Kılıçdaroğlu şu kapıdan girse

Abone Ol

Sene 2010.

CHP Malatya’da il başkanlığı seçimi yaklaşıyor.

Mevcut başkan Celal Berktaş adaylığını açıklamıştı.

Başka aday yoktu henüz.

Ben de il delegesiyim.

Berktaş’a, kendisine oy vereceğimi söyledim.

On, on beş gün sonra Ağbaba da adaylığını açıkladı.

Yakın arkadaşları desteklemem için ofisime geldiler.

Birkaç defa geldiler.

Celal Berktaş’a söz verdiğimi tekrarladım.

Israr, rica devam edince, oturduğumuz odanın kapısını göstererek,

-Bakın, bu kapı açılsa, içeri Kemal Kılıçdaroğlu girse, “Seni birinci sıraya koyacağım, Ağbaba’ya oy ver!” dese yine vermem. Çünkü söz verdim dedim.

Seçim günü geldi.

Kongrenin yapıldığı Spor Salonundayız.

Bir ara yemek için yakındaki evimize gittim.

Dönüşte, Kanal Boyundan Salona giderken partililerle karşılaşıyordum.

Birkaç yerde,

-Sana oy verdik, sana oy verdik dediler.

-Nasıl? Ben bir yere aday olmadım ki dedim.

Sonradan öğrendim.

Meğer Ağbaba’nın listesinde Kurultay Delegesi adayıymışım.

Şimdi diyeceksiniz ki,

-Peki ne yaptınız, kime oy verdiniz?

Ben de size sorayım.

-Siz benim yerimde olsaydınız ne yapardınız?

Ben ne yaptığımı söyleyeyim,

-Ağbaba’ya verdim. Onun listesindeydim ve o listeyi sandığa attım.

Aksi eşyanın tabiatına aykırı olurdu.

Kendime değil, başkasına oy vermem abes olmaz mıydı?

Ağbaba da il başkanı oldu.

İlk Kurultayda da canı gönülden, ikincisinde kerhen Kılıçdaroğlu’na oy verdim.

Baykal’ın kaset skandalı patlayıp istifa edince, Kılıçdaroğlu için illerde çalışmalar başladı.

Rahmetli Aslanoğlu Malatya’da, delegeler ve yönetimle duruma ilişkin yaptığı nabız alma toplantında Kılıçdaroğlu’nu empoze ediyordu.

Ben,

-Baykal olayı doğru değildir belki deyince, bana bakıp, gözünü kırparak, başını sallayarak, ‘Doğru. Doğru’ demişti.

Malatya’ya gelen TBB Başkanı Vedat Ahsen Coşar’ın yardımcısıyla bu ‘kaseti’ konuşurken, ben,

-Amerikan yapımı deyince, o,

-Yok yok ev yapımı demişti.

Baykal da Feto’nun yalanına inanmıştı.

İstifa konuşmasında,

-Pensilvanya’dan aldığım mesajın samimiyetine inanıyorum demişti.

İddiaya göre Feto, Baykal’ı aramış,

-Bu işin içinde yokuz demiş ve Baykal da buna inanmıştı.

Kaset operasyonuyla CHP Batılı Sosyal Demokrat Parti dolduruşuyla, millilikten, yerlilikten çıkarıldı.

İçi başka, dışı başka oldu.

Bugünkü halini görüyorsunuz…

Battalgazi Başkanıyken, Ankara’da, Nazım Hikmet Spor Salonunda yapılan genişletilmiş İl ve İlçe Başkanları toplantısında söz almak için başvurdum.

Batılı Sosyal Demokrat Parti dolduruşunu açacaktım.

Avrupa’daki SDP’lerin Marksizm’in reformize edilmiş hali olduğunu, bizim CHP’nin Kuvayı Milliye Hareketinden doğduğunu söyleyecektim.

Talebim iletilmedi.

Burada izninizle şunu da söyleyeyim: Toplantıda binin üzerinde başkan vardı, tek çelenk sahnenin yanında duran çelenkti ve üzerinde Malatya Battalgazi İlçe Başkanlığı yazıyordu.

Her nedense binde bir kişinin yaptığını yapmıştım.

Kötü olmasın da…

2017’de, Referandumdan bir ay önce istifa etmeye karar verdiğim halde, başkan olarak üstüme aldığım göreve halel getirmeden çalışmalarımı yaptım.

Oy verme günü de aynı şekilde görevimi yapıp, ilçe binasında, yönetim kurulu üyesi arkadaşlarıma veda baklavasını da ikram edip, sandıkların kapanmasına on dakika kala, saat 16:50’de partiden ayrılıp eve gittim.

Başkanlıktan istifa ettiğime ilişkin kısa açıklamamı yazdım, saat 16:10’da, oy verme bitip, sandıklar henüz açılmadan, İl Başkanlığına ve basınımıza ilettim.

Geri almam için çok büyük ısrarlar da geldi.

-Hayır, ok yaydan çıktı dedim.

Yine şunu söylememe de izin verin lütfen, istifamı, AA, İHA, DHA bütün Türkiye’ye geçti.

Bunu haber yapmayan medya organı yoktu.

Çünkü tüm Türkiye’de, istifa eden tek CHP yöneticisi Malatya Battalgazi İlçe Başkanıydı.

Burada da yine binde bir olmuştum.

Yukarıda, ‘Kendine oy verip vermeme’ durumu yazarken bizim baro seçimlerinden bir anım aklıma gelmişti.

Baro Genel Kurulu yapılıyor.

Başkanlığa aday olan ben diğer iki arkadaş aramızda sohbet ediyoruz.

-Adaylar kendisine oy verebiliyor mu? diye ciddi ciddi sordum.

Kadın aday olan arkadaş,

-Tabii ki diye yanıtladı.

-Öyle miii? Ben kendime oy vermedim dedim.

-Vay… Nasıl bilmezsin? deyince. Bu sefer sözü değiştirdim,

-Yok yok, etik olmaz diye vermedim deyince,

-Ohoo, mümkün olsa ben, bir değil on oy veririm dedi.

Şaka yaptığımı açıkladım tabii.

Milletvekilliği seçimine hazırlanan ve kendince beni rakip gören bir eski Baro Başkanımız, o arkadaşı aday olmaya ikna etmiş.

Bunu birkaç arkadaştan net olarak öğrenmiştim.

Az bir oy aldı ama benden aldı.

O da benim seçilmememe yetti de arttı.

Ben listeye giremedim.

O üçüncü sıradan gösterilmişti.

Ve ‘giydirdiği’, süslediği seçim aracının üzerine kocaman harflerle,

“Size Hiç Yalan Söylemedim” diye yazdırmıştı.

Bir seçim gezimizde, bir aday adayı da kulağıma eğilerek,

-Son söylediği yalan bu demişti.

KILIÇDAROĞLU ÇAĞIRSA

Dilek’te polis emeklisi abimgile iftara davetliydik.

Eve vardık.

İçeri giriyorduk ki, telefonum çaldı.

Arayan CHP Battalgazi yönetiminden bir arkadaşımdı.

-Başkanım, hepimiz ailecek sizi bekliyoruz diyerek yerlerini söyledi.

-Öyle mi? Tamam, geliyoruz dedim.

Yönetim Kurulumuz eşimle beni iftara çağıracaklardı.

Biliyordum ama gününde bir iletişim hatası olmuştu.

Abime, ‘Böyleyken böyle!’

-Gitmemiz gerek dedim.

Hoşlarına gitmedi tabii.

-Vallaha, ben olsam, Kemal Kılıçdaroğlu çağırsa bile gitmem dedi.

Koştuk.

Arkadaşlarımızla beraber olduk.