Kirpiğimden bir tel koparıp verdim

Abone Ol

Yıl 2015… Bir arkadaşın babasının mevlidinden, Ana Muhalefet Partimizin ildeki en yetkili ve sorumlu kişi ve kişileriyle birlikte, aynı araçta, konuşarak dönüyoruz.

En yetkili kişi,

-Selahattin Abi işlerin nasıl, iyi mi? Malatya'da piyasa bu aralar durgun... Bu durumlar avukatlara yarar, işleri iyileşir...

Ben de diyorum ki,

-Doğru... Ama, böyle durumlarda muhalefet partilerinin oyları da artar. Ama siz artıramadınız, azalttınız.

Diğer yetkili arkadaş sözü alıyor,

-Vatandaşa anlatamıyorsun ki… Bir şey anlamıyor.  Başına kuş pislese hemen koşup piyango bileti alıyor... Ne yapabilirsin ki?

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan, 2012’de Malatya’ya gelmişti. Öğretmenevinde kahvaltı tertiplenmiş, biz de çağrılmıştık.

Yirmi otuz kişi kadar vardık.

Disiplin Kurulu Başkanıydım.

Kahvaltıya başlanmadan, Çölaşan ayağa kalktı, konuşmaya başladı. Konuşma,

-Cahillerin, yobazların oyuyla iktidar olanlar… diyerek devam edince duramadım, kalktım,

-Sayın Başkanım, halkımıza, vatandaşımıza böyle demeyin. Onu istismar edenler varsa onlara söyleyeceğinizi söyleyin, bize oy vermiyorlarsa kusuru kendimizde arayalım dedim. Çölaşan,

-Onu demek istemedim gibisinden sözler söyledi.

Ben öteden beri bu yaklaşımın yanlış olduğuna inandığım için, aracın içindeki arkadaşlara diyorum ki;

-Bu kafayı değiştirelim. Vatandaş senden benden akıllı. Bakın, İsmet İnönü,

-Köylere gittiğimizde, her köyde en az bir profesör olduğunu düşünür, ona göre konuşurum diyor.

Arkadaş,

-Evet, onlar kanaat önderleri diyor, doğru söylüyor.

CHP’li olmayanları, cahil, akılsız, geri kafalı görme hali CHP’lilerde bir vakıadır.

Koskoca Demirel’i bile küçümserdik.

İlk gençlik yıllarımda şu soruları sordum kendi kendime:

-Demirel koskoca Başbakan. Üniversiteyi bitirmiş, mühendis. Hiç akılsız, cahil olur mu? Adalet Partili o kadar profesör var, onlar da mı cahil?

KABUK DEĞİL GÖVDE YÖNETSİN… (2000 yılında Yorum Gazetesinde yazığım yazı)

Malatya CHP’de çok zamandır, ben diyeyim üç ay, siz deyin üç senedir bir komedi yaşanıyor.

Lafın gelişi komedi dedim; başka adlar da konabilir:

Dram, trajedi, yüze başka arkadan başka tutum, benim adamım senin adamın kavgası, yüksek değerleri küçük hesaplara kılıf etme, herkesi kendisi gibi hileci görme, gizli örgüt gibi çalışma, yeniden yapılanma adıyla intikam hareketi, çete savaşları…

* * *

Siyasal partiler, o ülke insanının ülkesini yönetmek için aşağı yukarı ortak görüşler çevresinde bir araya geldiği, örgütlendiği, çalışmalar yaptığı, bu çalışmalarını ülkeye yayarak oydaş edindiği kuruluşlar değil mi?

Evet.

Devletin denetimi var mı buralarda?

Var ama çok az.

Seni sana emanet etmiş yani.

* * *

Anayasa ve Siyasal Partiler Yasası çerçeveyi çizmiş, gerisini partilerin tüzüklerine bırakmış.

Partiler, bu tüzüklerle, kendi kendilerini nasıl yöneteceklerinin haritasını çizerler.

Hak-hukuk, tüzük-müzük hak getire.

Karışan yok eden yok.

Sen sana pişir, sen sana ye…

* * *

Bir de yıllardır söylenegelen, “Az olsun benim olsun.” lafı var CHP’de.

Bir türlü eskimedi.

Neden?

Hala halktan kopmuş kişiler yönetiyor bu partiyi de ondan.

Nasıl kopmuş?

Düşünce olarak, duygu olarak,  ülkü olarak, dış görünüş olarak, davranış biçimi, yaşam biçimi olarak…

İşin daha da kötüsü “Siz gidin biz gelelim.” diyenler de aynı.

Onlar da halktan kopmuş, onlar da halka yabancı.

Kimsenin kimseye dili yok.

Tencere dibin kara, seninki benden kara..

* * *

Bizim bildiğimiz, sol düşünen insan, varıyla, yoğuyla, halkı, ulusu, ülkesi için çalışır.

Yaşamının her alanında, gezdiği yerde, oturduğu yerde ülkesi, halkı için çare arar, tepki koyar, tutum takınır, eleştirir, önerir.

Halk da kadir bilir olduğu için, onu taltif eder;  bir yerlere getirir.

İşte CHP’yi Türkiye’de de, Malatya’da da halka yabancılaşmış kişiler yönettiği için ve yönetmek istediği için ünlü “Az olsun benim olsun.” sözü de bir türlü bayatlamıyor.

* * *

Kabuğun değil de gövdenin duygu ve düşünceleri partiye egemen olduğunda, CHP Malatya’da da, Türkiye’de de birinci olacaktır.

Kabuğun gücü bu kadar olur.

* * *

Arguvan türküleri gibi duru ve dürüst CHP yönetimleri dileyerek...

ŞAVŞATLI

Rize İmam Hatip’te görev yaparken, Artvin Şavşatlı bir edebiyat öğretmeni arkadaşla bir sınav için Ankara’dayken, tayin durumumuzu öğrenmek için Bakanlığa gittik.

O tayinin çıkmasını çok, çok istiyordu.

Ben, ‘Çıkmaz ama yine de isteyeyim’ diyerek başvurmuştum.

İlgili Daire Başkanının odasına gidip sorduk.

Benim tayinim Adana İmam Hatip’e çıkmıştı, arkadaşınki çıkmamıştı.

Çok üzüldü.

Bir büfeden birer tane kalem, birer de milli piyango bileti aldık.

Kızılay’da bir parkta oturuyoruz.

Kalemlere baktık, onunkinde bir olumsuzluk vardı.

Yine üzüldü.

-Sen çok şanslısın dedi.

Biletler aklına geldi.

-Görürsün seninkine çıkar dedi.

Ben de,

-Değişelim öyleyse, ver onu, al bunu dedim.

-Yook! Bu sefer buna değil ona çıkar deyip değişmedi.

Sonra, kendince uğur getirmesi için şanslı olan benden, kirpiğimden bir tel koparıp vermemi istedi ısrarla.

Koparıp verdim.

Aldı, özenle cüzdanın İçine koydu…

Bu arkadaşım hem de çok solcu, çok ilericiydi!