KANSERLİ BEYİNLER

Abone Ol

Geçen hafta “Kanserli Düşünceler” diye bir yazı yazmıştım. Dün, bir arkadaşımın başına gelen olayı duyunca olayın “düşünce” de olmadığını, beyin dediğimiz et parçasının kanserleştiğini anladım maalesef. Arkadaşımın babasının başına gelen olay Turgut Özal Tıp Merkezi’nde yaşanmış, namı diğer ARAŞTIRMA HASTANESİ’nde…

Malatya halkı niye halen o devasa binaya ARAŞTIRMA diyor, inanın şimdi anladım! Eski Devlet Hastanesi’nin o küçücük “ARAŞTIRMA” bölümü (ki o dönemler o bölümde efsane kara anıları vardır bu halkın) Turgut Özal Tıp Merkezi’nin bütününe bulaşmış durumda halkın gözünde. Karaciğer naklinde Türkiye’de rekorla kıran bir tıp merkezine haksızlık olmuyor mu, diyebilirsiniz. Olayı anlatayım…

Arkadaşımın babasına akciğer kanseri teşhisi konuyor. Zaten cümlenin sonuna “kanser”i yerleştirdin mi, hayatı sorgulamaya, arkanda bırakacağın yakınlarını düşünmeye başlarsın. İnsanı tahrip eden ve sadece hastayı değil hasta yakınlarını da tahrip eden bir hastalıktır bu kanser!

Doktorun tutumundan hasta yakınlarının tutumuna varıncaya kadar dikkatli olma süreci vardır. Hassas bir tutum gerektirir. Arkadaşımın babası hastaneye yatırılıyor ve hemen tedaviye başlanıyor. En sonunda operasyon kararı alıyor doktor efendi! Ameliyat yapılıyor ve o bölgeden parça alınıyor. Daha sonra o doktor efendi, arkadaşıma “pardon” diyor. Nasıl yani?

“Baban kanser değilmiş ama biraz fazla parça almışız. Kusura bakma…” diyor. Bu tür durumlarda dedemin o güzel lafı aklıma gelir: “Bu adam hiç dayak yememiş!” Dayağı tabii ki savunmuyorum ama bu tür durumlarda o doktorun kariyeri sonlanır medeni ülkelerde. Dayağı hem hastane yönetimi hem de hukuk atar.

Ya kusura bakma, yan attım çamura battım devri o beğenmediğimiz Batı’da 100 yıl önce terk edildi. Kaç yıl önce ARAŞTIRMA’da görevli bir Prof ile konuşmuştum. Milletin bu kötü algısını niye kıramıyor bu Turgut Özal Tıp Merkezi diye bir soru yöneltmiştim. Mantıklı bir cevap vermişti…” Bütün hastaneler dolaşıldıktan sonra, yani hasta son raddeye geldikten sonra buraya getiriliyor ve o yüzden ölüm sayısı çok bu burada…” diye cevap vermişti. Halen katılıyorum o Prof’a, ama bu yukarıda anlattığım olaylar oldukça ve o olaya muhatap doktor hazretleri her hangi bir yaptırıma çarpılmadıkça bu algı yüz yıl sonra da değişmez!

Halk dediğimiz kavram kendi hakkını arayamayabilir, uğraşmayabilir veya konumu gereği hiçbir şey yapamayabilir. Fakat, medeni hukuk dediğimiz kavramda “sistem” diye bir şey vardır. Bu sistem çarkında olay hemen deşifre edilir çünkü tüm yapılan işlemler kayıt altındadır. Yani, denetim sistemi olaya hemen müdahale eder ve “kamu zararı” gibi düşünülür. Ama bizdeki denetim sistemi “kollama sistemi” gibidir. Benim doktorum, benim çalışanım, benim hastanem…

Başlığı acaba DEMİRELLİ YILLAR diye mi atsaydım?