KİMİN SESİSİN!

Abone Ol

Sürekli “yeni” ibaresini duyunca inanın çok sinirleniyorum.

Bu “yeni” hallerimizi her duruma serebiliriz.

Mesela meslekten gidelim…

Bir yazarın saygı duyacağı kesim yönetenler veya atananlar değildir.

Bir yazarın saygı duyulacağı belki de tek yer okurlarıdır.

Eğer bir “yazar” saygı duyulmasını bazı çevrelerden istiyorsa…

Yani o yönde bir hamle yapıyorsa…

Çok yanlış yöne sapmıştır.

İster vali olsun ister büyük başkan olsun, fark etmez.

Eğer bir yazarı okurları takdir etmiş ise yöneticiler o takdiri görmek zorundadır.

Sürekli birilerinden “takdir” bekleyenlerin itibarını okur dediğimiz kesim tarafından anlaşılır.

Anlaşılmaz zannedilir ama bu sürekli “yeni” diyenlerin “yeni okur” tiplemesini görmeleri gerekir.

Kimin ne dediğini, kimin ne için ne yazdığını aslında okurlar bilir.

Senden-benden daha bilgilidir…

Yaptığın her haberin veya yazdığın yazının farkındadır.

Malatya büyükşehirdir statüde ama bu büyükmüş gibi görünen şehrin küçük hesaplarının farkındadır insanlar…

Mide bulandırır bazı şeyler ama bu mide bulantısını da iyi bilir Malatyalılar…

Kimin sesi olduğunu belirtmen gerekir;

Ya birilerinin sesi olacaksın…

Ya da milletin sesi olmaya çalışacaksın…

Amaç birilerinin takdirini kazanmak olursa yediğin yaftanın hesabını verirken zorlanırsın.

Bu zorlu hallerin dışarıya tepkisini de anlar okur…

Basına güvenin gitgide düştüğü bu yüzyılda Malatya’da “Ben şu kadar yıldır bu şehirde gazetecilik yapıyorum” diyenlerin yüzündendir, bu güvensizlik…

Kirli işlere girmeyen ama bu tür kirli duayen diye tabir edilenlere sessiz kalındığı için millet basına güvensiz...

Bu güvensizliği tarafını milletten yana kullanan ve ikili-kirli- ilişkili hallere girmeyen üç-beş gazeteci bi şeyler yapmaya çalışıyordur…

Belki de başaracaktır…

Yaptığın işin karşılığında “Allah razı olsun” kısmını kim söylüyor ona bakmak gerekir.

Millet mi yoksa birileri mi?