“Kendilerini dilenci durumuna düşürüyorlar”

Abone Ol

TARSİM Genel Müdür Yardımcısı Zeki Ka­rakurt ile bir söyleşi yaptık Malatya TAR­SİM Bölge Müdürlüğü’nde. Kafamda netleşmeyen sorular vardı ve açık açık sordum. Hassasiyetlerinden dolayı öncelikle bu köşeden bir kere daha teşekkür etmek istiyorum. Bu arada Malatya TARSİM Bölge Müdürü Mehmet Ali Doğan’ın misafirperverliği için teşekkür etme­mek olmaz. TARSİM’i eleştirmeme rağmen bazı siyasetçilere örnek olacak düzeyde bir karşılama ile ağırlanmam tam örnekliktir bana göre…
Hadi başlayalım…

SORU: Malatya’da TARSİM ile ilgili kim ile konuşmuş isem “zirai don” ile ilgili konu­şuyorlar. Tüm bitkisel ürünler için teminat kapsamındaki riskler ve unsurlar içerisinde “zirai don” yok. Dolu, fırtına, hortum, yangın, deprem, heyelan, sel ve su baskınları var ama “don” yok. “İsteğe bağ­lı” olarak yapılıyor. Yani artı bir ücret ödemek gerekiyor. En azından sadece kayısı ağacı için “teminat kapsamına” alınamaz mı?

ZEKİ KARAKURT: Aslında teminat kapsamın­da ama sizin de dediğiniz gibi “isteğe bağlı”… As­lında bu bir paket ama “don”u isterlerse alıyorlar. Çünkü burada “don” primi hem risk itibariyle ağır hasarlara neden oluyor hem de pirimleri yüksek… Tarım sigortalarının tüm branşlarında devlet des­teği yüzde 50 iken sadece “don” olayında yüzde 67’dir. Çiftçi bahçesinin hikâyesini daha iyi biliyor ama sigortalatmak yaygınlaştıkça bu pirimler daha düşecektir.

SORU: TARSİM ile ilgili genelde pirimlerin yüksekliği ile ilgili konuşan çok çiftçi tanıyorum. Türkiye şartlarında TARSİM pirimler yüksek midir?

ZEKİ KARAKURT: Türkiye’de tarım sigor­taları 1950’lerden yapıla geliyor ama biz devlet destekli sistemi 2005’de başladık. Şu anda biz Malatya’da sigortalılık oranına baktığımız zaman yüzde 35-40’lara geldik. Aslında çok iyi durumda­yız. Türkiye’de genel bitkisel ÇKS’ye kayıtlılık oranı üzerinden gittiğimizde 2015 yılsonundaki sigorta­lılık oranı yüzde 14 idi. Bu sene yüzde 17-18’leri yakalama­sını bekliyoruz. Tabii biraz da çiftçinin bakış açısıyla alaka­lı… Sigorta aslında çok lüks, gereksiz bir masraf olarak bakılırsa belki pirim­ler yüksek denebilir. Ama artık sigor­ta üretici ile ilgili tarımsal girdi olarak değerlendirmeli… Gübre gibi, ilaç gibi, tarımsal yem gibi… Maliyet unsuru gibi değerlen­dirilirse pirimler yüksek değildir.

SORU: Dediğiniz ile orantılı bir soru sormak istiyorum. Sanki TARSİM zorunlu olursa çiftçiye daha faydalı olur, pirimler düşer, düşüncesi var. Bu düşünce doğru mudur?

ZEKİ KARAKURT: Burada zorunluluktan ziyade devlet destekleme ile TARSİM’e belki yön­lendirmek istiyor. 1970’lerde çıkan bir afet yasası var. Diyor ki; Benim teminat kapsamına aldığım ürün ve lokasyonlarda sen sigorta yaptırmazsan ben sana yardım yapmam, diyor yasa… Böyle bir zorluk yapıyor. Dolayısıyla vatandaş kendi üreti­mini, kendi riskini göz önünde bulundurarak bunu yapacak. Başka çaresi yok. Çünkü artık her şey çok değişti ve iklim de değişti. Hiç görülmeyen doğa olaylarını görüyoruz.

SORU: Ama resmi sitenizde TARSİM’e katılım zorunlu olmayıp isteğe bağlıdır, diyor. Ve devamın­da Tarım sigortası yaptırmayan üreticiler 2090 sayılı kanundan yaralanamaz, diyorsunuz. Bu kanunla beraber TARSİM biraz zorunlu olmuyor mu?

ZEKİ KARAKURT: Tabii biraz yönlendirme var ama tamamen TARSİM’i zorunlu kılmıyor. Afet ile ilgili bir belirsizlik vardır. Öngörülebilir bir afet tahmini yapamayız. Bunun için devlet artık krizi yönetmektense riski yönetmek istiyor. Sen git tarım sigortanı yaptır, bende orayı destekleyeyim, primlerini de ödenebilir kılayım, bundan sonra da afet şeklinden gelme, diyor. Bizim yasamızda da var, ondan sonra çıkan Bakanlar Kurulu kararların­da da var: Benim sana temi­nat içerisine aldığım risk ve ürünlerle ilgili tarım sigortası yaptırmayanlara 2090’dan herhangi bir yardım yap­mam, diyor.

SORU: Aslında açık açık şunu diyorsunuz: TARSİM, devletin hasar durumlarında çiftçiye yapacağı bir yardım sistemi değildir. Kar amaçlı bir şirket olmadığını da dek­lare ediyorsunuz. Peki, hiç zarar ettiniz mi?

ZEKİ KARAKURT: Şimdi buradaki Havuz’un yapısında kar amacı yoktur. Havuz’a devletin iki tür desteği var:

BİR: Sigorta primlerini ödenebilir kılmak için Havuz’a, üretici adına üretici primlerini destekle­rim. Yani yüzde 50’sini vatandaş adına Havuz’a aktarırım, diyor devlet…

İKİ: Çok büyük bir hasar durumunda vatanda­şın hasarlarını ödenemediği durumlarda ben senin ödeyemediğin hasarları öderim, diyor devlet…
Yani devletin bir garantisi var sistem karşısın­da… Bu şimdiye kadar bi kere oldu ve hasar faz­lasını Tarım Bakanlığı’nın Destekleme Bütçesinden sisteme aktardı. Böyle de bir garantisi var. Aslında devlet diyor ki; sen buradan poliçeni al bu öderse öder, ödeyemezse biz varız, diyor.

SORU: Şunu merak ediyorum: Malatya’da 52 bin civarında çiftçi var. Bunun 38 bini kayısı üreti­cisi…2015 ve 2016 yıllarında Malatya’da toplamda kaç çiftçi TARSİM’li oldu?

ZEKİ KARAKURT: 2015 yılın­da 8 bin 168 çiftçimiz TARSİM’e kayıt yaptırdı. 2016’da ise bu rakam 9 bin 507 çiftçi oldu.

SORU: Kaç lira pirim olarak yatırıldı ve karşılığında kaç lira verildi?

ZEKİ KARAKURT: 2015 yılında üreticilerden 32 milyon TL pirim karşılığında yaklaşık 86 milyon TL hasar ödemesi yapıl­dı. Yaklaşık 3 kata yakın hasar ödemesi yapıldı.

SORU: Son olarak Malatya çiftçisini nasıl bulu­yorsunuz, bi öneriniz var mı?
ZEKİ KARAKURT: Malatya çiftçisi riskini iyi biliyor, iyi ölçüyor. Ama bazen de ölçemediği durumlar oluyor. Beklemediği, yıllardır görmediği olaylar oluyor. Bundan dolayı muhakkak ürünle­rini sigortalatmasını tavsiye ediyoruz. Aksi halde mağduriyet çok büyük oluyor. Yani önlenemez bir durum oluyor. Ama sigortasını yapan üretici ihbarını yapıyor, ondan son eksperleri bekliyor. Gelecek tazminatı bekliyor. Ama sigortası olmayan üretici ona buna el açıyor. Acaba devlet bi yerden üç kuruş-beş kuruş gönderir mi? Acaba hangi siyasetçiye gitsek? Afet fonundan bi şey çıkar mı? Valilikten bi şey çıkar mı? Aslında belki kendisini bi dilenci durumuna düşürüyor… Buna hiç gerek yok, devlet sistemi destekliyor. Yoğunluk olunca belki pirimler de biraz daha düşecek.