Kalbimiz buruk

Abone Ol

Bir bayramı daha buruk karşılıyoruz. Depremlerin üzerinden geçen 2 bayramının ardından 3’üncü bayramı da buruk bir şekilde karşılıyoruz. Hala konteynerlerde kalan vatandaşlar ve çeşitli zorluklar içerisinde hayata tutunmaya çalışanlar var.
Yüreğimizde o acı günde kaybettiklerimizin izi, memleketimizde ise o acı günün bıraktığı koca bir boşluk var. Bir yanda yıkımlar devam ediyor diğer yanda inşaatlar yükseliyor yavaş olsa da çoğu zaman sitem etsek de hayat dediğimiz bu yolculukta tren bir şekilde rayına girmeye başlıyor.
Ama unutulmuyor, artçı sarsıntılar zaman zaman kendini hatırlatarak o acı günün hafızalarımızdan silinmesine engel oluyor.
Bu bayramda geçen bayramlarda olduğu gibi birçok kişi sevdikleri ile mezarlıkta bayramlaşacak. Velhasıl bu bayramda kalbimiz buruk.
Ateş düştüğü yeri yakar derler ya aynen de öyle. 6 Şubat depremlerinde hanelere düşen ateş bir türlü sönmüyor ne kadar zaman geçerse geçsin ateşin etkisi azalmıyor. Her ne kadar zaman zaman biz de hüzünlensek de birkaç saniye sonra her şey unutuluyor ya da unutulmuş gibi yapılıyor.
Kaybedilen canlar elbette geri gelmiyor ama depremde yıkılan yapılarda hala yerini yenilerine bırakabilmiş değil. Malatyalılar 6 Şubat’ın ardından bir kışı daha konteynerlerde geçirdi. Görülen o ki kışın yağmur ve karın altında kalan konteynerler yazın da yakıcı güneşin altında kalacak.
Kalıcı konutlar peyderpey teslim ediliyor ama bu konutlar kime teslim ediliyor, vatandaş anahtarını alıyor ama gidip yerleşebiliyor mu bunu kimse sormuyor. Kısacası Malatya’da sorun ve sıkıntı çok ama çözüm yok. Yazımın başında da belirttiğim gibi hayat bir şekilde akıyor. Biz de akıntıya kapılarak bir yerlere sürükleniyoruz, elimizden bir şey gelmiyor.