilir kaç yüzyıldır.

Bir keresinde babama “Bu sene açık büfe yapalım; sabahın yedisinde kırk farklı kahvaltı çeşidi sunalım misafirlere” deyince çok gülmüştü.

Sonrasında bir saat anlatmıştı niye olmayacağını...

Dünyanın en güzel bayram sabahları geçirdim yıllarca.

Bir daha dünyaya gelme şansı verseler yine aynı evde ve aynı zaman diliminde doğmak büyümek isterdim.

Aynı bayramları yine tatmak isterdim...

Her bayram aslında çoğu kötü yönünüze format attığımız ve biçimlendirdiğimiz günlerdir.

Bayram namazından çıktıktan sonra öncesinde yaşadığın tüm sorunların biterdi.

Bayramın ne olduğu sorusunu o yıllarda herkes bilirdi.

Bayramların “tatil” görülmediği yıllardı.

Bu yaşadığımız dünya artık şu kalıp üzerinde gitmekte maalesef:

Para ile satın alınmayan bir “şey”in anlamı önemi yoktur.

Eğer bir olayda para harcanmıyorsa o olay değersizdir.

Bu tür durumlarda para ne kadar artarsa olayın anlamı da sanki daha çok artıyor, algısı artık vazgeçilemeyecek kadar yerleşmiştir bu topluma...

Bir gün belki de “kurbandan” vazgeçeriz ama bu düşünceden vazgeçmeyiz!

O derece içimize işlemiştir!

İyi ki o bayramları gördüm iyi ki o bayram sabahlarına uyandım.

Kurban olurum o bayram sabahlarına...