FERASET DERSLERİ-13-
Efendimiz aleyhisselatu vesselam buyurmuş ki “Allah’a hamd ederek başlanmayan her önemli iş bereketsiz olur.” Bize iyiyi-doğruyu, güzeli-çirkini ayırt edebilecek bir kalp veren, faydalı ve zararlıyı fark edebilecek bir akıl veren Yüce Rabbimize hamd-u senalar olsun.
“Allah’ım! İmanımı sorunlarımın elinden kurtar” diye dua etmişti Ali Şeraiti. Bizde “Allah’ım! Kalbimizi sorunlarımızın elinden kurtar” diye dua ederek başlayalım. Zira feraset; sağlıklı ve sorunlarından arındırılmış temiz bir kalpte ancak vücut bulur. Malum olduğu üzere yazı dizimizin konusu olan ve kalp gözü olarak da adlandırılan ferasetin mekânı tabi ki kalptir.
Kalbimizi hasta eden, meşgul eden ve onu yoran; sorunların içinde boğan üç çeşit hastalığımız var. Birincisi; Geçmişle alakalı pişmanlıklarımız, keşkelerimiz. İkincisi şu ana ait vesveselerimiz, kuruntularımız. Üçüncüsü ise geleceğe ait kaygılarımız endişelerimiz. Eğer bu üç hastalıktan kurtulur, kalbimizin bu ağır yüklerini onun üzerinden alırsak, selim bir kalbe sahip oluruz.
Bizi yaratan, bize şekil veren; arzularımız ve korkularımızı, ümitlerimizi ve endişelerimizi bilen Allah (C.C), kalbimizin sağlığını da hedefleyerek bize bu üç hastalıktan kurulmanın yolunu göstermiştir. Peki Yüce Allah’ın kalbimize şifa verecek, onu hastalıklarından darlıklarından kurtaracak reçetesinde neler var?
Geçmişe ait pişmanlıklarımız vardır. Keşke bu mesleği seçmeseydim, keşke şu adama fazla güvenmeseydim, keşke şu kararı vermeseydim… Bu keşkelerden kurtulmak için dinimiz bize muazzam bir ilaç vermiştir.
Kader inancı!
Keşke demeyi yasaklamıştır peygamberimiz. “Nasip böyleymiş” “kader böyle yazılmış” “belki böylesi daha hayırlıdır” cümleleri bizi keşkelerden kurtarır, kadere imanımızı sağlamlaştırır, kalbimizi ferahlatır. Geçmişe ait günahlarımız vardır. Allah (C.C) tövbe kapısını son nefesimize kadar açık tutar. Tövbe eden günah işlemeyen gibidir. Allah (C.C) çok bağışlayan çok merhamet edendir. Kulunun tövbesinden çok hoşlanır. Peygamberimiz buyurur ki «Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.» Öyleyse geçmiş günahlarımızın ağırlığını kalbimizde taşımaya gerek var mı? Her kusurumuza, her yanlışımıza, her günahımıza tövbe edelim. Tövbe ile kalbimizi günah kirlerinden arındıralım. Bir de geçmişe ait borçlarımız var. Allah (C.C) a karşı borçlarımız insanlara karşı borçlarımız. Allah (C.C) a karşı olan ibadet borçlarımızdan Allahtan bağışlanma umarak gücümüzün yettiği kadarı ile kaza ederek kurtuluruz. Kullara olan borçlarımız için de durum aynıdır. Gücümüzün yettiğince, kendimizi ve ailemizi aşırı sıkıntıya sokmadan borçları ödemek için gayret gösteririz. Böylece elimizden geleni yaptığımız için vicdanımız rahat kalbimiz de mesrur olur.
Geçmişte kalbini kırdığımız üzdüğümüz herkesten helallik alırız. Onların gönlünü hoş tutarak hakkımızı helal ettiririz. Zira suçluluk duygusu görmemeye çalışsak da kalbimiz için ağır bir yüktür. Bizi bağışlamayacaklarını bilsek bile özür dileyerek ve helallik isteyerek kalbimizi bu yüklerinden kurtararak onu hafifletiriz.
Geçmişten kalan alacaklarımız vardır. Ödeyememişlerdir. Ödememişlerdir. Ya da hile ve haksız bir şekilde elimizden almışlardır. Her ne şekilde olursa olsun kimin bize ödemesi gereken bir şey varsa bütün hepsini Allah (C.C) rızası için bağışlarız. Karz-ı hasen olarak adlandırır Yüce Mevla böyle davranışları. Bu borçları Allah (C.C)’a vermiş gibi kabul etmek. Onlardan değil de Allah (C.C)’tan istemek. Allah (C.C)’tan daha güzel borç ödeyen var mıdır? Allah (C.C) dan daha güzel fazlasıyla ödeyen var mıdır? Ne diyordu Rabbimiz; “Kim Allah'a güzel bir borç verirse Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder” (Bakara,2/245). İşte böylece alamadıklarımızın yükünden de kurtulmuş oluruz.
Geçmişten gelen kırgınlıklarımız var. Belki iftiraya uğradık. Belki haketmediğimiz sözlere maruz kaldık. Belki arkamızdan iş çevrildiğini öğrendik. Belki hakarete varan sözler hatta küfürler işittik. Kim bilir belki dilleri ile incittiler elleri ile incittiler. İşte tüm bunlar kalbimizi acıtan içten içe onu hasta eden geçmişe ait kırgınlıklarımız. Şimdi sıra geldi bunlardan kurtulmaya. Bunun da basit bir yolu var.
Affetmek!
Herkesi ama herkesi affetmek, bize yapılan haksızlık ne kadar büyük olursa olsun hepsini bağışlamak. Herkesi. Özür dileyeni de dilemeyeni de, pişman olanı da olmayanı da. Allah (C.C) bağışlayanları sever. “Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin” Hadisi gereğince bağışlayıp hem kalbimizi rahatlatalım hem de Allah (C.C) da bizi bağışlasın ve günahlarımızdan kurtarsın.
Hz. Peygamberimizin dili ile yalvaralım;
“Yâ Rabbî! Sıhhat, âfiyet ve güzel ahlâk ver! Kazâ ve Kaderine rızâ gösterenlerden eyle!”
“Yâ Rabbî! Zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım!”
“Yâ Rabbî! Kusûrlarımızı ört, korkulardan emin kıl ve borçlarımızı ödememizi nasip eyle!”
“Yâ Rabbî! Gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım!”
Nasip olursa bir sonraki yazıda şimdiki zamanın vesveselerinden kurtulmayı konu edineceğiz.