KERNEK 2

Abone Ol

Başka bir bölüm Kernek Baba adlı yatırın olduğu bölümdü.

Buraya gelenlerin yüzde doksan beşi kadındı. Kadınlar buraya gelir, mumlar yakar, çaput bağlar ne Dilek'leri varsa olacağı inancıyla evlerinin yolunu tutarlardı.

Biz de mum yakmanın, bir Hristiyan geleneği, Allah'tan başkasından bir şey istemenin de şirk olduğunu çok sonra öğrenecektik.

Diğer bir bölümde Malatya'nın bıçkın delikanlılarının ağaçların gölgesinde oturup sohbet ettiği bölümdü. Bu ağaç altları hiç boş kalmaz sürekli birilerini misafir ederdi.

Diğer bir bölüm de biz çocukların olduğu bölümdü. Akşama kadar (yerler mühürlendi eve gelin derlerdi biz çocuklar inanır akşam ezanı ile eve koşardık) çimmekten tutunda her türlü çocukça aktiviteyi yapardık.

Şimdi lütfen gözünüzü kapayın ve anlattığım ortamı tahayyül edin. Bir yanda kadınlar bağıra çağıra çamaşır yıkıyor, aynı anda dedikodu yapıyor, bir yanda Kernek Babaya çaput bağlayıp mum yakanlar, bir yanda arabalarını yıkayanlar, bir yanda çocuksu güzellikleriyle cıvıl cıvıl oynayan çocuklar, bir yanda ağaç altında sohbet eden mahallenin namusunun onlardan sorulduğu "ağır abiler".

Kernek yalnız bunlarla mı sınırlıydı? Tabi ki hayır!

Yukarıdan aşağı bir şelale güzelliğinde akan ve bir yılan gibi kıvrılarak kilometrelerce uzağa sulama suyunu taşıyan ve bu görevini yaparken de geçtiği yere hayat ve güzellikler veren, benim de doğup büyüdüğüm, Kanalboyu’na ismini veren Dermesuyu Kernek’in en önemli simgesi idi.

Bu konuyu bitirmeden biz çocukların en sevdiği, gelmesini istediği gün Hıdırellez günüydü. 6 Mayıs’a denk gelen bu günde, yine özellikle kadınlar, dileklerini bir kağıda yazar, kanalın baş tarafından suya atar, böylece dileklerinin olacağına inanırlardı. Bizler de bizim evin önünde suya girer, bu kağıtlardan toplayabildiklerimizi toplardık. Aman Allah'ım, ne dilekler çıkardı, günlerce bunu konuşur, gülerdik.

Şimdiki nesile anlatamayacağımız bir olay da kanal boyunun plaj olduğudur. Malatya tabiri ile dere, tam bizim evin önünden (şimdiki Mado) şişirilirdi. Şişen dere, yükselir, boyun hizamıza gelirdi. Bizde o derede çimer, asfalta yatarak güneşlenirdik.

Dere şişirmek ne demek? Kanala bizim nesil dere derdi, kanalın belli bir yerine bentler koyarak, önünün kapatılması, dolayısıyla suyun yükselmesine de derenin şişmesi derdik. Asfaltta güneşlenmeye gelince, caddede araba yoktu ki, bize engel olsun, belki saatte bir araba ya geçiyor, ya geçmiyordu. Çimme işi bitince iş donların kurutulmasına gelirdi. Her yer renk renk, desen desen çocuk tumanından geçilmezdi. Kanalboyu’ndaki şimdiki hengameyi görenler bu anlattıklarıma bir anlam veremeyebilirler. Dahasını söyleyeyim, Kanalboyu’nda kale kurup çift kale maç yapardık üstüne üstlük.

Dağdan gelen derme suyunun sağ tarafı büyükçe yeşil alandı, bir tek Kernek Camisi vardı, bu alanda. Siyasiler alınmasın ama müzeyi, kütüphaneyi, diğer kuruluşları koyacak başka yer bulamadınız da Kernek’e mi koydunuz. Kernek’in büyük bir meydan olmasını engelleyip şimdilerdeki yönetimin yel değirmenine mahkum ettiniz.

Kernek bir süre sonra su özelliğinden dolayı bir büyük bir iki küçük havuzla gazino, daha sonra çay bahçesi ve şimdi de Don Kişot'un yel değirmeniyle anılır oldu.

Kernek bir kültürdü, hayata dair birçok şeyi, büyüğe saygıyı, küçüğü korumayı, sevmeyi, mahallenin kızlarına bacımız gözüyle bakmayı, mahallenin namusu kavramını, Beşiktaşlı olmayı, sportmenliği, mahalleden kafası yukarılarda ikinci defa geçen birine hemşehrim seni buralarda bir daha görmeyelim eğer görürsek kafanı kırarız demeyi, kısaca şu anda arayıp bulamadığımız "mahalle" adına her şeyi Kernekli abilerimizden öğrendik. –

Mahallenin güzelliklerini yeni anlamaya başladık, fakat, mahalleleri kaybettik.

Biz niye böyle bir toplum olduk, her şeyin değerini kaybettikten sonra mı anlayacağız?