Kraldan çok kralcı olmak: Sadakat mi, körlük mü?

Abone Ol

Tarih boyunca insanlık, liderler ve ideolojiler etrafında şekillenen toplumsal hareketlere şahit olmuştur. Ancak bazı bireyler, bir fikre veya bir lidere o kadar bağlı hale gelir ki, savundukları kişi ya da düşüncenin bile ötesine geçerek fanatik bir tavır sergilerler. İşte bu duruma halk arasında “kraldan çok kralcı olmak” denir. Peki, bu tavır neden ortaya çıkar? Bireyler ve toplum üzerindeki etkileri nelerdir? Sadakat ile fanatizmin sınırı nerede çizilmelidir?

KRALDAN ÇOK KRALCI OLMANIN KÖKENİ

Bu deyim, özellikle siyaset, iş dünyası ve sosyal ilişkilerde sıkça karşımıza çıkar. Tarih boyunca liderlerin ve güçlü figürlerin etrafında aşırı sadakat gösteren, hatta onların kendisinden bile daha katı kurallar koymaya çalışan kişiler hep olmuştur. Bu tür bireyler, genellikle kendi çıkarlarını koruma, güç sahibi olma veya bir gruba aidiyet duyma gibi nedenlerle bu tutumu benimserler. Ancak kraldan çok kralcı olmak, sadece bireyin değil, toplumun da sağlıklı işleyişine zarar verir.

Bunun en somut örneklerinden birini dün yaşadım. Uzun yıllardır sosyal medyada paylaşımlar yapan, milli görüş kökenine sadakatle bağlı, muhafazakâr ve üst düzey vatansever biri olarak, siyasi olarak farklı görüşte olduğumuz bir Malatya milletvekili hakkında bir paylaşım yaptım. Bu paylaşımda, 6 şubat depremlerindeki mücadelede gösterdiği çaba nedeniyle kendisini takdir ettiğimi belirttim. Ancak ne oldu? Ak Parti’yi destekleyen ve özellikle “kraldan çok kralcı” olan bazı arkadaşlarım bu paylaşımın altına eleştiri yağdırdı, özel mesajlar atarak beni “dava bilincine aykırı davranmakla” suçladı. Eleştiriler, hakaretler, sitemler…

Peki, bu mantıklı mı? Bizler siyasi olarak farklı olabiliriz ama hepimiz insanız ve tek derdimiz Malatya. Hepimiz farklı yollarla da olsa aynı amaç için mücadele etmiyor muyuz? İşte kraldan çok kralcı olmak tam da burada devreye giriyor.

1. ELEŞTİREL DÜŞÜNCENİN YOK OLMASI

Kraldan çok kralcı olan kişiler, savundukları fikri veya kişiyi sorgusuz sualsiz desteklerler. Bu, eleştirel düşüncenin yok olmasına neden olur. Oysa ilerleme, sorgulayan, eksiklikleri görebilen ve gerektiğinde yanlışları dile getiren bireylerle mümkündür.

Örneğin, bir insan bir siyasi görüşü destekleyebilir ama bu, diğer görüşteki insanların yaptığı her şeyi kötülemek zorunda olduğu anlamına mı gelir? İyi bir iş yapıldığında onu takdir etmek neden suç olsun? Bir kişinin hatalarını eleştirebiliyorsak, yaptığı doğru işleri de söyleyebilmeliyiz. İşte tam da bu yüzden eleştirel düşünce önemlidir.

Ancak kraldan çok kralcılar, kendi düşündükleri dışında bir görüşe tahammül edemezler. Hatta bazen destekledikleri liderin bile esnek davrandığı bir konuda, onlar daha sert ve tavizsiz bir tutum sergileyerek “sadakat testi” yapmaya çalışırlar. Oysa bu, düşünmeyi öldüren bir yaklaşımdır.

2. TOPLUMSAL BÖLÜNME VE KUTUPLAŞMA

Kraldan çok kralcı bir zihniyet, toplum içinde derin yarıklar açar. Bir insanın farklı düşünmesi, düşman olması anlamına mı gelir? Hepimiz bu vatanın insanlarıyız, aynı sokakları paylaşıyoruz, aynı ülke için çalışıyoruz. Ancak aşırı bağlılık, farklı görüşte olanları düşman gibi göstermeye başlar.

Dün yaşadığım olay tam da bunun örneği. Ben deprem zamanı Malatya’nın sesini ve feryadını duyurmak için çalıştığını gördüğüm bir vekili takdir ettiğimde, bazıları bunu ihanet gibi gördü. Düşünebiliyor musunuz? Siyasi olarak farklı görüşte olduğumuz biri bile olsa, iyi bir iş yaptığında onu takdir etmek “ihanet” gibi algılanabiliyor. Aksi durumda “bu hükümet dünyanın en faydalı işini de yapsa biz alkışlayamayız, bu millet bize muhalefet görevi verdi” diyerek tarihsel bir gafa imza atan ana muhalefet partisi milletvekilinden ne farkımız kalır.

Bu anlayış, toplumu böler ve savaş psikolojisi yaratır. Oysa dikkat çekmek isterim: Biz birbirimizle savaşta değiliz. Farklı görüşlerimiz olabilir ama hepimiz bu ülke için, bu şehir için mücadele ediyoruz. Emin olun o vekil de Malatya için mücadele ediyor.

3. GERÇEK LİDERE ZARAR VERMEK

İronik bir şekilde, kraldan çok kralcı olanlar, savundukları liderlere zarar verirler. Çünkü körü körüne destek, gerçeğin görülmesini engeller.

Örneğin, bir lider halkın nabzını tutmak ister ama çevresindeki kraldan çok kralcı danışmanları ve destekçileri ona sadece duymak istediği şeyleri söyler. Bu durum, lideri gerçeklerden koparır ve halktan uzaklaştırır.

Aynı şekilde, eğer bir siyasi parti, kendi içindeki hataları bile konuşamaz hale gelirse, o parti uzun vadede halkın güvenini kaybeder. Çünkü insanlar, gerçekleri saklayan değil, doğruları söyleyen liderleri sever. Ancak kraldan çok kralcılar, bu doğal eleştiri sürecini de ortadan kaldırarak, liderlerine iyilik ettiğini zannederken aslında zarar verirler.

4. ADALETİN VE ÖZGÜRLÜĞÜN ZARAR GÖRMESİ

Kraldan çok kralcı bir ortamda, insanlar yalnızca bir gruba sadık olup olmadıklarına göre değerlendirilir. Yaptığınız işin doğruluğu veya yanlışlığı değil, hangi tarafta olduğunuz önem kazanır.

Dün yaşadığım olay da bunun bir göstergesiydi. Ben bir milletvekilinin çabasını takdir ettiğimde, bazıları bana “sen artık bizden değilsin” mesajları attı. Yani doğru-yanlış önemli değil; tek önemli olan, herkesin aynı şeyi düşünmesi!

Bu, sağlıklı bir toplumun işleyişine zarar verir. Bağımsız düşünemeyen bireyler, özgür karar veremez. Bu da uzun vadede hem bireylere hem de topluma zarar verir.

KRALDAN ÇOK KRALCI OLMAMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ?

•             Eleştirel düşünceyi kaybetmemeliyiz. Her fikri sorgulamak, gelişimin temelidir.

•             Sadakat ile fanatizmi ayırmalıyız. Bir fikri desteklemek, onu kutsallaştırmak anlamına gelmez.

•             Çoğulculuğu benimsemeliyiz. Farklı fikirlerin varlığı, toplumun ilerlemesi için gereklidir.

•             Adaleti ve vicdanı ön planda tutmalıyız. Körü körüne birini savunmak, bazen büyük haksızlıklara sebep olabilir.

SADAKAT GÜZELDİR, KÖRLÜK TEHLİKELİDİR

Bir düşünceyi, bir lideri veya bir ideolojiyi desteklemek elbette doğaldır. Ancak “kraldan çok kralcı olmak” sağlıklı bir destek biçimi değildir. Gerçek sadakat, her zaman doğrunun peşinde olmaktır. Kör bir bağlılık, yalnızca bireyin değil, toplumun da özgürlüğünü tehdit eder.

Unutmayalım,

“Gölge büyükse ışık az demektir.” Bir fikre ya da lidere duyulan sevgi, adaletin ve sağduyunun önüne geçmemelidir. Sadakat, hakikati görmeyi engellememelidir.

Saygılarımla.