Kestane

Abone Ol

Dün, Zeynep Irmak Gürşen’in BUSABAH’daki “Kestane” haberini okuyunca eski yıllar aklıma geldi.

Kaldım bi süre eskilerde…

Haber çok uzun değildi ama eski yılları aklımda canlandırmam uzun sürdü…

80’lerin sonunu hatırlayan çoğu insan “kestane” dendiği zaman anlatacağı çok anısı vardır.

Reklamlara geçince TRT, elektrik fazla gitmesin diye televizyon kapatılırdı.

Sobanın üstünde kestaneler pişerken bizler bu yılları hiç düşünmemiştik.

Bizler de büyüyünce aynı şeyleri çocuklarımıza yaşatmayı düşünürdük…

Çok değiştik, çooook…

ORALET daha yeni çıkmıştı ve her evde vardı o yıllar.

ORALET’in TRT’deki reklamı on beş dakika sürüyordu.

Tek bir reklam on beş dakika…

Her yılbaşı akşamı, babam mutlaka kestane alırdı…

Her evde meyve şimdiki gibi her gün bulunmazdı ama o akşam mutlaka alınırdı.

BBG desem, kaçınız bu harflerin açılımını bilir?

Bir Başka Gece…

Müziğini dahi unutmamıştır o “eski” insanlar.

Misafir kavramı bir başkaydı…

Kısacası her şey bir başka güzeldi.

O yıllarda yaşadığım için kendimi şanslı hissediyorum.

Sınırsız internet yoktu, Facebook da yoktu Twitter da yoktu.

Kestane o yıllar kaç liraydı bilmiyorum ama şimdiki gibi bu kadar pahalı değildi.

İnsanlar gram ile değil, kilo kilo alırdı…

Kestane dendiği zaman beynim sinyaller gönderiyor kalbime…

Kalbimde bir acı hissediyorum ve o acının hiçbir zaman yok olmayacağını düşünüyorum.

Çünkü bi daha o yıllara dönmeyeceğimizi iyi biliyorum…

O yıllardaki “insanlığın” olamayacağını da biliyorum…

O yılları her hatırladığımda, aynı acıyı ölene kadar hissedeceğim.