KIBRIS’IN 28 ŞUBATI: YASAKÇI ZİHNİYETİN ZULMÜ
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) yaşanan başörtüsü zulmü, Türkiye’nin yıllardır canı pahasına koruduğu bu topraklarda kabul edilemez bir rezalettir. Lefkoşa’daki İrsen Küçük Ortaokulu’nda, 14 yaşındaki bir kız çocuğu sırf başörtülü olduğu için okula alınmadı. Üstelik bu skandal, sadece bir öğrencinin eğitim hakkının engellenmesiyle sınırlı kalmadı. KKTC Milli Eğitim Bakanlığı yetkilisi Yusuf İnanıroğlu bile okul kapısından kovuldu!
Bu olay, KKTC’de bir 28 Şubat zihniyetinin hortladığını, yasakçıların, jakoben zihniyetin ve Türkiye düşmanlarının tekrar harekete geçtiğini gösteriyor. Türkiye, yıllarca kendi içinde bu karanlık zihniyetle mücadele etti. 28 Şubat sürecinde binlerce başörtülü öğrenci okullardan, üniversitelerden, kamudan uzaklaştırıldı. Ancak Türkiye, bu zulme karşı mücadele etti ve inanç özgürlüğünü savunan bir hukuk düzeni inşa etti. Şimdi KKTC’de yaşananlar, aynı zulmün adanın kuzeyine taşınmaya çalışıldığını gösteriyor.
Daha da ironik olan şu: KKTC’de başörtüsüne yasak koymaya çalışanlar, Hristiyan Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde bile böyle bir uygulama olmadığını bile bile bu rezaleti savunuyorlar. Rum tarafında yaşayan Müslümanlar, özgürce başörtüsüyle eğitim alabiliyor, kamusal alanlarda hiçbir baskıya uğramadan yaşayabiliyorlar. Ancak kendisini “özgür” ve “bağımsız” gören KKTC’de bir Müslüman kız çocuğunun eğitim hakkı engelleniyor! Bu, sadece trajikomik değil, Türkiye’nin yıllardır destek verdiği bir toprak parçasında kendi değerlerine karşı açılmış bir savaşın açık ilanıdır.
KIBRIS’IN HAFIZASI: TÜRKİYE OLMASA NE OLURDU?
Bu olay, Kıbrıs Türk halkının yakın tarihini bilmeyen, Türk askerinin ve Türkiye’nin varlığının ne anlama geldiğini unutan bir güruhun ne kadar ileri gidebileceğini gösteriyor. Unutulmamalıdır ki 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı olmasa, bugün ne KKTC olurdu ne de Kıbrıslı Türklerin bağımsızlığı.
Peki, Türkiye’ye bu kadar borçlu olan bir toplumda nasıl olur da böyle bir yasakçı zihniyet hayat bulur? Bu pervasızlığı nereden alıyorlar?
Türkiye, yıllardır KKTC’nin güvenliğini sağlıyor. Ekonomik olarak her krizde Kıbrıs’a destek oluyor. Üniversiteler, hastaneler, yollar ve sosyal projelerle adanın ayakta kalmasını sağlayan en büyük güç Türkiye’dir. Buna rağmen, Türkiye’nin manevi değerlerine hakaret eden, Türkiye’nin inanç özgürlüğünü savunan duruşuna karşı çıkan bir zihniyet nasıl cüretkâr bir şekilde devlet yetkilisini kapıdan kovabilir?
Bu, sadece bir okula giriş yasağı değil, Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığına karşı başlatılmış bir psikolojik harekâttır. 28 Şubat sürecinde Türkiye’de nasıl ki başörtüsü üzerinden milletin dini değerleri hedef alındıysa, bugün de aynı şey Kıbrıs’ta yapılmak isteniyor.
EĞİTİMDE FAŞİZM: OKULLARI KİM YÖNETİYOR?
Bir okul, hangi hakla öğrencisini inancından dolayı dışlayabilir? Hangi demokratik hukuk devletinde bir kamu kurumu, milli eğitim bakanlığının bir yetkilisini kapıdan kovabilir? Eğer KKTC’de bu noktaya gelindiyse, oradaki idare mekanizmasının Türkiye’nin desteğini suiistimal ettiği çok açıktır.
Daha da kötüsü, bu yasakçı zihniyetin arkasında kimler var? KTOEÖS, kimlerden cesaret alarak Türkiye’nin KKTC’deki eğitim politikasına kafa tutacak kadar pervasızlaşabiliyor? Bugün başörtüsü yasağı koyanlar, yarın Türkiye’yi Kıbrıs’tan tamamen çıkarmaya mı çalışacaklar?
Bu olay, basit bir okul skandalı değildir. Bu olay, KKTC’de Türkiye karşıtı bir ideolojik yapılanmanın nasıl örgütlendiğini gösteren çok açık bir göstergedir. Ve bu yapı, Türkiye’nin bunca yıllık desteğine rağmen palazlanabiliyorsa, demek ki burada büyük bir hata yapılıyor.
TÜRKİYE’NİN AÇIK MESAJI: KKTC’DE BÖYLE BİR ZULME İZİN VERİLEMEZ!
Türkiye, Kıbrıs Türk halkının yanındadır ve olmaya devam edecektir. Ancak Türkiye, destek verdiği bir ülkede başörtülü bir kız çocuğunun eğitim hakkının gasp edilmesine ve devlet yetkililerinin aşağılanmasına asla göz yumamaz.
Bu yüzden, Türkiye’nin KKTC hükümetine açık bir mesaj vermesi gerekmektedir:
1. KKTC’de inanç özgürlüğü, anayasal güvence altına alınmalı ve kimsenin bunu ihlal etmesine izin verilmemelidir.
2. Eğitimde ayrımcılık yapanlar, öğrencilerin haklarını ihlal edenler ve Türkiye düşmanlığı yapanlar devlet kademelerinden temizlenmelidir.
3. Türkiye, destek verdiği hiçbir yerde kendi değerlerine hakaret edilmesine izin vermez. Eğer KKTC Türkiye’nin desteğini istiyorsa, bu tür skandallara karşı net bir tavır almalıdır.
Bugün bu olayın önüne geçilmezse, yarın çok daha büyük bir Türkiye karşıtı hareketin temelleri atılmış olacaktır.
KIBRIS TÜRKÜ’NÜN GELECEĞİ TÜRKİYE’DİR!
Bugün başörtüsüne düşmanlık edenler, bunu sadece bir kıyafet tercihi meselesi olarak yapmıyorlar. Asıl hedefleri, Türkiye’nin manevi değerlerini ve toplumsal yapısını Kıbrıs Türk halkının arasından silmektir. Başörtüsünü yasaklayan bir zihniyet, yarın bu topraklarda Türk kimliğini, bayrağını ve varlığını da sorgulamaya kalkacaktır. Zira bu olay, sadece bir öğrencinin mağdur edilmesi değil, Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığına karşı yürütülen organize bir ideolojik savaşın bir parçasıdır.
Eğer bugün bu zihniyetle mücadele edilmezse, yarın Türkiye karşıtı daha büyük bir hareketin temelleri atılmış olacaktır. Kıbrıs Türk halkı, Türkiye sayesinde ayakta kalmış, Türkiye sayesinde özgürlüğüne kavuşmuş ve Türkiye sayesinde varlığını sürdürmektedir. Ama Türkiye’nin kardeşlik elini uzattığı bir yerde, Türkiye düşmanlığını örgütleyen bir grubun bu kadar cesaret kazanması asla kabul edilemez. Eğitim kurumlarının ideolojik aygıtlara dönüşmesine, genç nesillerin milli kimliğinden koparılmasına izin verilemez.
Türkiye, asla kendi öz kardeşlerine karşı bir zulmün yaşanmasına göz yummayacaktır. Bugün yapılanlar sadece bir başlangıçtır. Eğer KKTC yönetimi, halkının inanç özgürlüğüne sahip çıkmazsa, Türkiye gereğini yapacaktır. Kıbrıs Türk halkının geleceği Türkiye’dedir ve Türkiye, bu kardeşlik bağının sarsılmasına asla müsaade etmeyecektir!
Saygılarımla.